BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Armageddon...

Armageddon...

Çarpışmanın zamanı bellidir ve geriye sayım başlamıştır. Sadece çarptığı yeri değil, bütün sistemi hem ekolojik olarak, hem de işin yörüngesini saptırarak mahvetmeye gelen bir asteroid beklenmektedir. Bir lider seçilir...



Avustralya kıtası büyüklüğünde bir göktaşı dünyaya yaklaşmaktadır. Birilerinin gidip dünyaya çarpmadan önce patlatması gerekmektedir. Konsey; dünkü Kulüpler Birliği ve 27 Şubat Genel Kurulu adı altında; aklını peynir ekmekle yemiş, uçmuş, yarı deli ve hayattan beklentisi kalmamış azılı birkaç mahkumdan bir ekip yapmaya çalışır... Çarpışmanın zamanı bellidir ve geriye sayım başlamıştır. Sadece çarptığı yeri değil, bütün sistemi hem ekolojik olarak, hem de işin yörüngesini saptırarak mahvetmeye gelen bir asteroid beklenmektedir. Bir lider seçilir... Ona inanan yarı çılgın bir grup oluşturulur. İşlerinde başarılı ve hayattan beklentileri pek fazla değildir. Kimi aşkı, kimi parası için ekibe dahil olur. Üç beş günde eğitim alırlar. Hukuk Kurulu nedir, Etik Kurulu ne yapar, Disiplin Kurulu ne demektir; hemen öğrenirler. Kaybedecek bir şeyleri yoktur o adamların... O nedenle korkuları da yoktur, beklentileri de... Taraf olmadıkları için kimse onlara baskı da yapamaz... *** Aranan insanların “dik” olması gerekir... “Cesur” olması da istenir... “Kararlı” olması beklenir... “Dürüstlük” ve “Güçlü” kavramları da olsa iyi olur... “Tarafsız” olması şarttır... Ammmmaaaaa... “Dik” olanı hemen bükerler... “Cesur”un korkutulması an meselesidir... “Kararlı” olanı anında yamulturlar... “Tarafsız” olan yoktur; öyle gibi görüneni de “taraflar” istemez... Son iki kavram zaten anında halledilir... Bu tarife en yakın duran biri vardı, Ama... Öldü... Hasan Doğan... *** Kulüpler Birliği Vakfı birbirini yedi dün... 27 Şubat’ta tam bir “han sofrası” kurulacak orta yere ve şapur şupur karınlarını bir kere daha doyuracaklar koca kuzuları dişleriyle parçalayarak. O arada Armageddon biraz daha yaklaşacak... Biz de kendi kendimize soracağız: “Acaba dünyayı kurtarmaya mı gittiler, yoksa kendilerini kurtarmaya mı?” POST-İT Ne kadar zamana yayılırsa ve ne kadar patırtı çıkartılırsa; o kadar “cambaza bak” uygulanıyor... Sizler cambaza bakarken cebinizdeki üç-beş kuruş götürülse yine iyisiniz... Onurunuz, geleceğiniz, umutlarınız götürülüyor... Tiyatro Biri bana anlatabilir mi? Bütün bu olanları değil, sadece bir tek sorunun cevabını gerekçeli olarak verebilir mi? Erteleme maçını ekleyip kuyruğuna da Fenerbahçe maçını denk getirdikleri ve Karabükspor’a sundukları üç maçlık “eziyeti” kim ayarladı? Karabükspor’un “hiç olmazsa pazartesi oynayalım” teklifini kim, neden ve hangi gerekçeyle geri çevirdi? Erteleme maçı neden getirilip oraya konuldu? Beşiktaş’ın Mersin maçında gördükleri ile Fenerbahçe’nin Samsunspor maçında görmedikleri nasıl bir organizasyondur? Bütün derdiniz play-off’u “mümkün olduğu kadar” kafa kafaya getirmek midir? Bana sadece bunu açıklayın, yeter... Sahneye koyduğunuz eser hayranı olduğum “Komedi Dükkanı” yanında bir “ilkokul müsameresi” kadar ilkeldir... Kuş ve balık... İçinden çıkamadığımız durum; bir balığın bir kuşa âşık olması kadar çözümsüzdür... Zamana sığınmak için çabalayanlara ise bir başka yorumum olacak... Mesele iyice yaşlandı beyler... İnsan yaşlanınca “hemen”den başka zamanı olmuyor maalesef... Seçeceğiniz aday ülkenin futbolunun başkanı mı olacak, yoksa sizin daha gelmeden harcadığınız ve beklediğiniz paraların bekçisi mi? Yoksa son yıllarda hep olageldiği gibi bazı kulüp başkanlarının başkanı mı olacak, yoksa hepinizin mi? Atanacak mı, seçilecek mi? S-ÖZ: “Yalan dörtnala gider, gerçek ise ağır ağır yürür. Gideceği yere varabilen ve hep zamanında yetişen gerçektir nedense...” Hakkını aramak, kulübünü korumak, başkanlık vecibelerini yerine getirmek hepsinin doğal hakkı ve mubah, sadece bir takım için günah!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT