BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dalış şampiyonu yeni rekor peşinde

Dalış şampiyonu yeni rekor peşinde

10 metre su basıncı plastik bidonu parçalar, 15 metredeki su basıncı ise koca petrol varilini kola kutusu gibi ezer yırtar. Şampiyonumuz 100 metreye inip çıkıyor, düşünün o basınç bizim gibileri n’apar?



Kaç tane Dünya Şampİyonumuz var kİ? Cenk Devrim Ulusoy aklınıza gelebilecek en riskli sporlardan birini yapıyor. Büyük fedakarlıklarla çalışıyor, bayrağımızı göndere çektiriyor. O bir şampiyon ve önümüzdeki aylarda 6 yeni dünya rekoru daha kırmaya hazırlanıyor. Bu genç kaabiliyetimiz dışarıda yakinen izlense de Türkiye’de ne yazık ki bilinmiyor. İşimiz gücümüz meşin yuvarlakla, varsa da futbol, yoksa da... Bırakın büyük takımların yıldız oyuncularını, düşme hattında top koşturanları bile tanıyor, arabasının markasını biliyoruz hatta... Halbuki... Şampiyon bir dalgıcımız var, bir başına uğraşıyor didiniyor, adımızı duyuruyor dünyaya. Gazeteler tek sütun yer vermiyor o başka! Cenk Devrim Ulusoy efendi bir genç, Çanakkale’de çok seviliyor, kime sorsanız gösteriyor. Sağ olsun bizi kırmıyor, okuyucularımıza içini açıyor. Şampiyonumuz “Aslen Niğdeliyiz” diye başlıyor “dedem Lapseki Hastanesinin Başhekimiydi Çanakkale’ye yerleşmiş zamanında. Ben doğma büyüme İstanbulluyum. Boyacıköy, Emirgan arasında... Çok hareketli bir çocukmuşum, 6 aylıkken mama sandalyesinden düşüyorum. Dirseğim demir saksıya çarpıyor, un ufak oluyor. Kemikler süt, yapacak bir şey yok, sadece bekleniyor. Kol kaynıyor ama çolak kalıyor. Doktorun biri “yüzsün düzelir” deyince babam beni Didim’e götürüyor. Belime bir ip bağlıyor, sandaldan sallıyor. “Glup glup” ettikçe çekiyor, sonra bir daha... Bakıyor yüzüyorum, bırakıyor. Birden balık oluveriyorum, ki 3 yaşındayım daha... YÜZME, TENİS, VESAİRE... Sonra Kuruçeşme Adasında yüzmeye devam ettim, Yılmaz Özak hocadan çok şey öğrendim iki yıl “Ada Birinciliği”ni kaptırmadım. Kalamış derken Yüzme İhtisasa transfer oldum. Sabri Özün’ün babası Hikmet Bey tecrübelerini aktardı, 600’den fazla madalya kazandım, yurt içi ve dışı başarılara imza attım. Sonra Federasyon Başkanı ile bir soğukluk yaşadık, ayrıldım. Kıbrıs’ta makine mühendisliği okuduğum yıllarda hiç yüzemedim desem yeri var. SalamisBay da bir süs havuzu gösterdiler, o kadar sığdı ki elim yere değiyordu adeta... Ben de kendimi tenise verdim Kıbrıs ikincisi oldum. Sporu seviyor, disiplinden hoşlanıyordum. Üçüncü sınıfta fakülteyi bırakıp, Çanakkale’ye geldim. Babam “hayırlısı” dedi, “takma kafana bak burada bir su sporları kulübü var, istersen gel yazıl oyalan!” Dalışı orada öğrendim, nefesimi 30 saniye tutabiliyor, dipten 10 metre gidebiliyordum ancak. > Şimdi? -9 dakika nefessiz kalabiliyor, yatay 210 metre gidebiliyorum. Eksi 103 metreye dalabiliyorum ayrıca. > Bunlar müthiş rakamlar. -Evet normal insanın ciğeri 6 litre olur benimki 13.5 litre. Lakin iş yine beyinde bitiyor. O derinliklerde yapayalnızsın. Dipsiz bir kuyu düşün, kör karanlıkta.... > Rekor denemeleri de stresli olmalı. -Hem nasıl. Bütün dünyanın gözü üzerinizde. Uluslararası müşahitler, antidopingciler, kameramanlar, seyirciler, sponsorlar... > Nasıl hazırlanıyorsun? -Memurlar haftada 5 gün çalışır, biz 7 gün. Sürekli yüzüyor, karın kaslarımı, diyaframı kuvvetlendiriyorum. Dalınca her 10 metrede artı bir atmosfer yüklenirsin ki bu 20 metrede 3 atmosfer, 40 metrede 5 atmosfer (bar)basınç yiyeceksin demektir. Yeri gelmişken söyleyeyim plastik bidon 10 metrede parçalanır, 15 metrelik suyun tazyiki petrol varilini kola kutusu gibi ezer yırtar. 10 bar basınç 220 volt elektrikten daha tehlikelidir, adamı çarpar. Düşünün uçakta kabin basıncı milim değişse kulaklarınız çöküyor. Eğer hususi tekniklerle yutkunup basıncı dengelememiş olsak, kulak zarlarımız patlar. KIRAN KIRANA MÜCADELE > Aynı zamanda bir strateji savaşı olmalı? -Evet - 103’üm var ama ben 87.9 metrede bıraktım, şimdi kalkıp tak diye 16 metre koyarsan olmaz. İtalya’da, İspanya’da, Hırvatistan’da da ciddi sporcular var, onlar da boş durmuyorlar. Rekorlar birer ikişer metre ile kırılırsa hem branş ilgi toplar, hem de ülkemiz bayrağımız ekrana daha fazla çıkar. Mesela İtalyan H. Luci 86 metre ile rekor kırdı, ben 15 gün sonra 87.9 yaptım. Rekor şu an elimde ama yaza kıran kırana bir rekabet yaşanacak. Eylüle kadar 6 dünya şampiyonluğu getirirsem şaşma! > Naim Süleymanoğlu ile halterde kıpırtı başladı. Sizinle dalışa ilgi artar mı? -Biliyor musunuz ben denizden korkan bir insanım, yosuna basamam hala. Demek ki çalışınca oluyor. Yalnız suyun şakası yok. İnce bir çizgide gidip geliyorsun, bir yanı ölüm bir yanı hayat. Kendine güven lazım ama hesapsız dalarsan çıkamazsın bir daha. Dip sürprizlere açık. Dünyanın en tehlikeli yırtıcıları orada. Öyle mürenler gördüm ki kafası kafam kadar... Mavi Benekli Vatoz ile yan yana yüzdük mesela. Defalarca Black out oldum yani dipte ani gelişen baygınlıklar... > Orayı biraz açsak. -Karbondioksit ve Oksijen eşiğiniz dalarken de çıkarken de birbirine yakın olmalı. Karbondioksit artarsa yüzeye yaklaştığında kesin bayılırsın (samba). İnsana suyun altında bi rahatlık geliyor, uzun süre dayanacağını sanıyorsun. Halbuki hiperventilasyonla kendini kandırıyorsun, beyin oksijenli olduğu zehabına kapılıyor. Baygınlık bir şey değil de yanında ekibin yoksa by by! Artık sevdiklerin yas tutar. Bu kadar net söylüyorum bak. Kurallara uymalı ve donanımlı olmalısın Tekne, elbise, ekipman, yardımcı dalgıçlar filan. Bütün bunlar tabii ki büyük masraf, sponsorsuz olmaz (bu arada Kale grubuna teşekkür ediyor). BİR BEN, BİR ALLAH > Dalarken yanınıza ne alıyorsunuz? -Hiçbir şey. Burnuma mandal, ayağıma palet takıyorum o kadar. Maske de yok. İlk 15 -20 metreyi aştıktan sonra kendimi salınıma bırakıyor, dibe doğru akıyorum. “Negatif yüzerlik” sayesinde enerji harcamadan batıyorum. Lâkin denizi de iyi tanımak zorundasın, dip akıntıları var mı bakalım. > Peki hiç tüple daldınız mı? -Bir ara Kızıldeniz’de daldım, tüp çok rahat çevreni seyrediyor eğleniyorsun. Ancak o alet size özgürlük hissi vermiyor, hareketler sınırlı batıklara girip çıkamazsın. Girsen de aynı yoldan dönmek zorundasın. > Düşmeye başlarken ne hissediyorsunuz hayatınız gözünüzün önünden mi geçiyor? - Bütün mesele berrak düşünmekte, hedefe odaklanmakta... Heyecanlanmayacaksın, ekstra oksijen yakarsın yoksa... Palete fazla yüklenmeyeceksin, kalbin hızlanmayacak, alabildiğine yavaş atacak, ki ben nabzımı 20’ye kadar düşürmeyi başardım. 33 metreden sonra tüplülerde bile nitrojen sarhoşluğu başlar ki biz oraları direkt geçiyoruz, hızla. Diyelim bayrağı aldın çıkıyorsun yolda elinden düşürdün, rekor sayılmaz.. Çıktıktan sonra da “yıkılmadım ayaktayım” diyeceksin. En az 25 saniye şuurlu duracak, espriler yapacaksın hatta. Biliyor musunuz muhteşem bir bedenimiz var. Bizim daldığımız metrelerde çok az canlı yaşar. Zaten inançlı bir insandım ama vücudumu tanıdıktan sonra Allaha şükrüm, tevekkülüm çok arttı. Hııışt hııışt sakin ol sinirlerine hakim ol! > Bir insan kaç metre derinliğe dayanabilir?” - Bu sorunun cevabını ben de çok aradım. Öyle ya vücudumun bir sınırı olmalıydı, acaba nereye kadar? Dur dedim gideyim, hekimlere danışayım. Bir özel hastane sponsor oldu, yurtdışından profesörler geldi beni mercek altına aldılar. Meğer 26 atmosfere kadar dayanabilirmişim. Bu ne demek biliyor musunuz “250 metre!” Çok sevindim ve profesyonelce düşünmeye başladım. 80-90 metreden sonra ciğerleriniz fındık kadar kalıyor bütün kan göğüste toplanıyor, strafor gibi ciğerinizi sarıyor. Ağzınızdaki hava 30 metreden itibaren sıvıya dönüşüyor. Tüplü dalanlar bunu tekrar gaza çevirmek için belli derinliklerde dururlar, serbestte mümkün değil hepi topu tek nefes zira. Zaten daldın mı ciğerdeki havanın sana faydası yok, diyaframdaki hava da devreye girmiyor. Ağzınızdaki hava ciğer vazifesi görüyor. 55 - 60 metreden sonra bunu kullanmaya başlıyorsunuz. > Peki beyin oksijensiz kalmıyor mu? -Vücut kendini kapatmadan beyindeki oksijeni harcamaz. Bayılsan bile sesler duyarsın. Bu ne demek? Beyin tıkır tıkır çalışıyor. Öyle harika bir vücudumuz var ki hayran oluyorsunuz valla. Alırım anahtarını! Eşim Dardanel’de ARGE yapıyor. Kendisi su ürünleri yüksek mühendisi, ben de bir su ürünü sayılırım, bulmakta zorlanmamış olmalı. Bir şampiyona tahammül kolay değil ama o bana cesaret veriyor, ardımda duruyor. Tek çılgınlığım şu motor. Bir ara altımda 1150 BMW vardı, eşim rahatsız olunca tereddütsüz sattım. Sonra baktı kaskla yatıyor, rüyamda bile vites değiştiriyorum, kendisi bu motoru alıp hediye etti bana. Bağırışı sürati ile bir atı andırıyor, tay gibi seviyorum. Motor bir tutku, bir hastalık. Şimdi nasıl anlatayım sana...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT