BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Vesigarı’nın öksürüğü

‘Vesigarı’nın öksürüğü

Vesigarı, ne kendimize taktığımız isimdi, ne de bilinmeyen bir oyuncak markası... Aklınıza otogar, tren garı da gelmesin...



Vesigarı, ne kendimize taktığımız isimdi, ne de bilinmeyen bir oyuncak markası... Aklınıza otogar, tren garı da gelmesin... Neyimiz olurdu? Neden arasıra bize gelir, yatıya kalırdı, hatırlayamıyorum. Bazen iyi olduğu günlerde, tekerlemeler söyler, elindeki mendiliyle sıçan oluşturur, bir kaç karışlık ipi, iki ucundan bağlayarak parmaklarıyla ip cambazlığı yapar bizi eğlendirirdi. O kuru, kemikleri dikilen elleriyle ipten salıncak yapıp hayali çocuk sallar, testere yapıp hayali odunları, kütükleri doğrardı. Bazen zeytin çekirdeğinden yapılmış doksandokuzluk tesbihiyle “pat pat pat altı, papuç altı, gön altı, inanmazsan say da bak, onaltıdır, onaltı” bize çektiği taneleri saydırarak şaşırtırdı. Anamın sofraya daha özen gösterdiği, babamın fısıltıyla “Vesigarı’ya ciğer getirdim, kebap edin” dediği hürmet gösterilen bir yaşlıydı. Herşey iyi, güzel, hoştu da, şu öksürük nöbetleri olmasaydı... Önce sırt ağrısıyla başlayan, yatağa girdikten sonra da öksürük nöbetine dönen kriz esnasında, biz çocuklar kendimizi dışarıya zor atardık. Bir iki kez yanında kalıp su vermeye kalkmıştım ama... Önce kızarıp, sonra morarıp, asıl rengi olan esmerliğe dönene kadar, gözleri o buruşuk evinden dışarı fırlar, bebekleri belerip, tavan sanki alçalıp alçalıp yükselirdi. Dakikalar diyemeyeceğim, belki saatler süren bu öksürük nöbetlerinde, onun değil, bizim ciğerlerimiz dışarı çıkardı. Kış ayları ise soba kuvvetlendirilir, üzerinde su kaynatılıp buhar oluşturulur, eski fanila parçaları soba borusuna sarılarak ısıtılıp, o kupkuru sırtına sokuşturulur, bir yandan da iyi gelir düşüncesiyle, ayva kompostosu kaynatılıp sıcak sıcak içirilmeye çalışılırdı. Çoluğu çocuğu var mıydı, bakanı var mıydı bilemiyorum? MEVLİT ŞEKERLERİ Bir keresinde yatıya kaldığının haftasıydı, Bitişik komşumuz, Vesigarı’yı ziyarete gelmiş, birden tutan öksürük nöbetiyle neye uğradığını şaşırmış, giderken annemin kulağına eğilmiş, “Bu haftaya çıkmaz, Allah vere de evinde ölse” demişti. Benden birkaç yaş büyük oğlu Mehmet Abi de, “Burda ölse keşke, bir sürü mevlit şekerimiz olur” demişti bana. Daha sonraki nöbetlerinde, yuvasından fırlayan gözlerinden, göğüs kafesini geçip dıyarı çıkamayan -o kadar öksürüğe rağmen parçalanmayan ciğerinin- hışırtılardan korkmamaya, hatta ölümünü de bir parça beklemeye başlamıştım. Daha bir çok kereler geldi, öksürük nöbetleri bir çok kereler tekrarlandı, geri evine gitti ama, komşu Mehmet Abi’yle bir türlü hayallediğimiz bol mevlit şekerine kavuşamadık. Mevlit şekeri dağıtıldığında, O Sinop’ta öğretmen, ben İstanbul’da akademide öğrenciydim. Vesigarı mı? Asıl adı Vesile’nin, Vesile Kadın’ın kısaltılmışıymış; saçlarıma lüle lüle kar yağarken yeni öğrendim... Diyalog Nevruz Karlı havaların sona erişi Baharın müjdesi, gelişi nevruz Çiftçinin bağa, bahçeye girişi Aletleri ele alışı nevruz. * * * Ergenekon’da dört yüz sene geçmiş Fidanlar çoğalmış, gönüller açmış Gelenler gidenden tarihi içmiş Zihinlere bilgi doluşu nevruz. * * * Yeni yurtlar için karar kılınmış Herkes üzerine görev alınmış Ortak görüşlerle çare bulunmuş Ataların zoru bölüşü nevruz. * * * Asalet, hoşgörü Allah vergisi Meydanlara taşar gönül sevgisi İnsanların birbirine saygısı Kavgasız sohbeti buluşu nevruz. * * * Adriyatik’ten Çin Seddi’ne şanı Kalplerin birlikte kaynıyor kanı Dünya Türklüğü’nün ortak bayramı Dostlukların daim oluşu nevruz. * * * Kırlarda kilimler, minderler serip Türkülerle renk renk çiçekler derip Bacı, kardeş, ana el-ele verip Yüzlerin coşkuyla gülüşü nevruz. (Birfani) Mehmet ALAN/ SAMSUN Bir damla hayal... Tütsülenmiş sevda kokularıyla gel. Çiçek açsın hayallerim; seni görünce. Uzayıp giden akşamlarıma “dur” deyip de gel. ... Ve sonra geceleri, zaten karanlık olan benliğimin gündüzleri de karardı. İçimde biriktirdiğim sevgimi dışarıya vuramamanın da verdiği acıyla ruhum hüzünle kaldı. ... Sensiz akşamlarla aradım seni. Belki bilmedim... Sormadan geçip giden zamana kızmadım, kızamadım... Önce resmine düştü gözümden akan yaşlar. Sonra kalbimdeki hasret ateşine. Ama ayın pencereme düşmesini durduramadım. ... Akşamüstü kızıllığına büründü duygularım. Merak etme; doruğuna ulaştığım acı dağlarımı, üzülmeyesin diye senden saklarım. Sararmış da olsa mektupların, onları koklarım. Seni bana bağlayan değillermi ki hatıralarım?... Sevgi kokularına hasret kaldı burnum. Bir zamanlar yazı yaşatıyorken sen kışımda, şimdi kış mı yaşatıyorsun baharımda? Ama hiç bitmeyecek umudum? ... İşte bu yüzden yanıma, tütsülenmiş sevda kokularıyla gel... Gel, düş koyuma... Her ayışığı düşüşünde ben seni arayayım oralarda. Sen bıraktığım acılara gel... ... Gel ki, yıllara hapsolmasın bir damla hayal... Salih TOPÇU/ İSTANBUL Arayış Pembe gülde gördüm seni Sarı gülde, beni buldum, Kırmızı gülde, aşkı gördüm, Dikeninde acı duydum. Çiğ tanelerinde, yaşlar gördüm, Yeşil çimenlere uzandım, Mis gibi toprağı kokladım, Ne gülün rengi kaldı, Ne dikenin acısı, Toprak anam beni de kucakladı, Orada rahatladım.. Nuriye ALPÜSTÜN/ İZMİR Tek tesellim Ben aynaya her bakışımda Seni görüyorum Rüzgarla birlikte sana koşuyorum Artık sen yoksun ya Tek tesellim mısralarım Seni çiziyorum hayallerime Yüreğimdeki acı benzersiz Sana gözyaşı döküyorum sayısız Artık sen yoksun ya Tek tesellim türkülerim Gözlerinle hatırlıyorum seni Şimdi yoksun Papatya yapraklarına soruyorum sevgimi Artık sen yoksun ya Tek tesellim umudum Sayısız yıldızlar var gökyüzünde Sayısız renkler yeryüzünde Oysa sen birtanesin Sevdiğimsin Artık sen yoksun ya Tek tesellim seni görebilme hayalim. Necla BARIŞ/ MANİSA Rica Bu gün beni de al beraberine Al atlarla koşan bahar rüzgarı Götürdüğümüz müjde haberine Gonca yanağından öpelim yari! * * * Penceresinin altında duralım Ayna tutalım narin bakışına Erik dalıyla camına vuralım Hayran olalım bülbül şakışına! * * * Eline çiçekten demet verelim O kor yüreğini tutuşturalım Yoluna, alkım halıyı serelim İki yanardağı buluşturalım! Latif KARGÖZ/ TEKİRDAĞ Çanakkale ve vatan Bu vatanın uğrunda hazır kıta neferim Yeter ki emir gelsin her cepheye giderim Toprağımın uğruna helal olsun bu serim Tarihlere sığmayan neslimin yarınıyım Yetimlerin oğluyum şehitler torunuyum. * * * Çanakkale dendi mi kaynar damarda kanım Kartal ruhuna döner işte o anda canım Benliğim neye yarar olmasa şu vatanım? Bir tehlike anında koşarım durur muyum? Pısırık yaşayamam kahraman torunuyum. * * * Bir yurt kimlik kazanıp sahipse milli marşa Özgürlük bayrağını çekmiş demektir arşa Hiç tahammül edemem sakinliğe yavaşa Vatanımın huzuru düşmanın sorunuyum Gözü pek bir askerim şehitler torunuyum. * * * Bir gazi anlatırdı Conkbayırı hakkında Gözleri şimşek şimşek sanki düşman yakında Bacağından vurulmuş bir geceki anında Hikaye değildir bu aldığım gerçek duyum Yaralanmış gazinin şehitler torunuyum. * * * Conkbayırı ne demek, ne demek Çanakkale? Al kırmızı kanını kim vermiş o hilale Milyonda zerre kalır yazılan her makale Yaz sen de yaz yine yaz unutulmaz olayı Bayrağa kimler takmış yıldız ile o ayı. * * * İbrahim bu isimle bir şehidin adıyım Genç yaşında dul kalan ninemin muradıyım Bırak ben de yurt için anamı ağlatayım Söz konusu vatansa saniye durur muyum Yavrusu yetim kalan şehitler torunuyum. İbrahim GÜLEÇ/ İSTANBUL
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT