BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Malı hayırlı yerlere harcamak

Malı hayırlı yerlere harcamak

Peygamber efendimiz bir hadîs-i şerîfte buyurdu ki: “İblîs, en şiddetli adamlarını [militanlarını] mâlını hayra sarf edene musallat eder.”



Peygamber Efendimiz, yemîn ederek buyuruyor ki: “Sadaka vermekle mâl, aslâ noksânlaşmaz.” [Taberânî] Ayrıca, “Bir melek, ‘(Yâ Rabbî!) İnfâk edenin mâlının bedelini ver; cimrilik edip vermeyenin de mâlını telef et’ diye duâ eder“ buyurmaktadır.[İbn-i Hibbân] Mâlımızın noksânlaşmayacağı, hattâ artacağı garanti edildiğine göre, cömertlikten korkmamalıyız. Böylece îmânımızın da kuvvetli olduğu ortaya çıkacaktır. Cömerdin îmânının kuvvetli, cimrinin ise îmânının zayıf olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “Cömertlik, îmân sağlamlığından ileri gelir. Îmânı sağlam olan Cehenneme girmez. Cimrilik, [îmândaki] şüpheden ileri gelir, böyle kimse de Cennete giremez.” [Deylemî] ŞEYTÂN, İNSANIN DÜŞMANIDIR Şeytânın vesvesesine aldanmayıp Allahü teâlânın va’dine koşmalıdır. Şeytân, insanın düşmanıdır; onun mâlını hayra harcamasına mâni olmak ister. Şeytân, insana, ya mâlını isrâf ettirerek boşa gitmesini sağlar veya cimrilik ettirerek, hayra harcamaktan alıkoyar; onu “yoksul olursun, elin daralır” diye de korkutur. Onun için, malı, parayı, Allah yolunda harcamaktan korkmamalıdır. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki: “Şeytân, mâlınızı hayra sarf ettirmemek için sizi yoksullukla korkutur, cimri olmanızı ister. Allah ise, [sadaka ve zekât verene, hayra sarf edene] mağfiret, lutuf, bolluk va’deder.” [Bakara, 268] Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: “İblîs, en şiddetli adamlarını [militanlarını] mâlını hayra sarf edene musallat eder.” [Taberânî] “Sadaka vermeye engel olana la’net olsun.” [İsfehânî] Sadaka verirken, akrabâyı görüp gözetmek daha sevâptır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “Fakîre verilen sadaka bir sadaka iken, akrabâya verilen sadaka, hem sadaka, hem de sıla-i rahim olmak üzere iki sadakadır.” [Nesâî] “En fazîletli sadaka, kin güden yakınına verilendir.” [Taberânî] “Sıla-i rahim için verme kapısını açan, bolluğa kavuşur.” [İmâm Ahmed] Sadakayı, isteyen dilencilere değil, muhtâç olup isteyemeyen fakîrlere vermek gerekir. İsteyici olan, hiçbir zaman sıkıntıdan kurtulamaz. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: “İsteyici, darlığa düşer.” [İmâm Ahmed] “Dünyâyı âhirete tercîh edenin sıkıntısı hiç eksilmez, ihtiyâçtan kurtulamaz, doymak bilmeyen bir hırsa kapılır.” [Taberânî] Peygamber Efendimiz, yemîn ederek, “İsteyene verdiğim sadaka ateş olur” buyurunca, Hazret-i Ömer, “Yâ Resûlallah, öyleyse niçin veriyorsunuz?” diye sordu; cevâbında “Ben, cimrilik yapamam” buyurdu. (Ebû Ya’lâ) Sadakayı, riyâ korkusu varsa, gizli vermelidir. Peygamber Efendimize, “Ya Resûlallah! Hangi sadaka daha fazîletlidir?” diye sorulunca, “Az mâldan gizli verilen sadaka” buyurup, “Eğer sadakayı açık verirseniz güzel olur; gizli verirseniz, sizin için [daha] hayırlıdır” meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu. (Taberânî) Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “Gizli sadaka, Rabbin gazabını söndürür.” [İbn-i Asâkir] YEMEK YEDİRME VE İHSÂN Her devirde, her yerde yemek vermek çok iyidir. Dünyâda hiçbir iş, cömertlikten ve yemek vermekten daha iyi değildir. Hadîs-i şerîflerde, “Allahü teâlâ, cömerde cömert davranır”, “Cömerdin îmânı kuvvetlidir” ve “En kıymetli amel, bir mü’mini, yemek yedirmek veya başka bir ihtiyâcını görmek sûretiyle sevindirmektir” buyurulmuştur. Bir kimsenin ni’meti varsa ve başkalarına dağıtıyorsa, o kişi sultân olmasa da, halk ona saygı duyar. Dünyâda ad kazanmış ve kazanmakta olan herkes, bu şöhreti aş-ekmek, para-pul, mal-mülk vermekten elde etmişlerdir. Onun için, her gün yemek vermekte kusûr etmemek gerekir. Allahü teâlâ, Hazret-i İbrâhîm’i, yemek vermesinden ve misâfirperverliğinden dolayı övdü. Hazret-i Alî, çok fazla parası olmadığı hâlde, birçok cömertlikler yaptı. Allahü teâlâ, onu [ve âilesini] Kur’ân-ı kerîmde övdü. Kıyâmete kadar onun cömertliğinden, mertliğinden, cesûrluğundan, söz edilecektir. Hâtim-i Tâî de, cömertliği ve misâfirseverliği yüzünden, [Peygamber Efendimizin Peygamberliğine yetişemediği hâlde] sahâbe-i kirâm ve diğer Müslümânlar arasında övülmüş, cömertliği dillere destân olmuş, “Esha’l-arab: Arapların en cömerdi” diye anılmıştır. Dünyâ durdukça, onun cömertliğinden de bahsedilecektir.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT