BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Zekâtını veren, kurtulacaktır”

“Zekâtını veren, kurtulacaktır”

“Allahü teâlânın ihsân ettiği malın zekâtını vermeyenler, iyi ettiklerini, zengin kalacaklarını sanıyor. Hâlbuki, kendilerine kötülük yapmış oluyorlar...”



Zekât vermek, Kur’ân-ı kerîmin 32 yerinde, namâzla birlikte emredilmektedir. Tövbe sûresinin 34. âyet-i kerîmesinde meâlen; (Malı, parayı biriktirip zekâtını, Müslümân fakîrlerine vermeyenlere çok acı azâbı müjdele!) buyurulmuştur. Bu azâb, yine Tövbe sûresinin 35. âyet-i kerimesinde meâlen; (Zekâtı verilmeyen mallar, paralar, Cehennem ateşinde kızdırılıp, sâhiplerinin alınlarına, böğürlerine, sırtlarına mühür basar gibi bastırılacaktır) buyurularak bildirilmektedir. Hazret-i Ali şöyle naklediyor: “Resûlullah efendimiz, Vedâ Haccında; (Malınızın zekâtını veriniz! Biliniz ki, zekâtını vermeyenlerin, namâzı, orucu, haccı, cihâdı ve îmânı yoktur) buyurdu.” AZAP ALETİ OLACAK!.. Bir Müslüman, zekât vermeyi vazîfe bilmez, farz olduğuna inanmaz, vermediği için üzülmez ve günâha girdiğini bilmezse, îmânı gider. Senelerce zekât vermeyen bir kimsenin, zekât borçları birikerek, bütün malını kaplar. Bu kimse, malı kendinin sanıp, Müslümânların o malda hakkı olduğunu, hâtırına bile getirmez, kalbi de hiç sızlamaz. Bu mala sımsıkı sarılmıştır. Böyle kimseler, Müslümân olarak tanınır. Fakat bunlardan, îmânını kurtaran pek nâdir olur buyuruyor Din Büyükleri. Zerre kadar iyilik eden iyiliğini bulacaktır. Hadîs-i şerîfte; (Allahü teâlâ, iyilik edenlere, karşılığını elbette verecektir) buyuruldu. Âl-i İmrân sûresinin 180. âyet-i kerîmesinde meâlen; (Allahü teâlânın ihsân ettiği malın zekâtını vermeyenler, iyi ettiklerini, zengin kalacaklarını sanıyor. Hâlbuki, kendilerine kötülük yapmış oluyorlar. O malları, Cehennemde azâb âleti olacak, yılan şeklinde boyunlarına sarılıp, baştan ayağa kadar onları sokacaktır) buyurulmuştur. Kıyâmet gününe ve Cehennem azâbına inanan zenginlerin, mallarının zekâtını, tarla mahsûllerinin, meyvelerin uşrunu vererek, bu azâblardan kurtulmaları lâzımdır. Hadîs-i şerîfte; (Zekât vererek, malınızı zarardan koruyunuz!) buyuruluyor. Tefsîr-i Mugnîde buyuruluyor ki: “Kur’ân-ı kerîmde üç şey, üç şeyle berâber bildirildi. Bunlardan biri yapılmazsa, ikincisi kabûl olmaz. Peygambere itâat edilmedikçe, Allahü teâlâya itâat edilmiş olmaz. Anaya, babaya şükredilmedikçe, Allahü teâlâya şükredilmiş olmaz. Malın zekâtı verilmedikçe, namâzlar kabûl olmaz.” İmâm-ı Gazâlî hazretleri, mahşer gününü anlatırken buyuruyor ki: “İnsanlardan her biri, dünyâda sımsıkı sakladıkları malı boyunlarına geçirmişlerdir. Deve zekâtını vermeyenlerin, boynuna deve yüklenir. Öyle bağırır ve ağırlaşır ki, büyük dağlar gibi olur. Sığır, koyun zekâtı vermeyenler de, böyle olur. Bunların feryâtları âdetâ gök gürlemesi gibidir. Ekin zekâtını, yani uşrunu vermeyenlerin boynuna ekin denkleri yüklenir ki, dünyâda hangi cins ekinin zekâtını vermemiş ise, o cinsten, o denkler dolmuştur. Eğer buğday ise, buğday, arpa ise arpa dolmuştur ki, ağırlığından altında ‘vâveylâ’, ‘vâsebur⒠diye bağırır. Altın, gümüş ve kâğıt para ve sâir ticâret malı zekâtından vermeyenler de, dehşetli bir yılanı yüklenir ki, o yılanın başında yalnız iki örgüsü vardır. Kuyruğu burnuna girmiştir. Boynu ile halkalanmış, boynu üzerinde yüklenmiş, hattâ değirmen taşlarını yüklenmiş kadar ağırlığı vardır. Bağırırlar ve; -Bu nedir, derler. Melekler onlara; -Bunlar, dünyâda zekâtını vermediğiniz mallarınızdır derler. İşte bu dehşetli hâl, Âl-i îmrân sûresinin 180. âyet-i kerimesinde meâlen; (Dünyâda esirgedikleri, kıyâmet günü boyunlarına takılır) buyurularak bildirilmiştir.” DÜNYAYA?ALDANMAMALI!.. Netice olarak, dünyânın çabuk geçip, gidici malı, parası, insanı aldatmamalı. Zira bu mallar, daha önce bir başkasınındı. Bizden sonra da, başkasının olacaktır. Cehennemin şiddetli azâbını düşünmelidir. Zekâtı ayrılıp verilmeyen o mallar, uşru verilmeyen o buğdaylar, hakîkatte zehirdir. Malın hakîkî sâhibi, Allahü teâlâdır. Zenginler, Onun vekîlleri, fakîrler de, âilesi, akrabâsı gibidir. Vekîllerin, Allahü teâlânın borcunu fakîrlere vermesi lâzımdır. Bunun için her zengin Müslümanın, zekâtını seve seve ve İslâmiyyetin emrettiği kimselere vermesi lâzımdır. Haşr sûresinin 9. âyet-i kerîmesinde meâlen buyurulduğu gibi: (Zekâtını veren, elbette kurtulacaktır.)
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT