BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Onuncu köy

Onuncu köy

‘Demokrasi’ diye diye neredeyse yüzyıl geçiriyoruz... Lakin, yüzyılın muhasebe defteri de ortada yok... Demokrasiyi tek kelimeyle ‘farklılık’ diye tarif ediyoruz ve ‘demokrat’ olduğumuzu sanıyoruz ama diğer yandan farklılıklara karşı ise kenetlenip kamplaşmadan besleniyoruz...



‘Demokrasi’ diye diye neredeyse yüzyıl geçiriyoruz... Lakin, yüzyılın muhasebe defteri de ortada yok... Demokrasiyi tek kelimeyle ‘farklılık’ diye tarif ediyoruz ve ‘demokrat’ olduğumuzu sanıyoruz ama diğer yandan farklılıklara karşı ise kenetlenip kamplaşmadan besleniyoruz... Fanatizmi doğuruyoruz... Farklılıklara tahammül dahi etmiyoruz... Sürekli ‘ben ve öteki’ oyununu oynamaya bayılıyoruz... İnovasyon; yani farklı, değişik ve yeni fikirler geliştirmek ve bunları uygulamaktır... Biz ise sadece değişim masallarını anlatıp duruyoruz ve inanmadığımız, güvenmediğimiz veya işimize gelmediği zaman ise kuru bir taşın yerinden dahi oynatılmasını istemiyoruz... Kendi düzenimiz söz konusu olunca da değişim projelerini rafa kaldırıp mevcut durumu koruma altına alıyoruz... Doğruları saklıyoruz... Çifte standart ruhumuza kadar işlemiş... Biz yapınca değişimden sayıyoruz... Karşı taraf yapınca isyancı ilan ediyoruz... Bu topraklarda bin yıldan beri kim değişimden bahsetmişse sopa kafasına vurulmuş ve denilmiş ki; -Eski köye yeni âdet getirme! Oysa, değişimler eski köye yeni âdet getirerek sağlanıyor ve eski yenilenmiş oluyordu... * Eski köye yeni âdetin gelmesine direniş politikamız devam ettiği müddetçe eski köyler nasıl değişecek ve yenilenecekti ki? sorusunu bir gün dahi kendimize sormuyoruz... Kim biraz farklı olmaya, farklı bir proje ile karşımıza çıkmaya kalkışsa hemen kafasına vurup diyoruz ki; -İcat çıkartma! Oysa, dünyayı değiştiren devlet ve şirketler yeniliklerin bulunması, mevcudu yani eskiyi değiştirebilmek için milyarlarca dolarlık bütçelerle AR-GE birimleri kurmuştu... * Biz ‘tasarruf’ kelimesini kazanç diye açıklarken, uluslararası ekonomistler tasarrufu ‘duran sermaye’ diye tarif ediyordu... ‘Yatırım’ denildiğinde biz, bina ve arsa anlıyor iken, dünyadaki söz sahibi ekonomistler bu durumun üretimi teşvik etmediğinden, durduğu yerde değer kazanan bir sistem olduğundan söz ediyordu... Biz ise hâlâ; -Sakla samanı gelir zamanı, diyoruz... Saman çürüyor, zaman ise gelip geçiyor... Kısacası, biz her söylediğimizin doğru sayılmasını arzuluyoruz ama karşı taraf doğru söyleyince dokuz köyden kovuyoruz... Onuncu köy de artık çok uzaklarda...
Kapat
KAPAT