BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Vacip olan kurbanımı...

Vacip olan kurbanımı...

Seslerle takvimler arasında bir rabıta var sanki... Eğer kalaycılar dolanıyorsa Ramazan gelecek demektir, bileyciler dolanıyorsa kurban...



Seslerle takvimler arasında bir rabıta var sanki... Eğer kalaycılar dolanıyorsa Ramazan gelecek demektir, bileyciler dolanıyorsa kurban... Eskiden şenlikliydi. Zilhicce girdi mi sokakları sürüler basar. Koyun dana görmemiş şehir bebelerine gün doğar. Kuzulara sarılan sarılana, tıfıllar enim konum yapağı kokar. Celepler kurttur, mal alacak adamı gözünden tanırlar. Şimdi bakarsın amcam efe gibi giriyor pazara. Göğüs ilerde, gözler kısık, eller cepken yakalarında, parmaklar trampet çalmakta. Tamam bundan iş çıkar. Nitekim şöyle bi dolanır gözüne kestirdiği koçun belini yoklar. Beğense de belli etmez, mayıl muyul bir sesle sorar: Ne diyon buna? -250 gayme... -Yok daaa neler, dana mı alıyoz ya! Başka rakam da söylese aynı şekilde itiraz edecektir, alışıldık bir çıkıştır aslında. -Bi fiyat da sen ver beyim. -Benden 150, işine geliyorsa... Hafiften dönüp gidiyormuş gibi yapar ama buluşacakları nokta belli olmuştur. Aracılar sağdan soldan koşar, etraflarında halka olurlar. Biri alıcının koluna asılır, biri satıcının koluna. Ellerini tutuşturup sallarlar... Ama nasıl koparırcasına. Atik tetik durmazsanız kolunuz üç yerinden çıkar maazallah. Neyse biri düşer, öbürü yükselir 200’de karar kılarlar. -Hayrını gör. -Güle güle harca. -Bi bahşiş de çobana atsan, zor iş biliyorsun. Yazı var, kışı var... Karda yağmurda... Dağda taşta... Bi onluk da at arabacıya... Bekçiye, kapıcıya, postacıya önüne kim çıkarsa... Bayram bu, her zaman gelmiyor ya... PAKET?SERVİS Bayram namazını cemaatle kılmış eve heyecanla dönmüşsünüzdür. Babanız hatırlı biri ise kasap sizin evden başlar. Önce vekaletler verilir, ardından hep beraber tekbir getirilir. Kasap işi bilir, “Bismilahi Allahüekber” derken “he”sine vurgu yapar. Keskin bir bıçakla hayvanı üzmeden boğazlar, bir dala kement atıp asar, anında yüzer boşaltır, parçalar. Şimdi iş size düşmektedir, “koş bunu filanca teyzene ver oğlu askerde, gözü yollarda.” “Bunu filanca dayıya yetiştir, aman elini de öp, duasını almayı unutma!” Gider gelirsiniz, kimi çerez şeker verir, kimi mendil çorap. Harçlıklar ekstra. Titreyen eller, titreyen dizler ve titreyen sesler... Yaşlıların niye hislendiğini anlayacak yaşta değilsinizdir daha... Son parçayı da adrese teslim ettikten sonra içeri girersiniz. İşte bu! Kokusu merdivenleri sarmıştır, büyük bir iştah ile yumulursunuz kavurmaya. Eski kadınlar beceriklidir eti el aletiyle çeker sarımsak ve sucuk baharı ile yoğururlar. Aynı alete huni gibi bir ağız takar, bağırsağa basarlar. Sucukları ipe dizer, kilere asarlar. Bilseniz nasıl da nefis kokar. Artık vakitli vakitsiz misafir gelebilir, bir kangal çekip almak üstüne üç beş yumurta kırmak zor değildir ya. Yanına çıtır ekmek, üstüne tahin pekmez, ohh. Ziyafet dediğin nasıl olur ki başka... Şimdi düşünüyorum da annelerimizin sucukları aylarca durur, kurur sertleşir ama bozulmazdı asla. Peki sanayi tipi sucuklar niye nitritsiz nitratsız (kansorojen) dayanamıyor? İçinde bilmediğimiz şeyler mi var acaba? Büyüklerimiz kurban derisi fakirin hakkı der, pösteki yapsalar bile değerini bir garibe verirlerdi. Gelgelelim Türk Hava Kurumu baskındı o yıllarda. Dulmuş yetimmiş anlamaz, elinizden alırdı valla. Ayrıca başınız derde girerdi, karakolla jandarmayla. Bu yüzden biz derilerimizi iyice tuzlar odunlukda saklardık. Ortalık sakinleyince çıkarır verirdik fukaraya. Tabii kızışıp kokmadıysa... DERTLERİ?BAŞKA Babıali’de bazı gazeteler kurban bayramlarına mesafeli dururlardı. Yılbaşlarında kıtır kıtır hindi gırtlaklayan zevat hayvan dostu oluverirdi bir anda. Oturup fetva verirler, “vay efendim kurban keseceklerine hayır kurumlarına teberruda bulunsalar ya...” Benim yapacağım ya da yapmayacağım teberrudan sana ne? Meraklıysan git kendin yap. Din ile ilgileri “bu sene hac bayrama denk geldi” mesabesindedir, bari bilmiyorsun, sus konuşma. Bu arada denizi kırmızıya boyar, “derya kan kesildi” manşetini resme oturturlar. Atış serbest nasıl olsa, salla! Madem bu kadar hassassın et ürünü reklamlarını alma! Onlar da bilirler ki kurban edilmeyen hayvanlar, kırlara salınmayacak, götürülüp mezbahaya bırakılacaktırlar. Biz kurbanlıkların şanslı olduklarına inanıyoruz ve besmele ile kesildiklerinde zerre kadar acı duymadıklarına. Sağolsun Teksaslı bir çiftçi bunu ispatladı. Şu linki tıklayın göreceksiniz. http://video.ihlassondakika.com/268049_Iste-Besmelenin-gucu.html Şaşırdınız di mi? Iydiniz said ola...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT