BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Beterin beteri vardır

Beterin beteri vardır

Kötü de olsa mevcudu kabullenme olacağı için, (Beterin de beteri vardır) sözünü tenkid edenler çıkıyor.



Kötü de olsa mevcudu kabullenme olacağı için, (Beterin de beteri vardır) sözünü tenkid edenler çıkıyor. Halbuki İmam-ı rabbani hazretleri, (Hiç bir zaman, hiç bir şekilde, halinizden şikayetçi olmayın. Her zaman şükredici olun. Beterin beteri vardır.) buyuruyor. Topal olan kimse, (Beni niye topal yarattın veya niye kazada ayağımı koparttın) diye Allaha isyan mı etmesi gerekir, yoksa (Ya Rabbi gözümü kör etmediğine, kulağımı sağır etmediğine çok şükürler olsun demesi gerekmez mi? Her zaman beterin beteri vardır diyerek halimize şükretmeliyiz. Kur’an-ı kerimde şükretmek emredilmektedir: (Bana şükredin, nankörlük etmeyin!) [Bekara 152] (Şükrederseniz elbette nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, iyi bilin ki azabım çok şiddetlidir.) [İbrahim 7] Hadis-i şerifte de (Kıyamet günü “Şükredenler gelsin!” diye seslenilir. Onlar bir bayrak altında Cennete girer. Bunlar, darlık ve genişlikte, her hâl-ü karda Allaha şükredenlerdir.) buyuruldu. Şükür, nimeti değil, nimeti vereni görmektir. Nimeti vereni bilip gereğiyle amel etmektir. Bu amel, kalb, dil ve diğer azalarla olur. Kalb ile iyiliğe niyet eder. Dil ile hamdeder, şükrünü açıklar. Uzuvlarla şükür ise, Allahü teâlânın verdiği nimetleri yerli yerinde kullanmaktır. Mesela gözün şükrü, müslümanların, arkadaşların kusurunu görmemektir. Kulağın şükrü, söylenilen ayıpları duymamış olmaktır. İmam-ı Mücahid hazretleri Nahl suresinde (Onlar, Allahın nimetini bilip itiraf ederler. Sonra da onu inkâr ederler) mealindeki 83. ayet-i kerimesini (Onlar, nimetlerin Allahtan olduğunu bilirler. Fakat “Bu nimetleri biz kazandık veya bize miras kaldı” diyerek nankörlük eder) diye tefsir etmiştir. İnsan, bir hasta veya sakat görünce, kendisinin böyle bir derde müptela olmadığı için şükretmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir kimse, hasta, sakat birini görünce, “Allahü teâlâya hamdolsun ki beni böyle etmedi. Bundan ve daha başka dertlilerden üstün kıldı.” derse, nimetin şükrü olur.) [Beyhekî] Nimete şükredince, hem eldeki nimet yok olmaktan kurtulur, hem de yeni nimetlerin ele geçmesine sebep olur. Hadis-i şerifte, (Az veya çok bir nimete kavuşan, “Elhamdülillah” derse, Allahü teâlâ, o kimseye bu nimetten daha iyisini verir.) buyuruldu. Şükredenden Allahü teâlâ razı olur. Yine hadis-i şerifte, (Yiyip içtikten sonra “Elhamdülillah” diyenden Allahü teâlâ razı olur.) buyuruldu. Şu üç şeyi yapan tam şükretmiş olur: 1- Bir nimet gelince bunu Allahtan bilip şükretmek. 2- Allahü teâlânın verdiği her şeye razı olmak. 3- Verilen nimetten istifade edildiği müddetçe, Allahü teâlâya isyan etmemek. Hadis-i şerifte, (Din işlerinde kendinden üstün olanı görüp ona uyan, dünya işlerinde ise kendinden aşağısına bakıp Allaha hamd eden şükretmiş olur.) buyuruldu. Nimet umumi olunca, herkese gelince insan bu nimetin kıymetini bilemez. Görmek büyük nimet iken, herkeste göz olduğu için göz nimetine her zaman şükretmeyiz. Gençler; yaşlanmadıkça gençliğin kıymetini bilmez. Hastalar sağlığın kıymetini anlar. Fakirler zenginliğin kıymetini bilir. Hayatın kıymetini de ancak ölüler anlar. Şu hâlde yaşlanmadan gençliğin, hastalanmadan sıhhatin ve ölmeden önce de hayatın kıymetini bilip şükretmelidir.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT