BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Alevi-Sünni çatışması tezgâhlanıyor

Alevi-Sünni çatışması tezgâhlanıyor

Bu gazetede, Alevilik üzerine en çok yazanlardan birisi benim. "Niçin?" diye soranlara vereceğim cevap kesindir: Çünkü vatanımı ve milletimi çok seviyorum ve muhtemel bir kardeş kavgasının büyük felaketlerini tahmin ediyorum da onun için. Hemen belirteyim ki, Türkiye'deki Alevi topluluğuna, bir miligramın binde biri kadar bile bir düşmanlık duymuyorum.



Bu gazetede, Alevilik üzerine en çok yazanlardan birisi benim. "Niçin?" diye soranlara vereceğim cevap kesindir: Çünkü vatanımı ve milletimi çok seviyorum ve muhtemel bir kardeş kavgasının büyük felaketlerini tahmin ediyorum da onun için. Hemen belirteyim ki, Türkiye'deki Alevi topluluğuna, bir miligramın binde biri kadar bile bir düşmanlık duymuyorum. Kendi milletime düşman olan bir ahmak kafayı, ömrümün hiçbir döneminde taşımadım. Alevileri Müslümanlığa ısındırmak ve çekmek gayretinde de olmadım. Hem Alevi, hem de Sünni camiadaki yanlışları çok yazdım doğru. Ama "Alisiz Alevilik" safsatasıyla Marksizm'e, ateizme kayan kimselere de katiyyen Alevi demedim. Onların büyük inkârını, bütün Alevi camiasına yüklemedim. Ben hamd olsun Müslümanım. Kur'anın mealini okudum. Yunus ve Kafirun surelerini gönlüme işledim. Sevgili peygamberimizin üstün ahlakına hayran oldum. Hz. Ali'yi de, 6. İmam Câfer-i Sâdık'ı da, Hacı Bektaş Veli'yi de aynı hayranlıkla kucakladım. Okuyunca gördüm ki sevgili peygamberimizin, öz be öz amcaları arasında -Ebu Leheb gibi- kâfir olanlar da var. Doğrusu buna çok sevindim! "İyi ki Ebu Leheb kâfir kalmış" dedim. Çünkü "Dinde zorlama yoktur!" ayetinin büyük önemini, İslâmın misilsiz hoşgörüsünü, bütün dünyaya, bundan daha güzel nasıl anlatabilirdik, diye düşündüm. Şimdi: Türkiyemizde bâzı cahil kişiler: “Aleviler Müslüman değildirler!" diye homurdanıyorlar. Onlara Ebu Leheb örneğini hatırlatarak: "Size ne? Size ne? Size ne?" diyorum. Türkiye'de yaşayan herkesin Müslüman olmak mecburiyeti mi var. Yunus ve Kâfirun sûrelerini okusanıza. Bu vatan topraklarında, kendi soyunuzdan olan kimselerle adam gibi yaşamak varken bu kırgınlıklar bu düşmanlıklar neden? diye söze başlıyorum. Biz, 1071 Malazgirt zaferiyle birlikte Anadolu'ya yerleşince, Hristiyan Batı dünyası da ŞARK MESELESİ dâvâsıyla bize karşı birleşti. ŞARK MESELESİ'nin tek cümle ile özü; bizi, bütün Anadolu topraklarından sürüp atmaktır. Anadolu'yu yeniden ANATOLİA hâline dönüştürmektir... 1595 yılında devletimiz 23 milyon 334 bin 600 km2 üzerinde idi. Hristiyan Doğu ve Batı dünyası, ŞARK MESELESİ siyasetiyle bizi 780 bin km2'lik bir coğrafyaya getirip tıktı. Türk'ün ve İslâmın düşmanları, bugün de ŞARK MESELESİ dâvâlarından vazgeçmiş değillerdir. Türkiyemizi yeniden bölmek, parçalamak gayretindedirler. Bu maksatlarına ulaşmak için ellerinde iki mühim imkân var: Kürtçülük ve Alevilik meselesi. Doğu ve Batı Hristiyan dünyası hem 1878 Berlin Ant-laşmasından hem de Birinci Dünya Savaşından sonra, bazı Doğu ve Güneydoğu illerimizde bir Ermeni devleti kurmak için çok çırpındılar. Şimdi aynı devletler, aynı coğrafyada bir Kürt devleti kurmak hülyasındadırlar. Batılılar Kürtlerimizin kara kaşlarına, kara gözlerine mi âşıktırlar? Elbette hayır. Onların maksatları, Anadolu'dan Türklüğü ve Müslümanlığı silmeye çalışmaktır. 2010 yılının ocak ayında yapılan 7. Alevi Çalıştayı'nda. Dünya Ehl-i Beyt Vakfı Başkanı Fermani Altun dedi ki: "Birleşmiş Milletlerden geçen yıl edindiğimiz bilgiye göre, son 20 yıl içinde, İslâm coğrafyasında mezhep kavgaları yüzünden 10 milyon kişi öldürülmüştür." Bu dehşet verici bir rakamdır. Hristiyan Batı, PKK meselesi yanında Alevi-Sünni çatışmasını da hazırlıyor. Bunun neticesi felaketimiz olacaktır. Elbette ilimde, teknikte ilerlemek vurucu, caydırıcı, çok güçlü bir ordu kurmak mecburiyetindeyiz. Bazı yöneticilerimiz "Aman susalım! Aman konuşmayalım! Aman bu konularda yazmayalım!" düşüncesindedirler ama milletimiz üzerinde oynanan bu oyunlara dikkat çekmek de, her Türk aydınının asli vazifesi olmalıdır.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT