BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ara, belki ALTIN bulursun

Ara, belki ALTIN bulursun

Sierra Leone halkı topraklarındaki madenlerde arama yaparken hırsız muamelesi görüyor.



YETiMLER ÜLKESi SİERRA LEONE -3- OSMAN SAĞIRLI KANLI ELMAS ÜLKESİNDEKİ HAYATLARI YAZIYOR osman.sagirli@tg.com.tr Sierra Leone’de artık son günlerim. Ülkeyi bu kadar can kaybına, fakirliğe iten elmas ve altın yataklarını görmeden dönmek olmaz. Madenlerin olduğu bölge Gine ve Liberya sınırına yakın Kono... Free Town’a yaklaşık 400 kilometre. Kiralama şirketleri bölgeye gitmek için normal tarifenin iki katı bir bedel istiyor. Kono’ya doğru oldukça erken bir saatte yola çıkıyoruz. Eczacı Cengiz Abi’nin çay krizi tutuyor. Amadu bir yerde çay içebilir miyiz? diye soruyor. O da söylenen her şeyi emir telakki ettiğinden yol üzerindeki pazarlardan birinde durup poşet çaylardan alıyor. Yol üzerinde bir köyden sıcak su alıp hem çay içeceğiz hem de kahvaltı yapacağız. Lunsar şehrine yakın bir köyde duruyoruz. Ottan evleri önünde ateş yakan aileye Amadu durumu izah ediyor, kabul ediyorlar. Evin küçük çocukları belki de hayatlarında ilk defa beyaz bir adam görmenin verdiği korkuyla topukları kalçalarına değecek şekilde feryat figan kaçışıyor. Evin orta yaşlı hanımının tencerede kaynattığı suyla çaya olan hasretimize son veriyoruz. Bütün gözlerin bizden çok soframızda yer alan biz gazetecilerin milli yiyeceği barbunya ve patlıcandan müteşekkil konserveye yöneldiğini görünce sofradan elimizi eteğimizi çekiyoruz. ÇİMDİKLİ TEN KONTROLÜ Geldiğimizde sağa sola kaçışan çocuklar snap, snap (fotoğrafımı çek) diye objektifin önüne diziliyor. Sonra da yakın yakın temas başlıyor. Benim gibi koyu bir beyazı yakın incelemeye alıyorlar, kolllarımın üzerinde ellerini gezdirenlerden tutun da çimdik atarak tenimde acı kontrolü yapanlar bile var. Artık ayrılma vakti. Araca bindiğimiz anda Behcet’in fotoğraf makinesinin olmadığını farkediyoruz. Makinemiz kayboldu demek bir dert makinayı bulmadan gitmek iki dert. Amadu lisanı halle durumu izah ediyor, yemek yediğimiz esnada başka insanların orada olduğundan bahsederek özür üstüne özür diliyorlar. Telefon numaramızı bırakıp ayrılıyoruz. Bir türlü bitmek bilmeyen yolda kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Normal asfalt bitiyor bizim Beylikdüzü-Avcılar arasındaki metrobüs yolu inşaatını aratmayan bir yola giriyoruz. Hadi bizde elmas yok ta burada milyarlarca dolar para kazanan İngiliz şirketlerinin çıkardıkları iki elmasla bu yolu otobana çevirmemeleri içten bile değil şeklinde söyleniyorum. Amadu, “Onların yola ihtiyacı yok ki. Elmas parasından helikopter filosu dizdiler. Uçan uçana” diyor. ELLER KIPRAŞMASIN BEYLER Tam 8 saatlik yolculuğun ardından nihayet Kono’ya varıyoruz. Nehirler bölgesine girdiğimizde sular içinde tek tük insanlar göze çarpıyor. Kaçak arama yapan insanların kalabalık olduğu bir nehrin kenarında duruyoruz. İngiliz elmas şirketinin elemanları geldi düşüncesiyle suyun içindekiler sağa sola kaçışıyor. Görüntü alma ve konuşma imkanımız olmuyor. Birkaç yüz metre ileride Sewa nehrinin araziye yayıldığı alanda onlarca kayığı görünce nihayet emelimize ulaşıyoruz. Nehrin üzerindeki köprüye arabayı parkedip aşağıya iniyoruz. Kıyılarda hummalı bir çalışma. Kimi, kova kova kum taşıyor. Kimi eleklerde taş kum eliyor. Oksijen tüpleriyle suyun derinliklerde keşif yapanlar da çabası. İstiflerini bozmuyorlar. Ekibin sorumlusu Kali Kamera, “Burada görüntü haricinde bir şey almamak şartıyla kalabilirsiniz” diyor. Uzun süre taşlar arasında elmas, kumlar arasında altın arıyorlar. Hiç çıktı mı? diye soruyorum. Sabah bir tane elmas bulduklarını onu da köye gönderdiklerini söylüyor. FOTOĞRAFI BIRAK, ALTINA BAK Nehrin alt tarafında ise kadın ve çocuklardan oluşan bir grup dikkatimi çekiyor. Onlara yöneliyorum. Yarı bellerine kadar suyun içindeler. Kıyıya sıra sıra dizdikleri küçücük kovalar içinde simsiyah suları önce elekten geçiriyor sonra da metal leğenleri kendi etrafından 360 derece çeviriyorlar. Bir süre sonra kadınlardan biri yanıma gelip,”Fotoğraf çekmeyi bırak, gel altınlara bak” diyor. Kumdan ayrışan altınlar leğen içinde parıldıyor. Çıkan altınları bir bez içine toplayıp aynı kenara alıyorlar, kürekle suyun içinden kum çıkarıp aynı işlemi tekrar ediyorlar. Toplanan elmas ve madenler, her gün akşam Lübnanlı tüccarlar tarafından satın alınıyor. Altının gramı 15 dolardan elmasta kim ne tutturursa. Burası tabii ki diğer rezevlerin yanında devede kulak. Daha yukarılarda bu işlemin çok daha büyük çaplısı yapılıyor. Ancak o bölgeye gitmemize ne yazık ki müsaade edilmiyor. HIRSIZIN BÜYÜĞÜ ORADAYDI Hava kararmak üzere artık dönüş yolundayız. Telefon çalıyor, karşıdaki ses, “Makinanızı bulduk. Lunsar girişinde sizi bekliyorum” diyor. Gece yarısı denilen yerdeyiz. Arabaya biri beyaz iki ikişi biniyor. Kamerayı alanların karakolda olduğunu söylüyor. Karakolda elektrik yok. Polislerden biri el lambasını alıp içeri giriyor bir süre sonra iki kişi ile geliyor. Şahısları teşhis ediyoruz. Amadu, “Beni bu insanlar okuttu, mühendis yaptı. Yetmedi geldiler buradaki çocuklarımıza sahip çıkıyorlar. Hem de diğer beyazlar gibi altınlarımızı ve elmaslarımızı da almıyorlar. Beni rezil ettiniz” diye uzun bir nutuk çekip şikayetçi olmayacağımızı söylüyor. Beyaz adam cezalarını çekmeleri konusunda ısrarlı. Kim olduğunu sorup soruşturuyoruz. Deveyi hamuduyla götüren Sierra Leone’nin elmas yataklarını 99 yıllığına alan London Mining şirketinin temsilcisiymiş. Dünya düzeni bu işte. Bir makinanın yerini değiştiren aylarca yatar serveti ülkesine taşıyan uğruna yüzbinlerce insanın ölümüne çanak tutan namuslu kesilir. Güler misin ağlar mısın? Artık Türkiye’ye dönüyoruz. 10 gün boyunca İHH insani Yardım Vakfı ekibiyle köşe bucak yetim aradığımız, Müslümanların ihtiyaçlarını giderdiğimiz, geride katrilyonlarca servet üzerinde yalın ayak dolaşan 1 milyondan fazla yetimi bıraktığımız ülkeyi terkediyoruz. Hafızamda İHH’nın elinden tuttuğu boynu bükük yetimlerin tebessümleri kalacak. Teşekkürler İHH.... ELMAS BİTERSE ÇİLE DE BİTER Sierra Leone madenler yönünden oldukça zengin bir coğrafya. 1930 yıllarında, Yengeima ve Kenema yörelerinde bulunan zengin maden yatakları, uzun yıllar İngilizler tarafından işletilir. 1961’deki bağımsızlıktan sonra, yüzde 51’i devletin, yüzde 47’si İngiliz De Beers’in olan Diminco şirketi kurulur. Ülkede 2.000’den fazla elmas arayan küçük şirket var. Resmi kayıtlara göre elmas üretimi yıl geçtikçe düşüyor. 1970’li yıllarda 2 milyon kırat elmas üretilirken, 1978’de 800 bin kırata ve 1995’de 191.000 kırata kadar gerilemiş. Ülkenin zengin elmas yataklarının işletilmesi sırasında ancak yüzde 10’u denetim altında tutulabiliyor. Geri kalan yatakların hepsi kaçak ve çıkarılan elmaslar kaçak yollardan çok ucuz fiyatlarla Liberya’ya satılıyor.Ülke madenlerinin işletilmesinde İngilizlerin hakim oluşu ve öte yandan kaçak satışlar neticesinde, Sierra Leone halkı sahip olduğu elmas yataklarından hakkıyla yararlanamıyor. Bu da yetmiyor elmasa bel bağlayan halk tarımı da bir kenara bırakıp elmas arama sevdasına kapılmış. Şimdi açlıkla pençeleşiyor. Görünen o ki elmas bitmeden çile bitmeyecek. İHH’DAN SU KUYUSU Afrika’da birçok ülkede fakirlerin imdadına koşan İHH İnsani Yardım Vakfı, Sierra Leone’de açtırdığı su kuyuları ve yetimlere yönelik çalışmalarıyla Müslümanlara destek oluyor. ALIN OKULUNUZU GİDİN BURADAN Misyonerler Sierra Leone’de Hristiyanlığı yaymak için olmadık yöntemler deniyor. Yıllarca sömürülen eğitimden uzak tutulan yerli halk, yıllar sonra size okul yapıyoruz denilerek kandırılmaya çalışılıyor. İşte benzer bir durumda Amadu’nun köyü Mabereh’te yaşanıyor. Birkaç yıl önce köye gelen misyonerler köyün tam ortasında bir okul inşaatı başlatıyor. Okul bitiyor, bir Hristiyan okulu olarak hizmet vereceği açıklanıyor. 500 nüfuslu köyde hiç Hristiyan yok. Ancak okulda İncil’i mecburi ders olarak vereceksin! Köylüler “Biz Müslümanız. Burada Hristiyanlık propagandasının yapıldığı eğitime izin vermeyiz” diyerek itiraz ediyorlar. Aldıkları cevap maksadı fazlasıyla izah eden türden, “Biz bu dersleri veremeyeceksek o zaman okulu niye yaptık?” Köylülerin tepkisi daha sert, “Tamam alın okulunuzu gidin o zaman!” Okul yerinde kalıyor. Fakat bu defa Hristiyan bir okul müdürü gönderiliyor. Çok geçmeden o müdür islamiyetle şerefleniyor. Amaçlarına yine ulaşamıyorlar. O müdürü apar topar Hristiyan bir köye atıyorlar yerine boynunda emsallerinden oldukça büyük bir haçla dolaşan Hasan adlı başka bir müdür gönderiliyor. Köylüler onu da baş üstünde taşıyor. Yakında onun da İslamiyetle şerefleneceğinden hiç endişeleri yok. Haydi hayırlısı... Yetimlere dünyanızda yer açın İnsani Yardım Vakfı (İHH) çeşitli ülkelerdeki yetimleri ziyaret ediyor. Onları sağlık taramasından geçirip çeşitli ihtiyaçlarını gideren İHH, şu ana kadar 23500 yetime ulaştı. Özellikle deprem, savaş bölgelerindeki çocuklara yardım etmeyi hedefleyen İHH, kampanyasını çeşitli etkinliklerle sürdürüyor. İYİ Kİ VARSINIZ AMADU VE MUSU 29 yaşındaki Deamed Amadu Conteh. Türkiye’de eğitim görmüş. İTÜ mezunu bir endüstri mühendisi. 26 yaşındaki eşi Musu Quendeh Conteh. O da Amadu ile evlendikten sonra Müslüman olan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisi. Her ikisi de ülkeleri için çırpınan azimli gençler. Gece gündüz ülkeleri için projeler üreten bu genç çift, 5 yıldır başarılara imza atıyorlar. Şimdilik 400 çiftçiye çeltik ekimi... Daha birçok projeleri de var. İşte onlardan bazıları; İHH ile birlikte 1000’den fazla katarakt ameliyatı, okullar, su kuyuları, yetim organizasyonları, fakirlere mikrokredi, kurban kesimleri, ramazan kumanyaları ve... Sierra Leone sizden çok şey bekliyor ha gayret Amadu, ha gayret Musu... BİTTİ
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT