BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Muhtemel boşluk ve inatlaşma

Muhtemel boşluk ve inatlaşma

Özal ve Demirel’den sonra siyaset dışı silik birinin Cumhurbaşkanlığı boşluk demektir. Liderler bu gerçeği görmeli ve inatlaşmayı çağrıştıran tavırlardan kaçınmalıdır. Dünkü zirve, arayışa gidilmesi noktasında şekil olarak olumludur. Dileriz bu arayışta inat değil, akıl hükümran olur..



Rahmetli Özal’la Sayın Demirel Cumhurbaşkanlığı makamına farklı bir standart getirdiler. Protokol görevlerinin yerine getirilmesinin ötesinde gerçek bir devlet liderliği olan yeni Cumhurbaşkanlığı görevi kimliği bu standardın olmazsa olmaz şartıdır. 1989’da başlayan bu yeni süreç bundan sonra da şartlar ve konjonktür gereği işlemek durumundadır. Elimizde başka Özal’la Demirel yok mu dediniz? Bunu biz de biliyoruz ve onun için haftalarca Demirel isminde ısrarlı olduk. Ancak elimizde başka Özal ve Demirel’in bulunmaması Cumhurbaşkanlığı makamının geçmişteki gibi yeniden protokol hüviyetine büründürülmesine gerekçe yapılmamalıdır. Böyle bir şey teslimiyet ve de geriye gidiş olur. Demirel’in yerine kim? Özal ve Demirel’in kopyalarını bulamazsak ona yakın isimleri pekala buluruz ve bulmalıyız. Eğer bulamazsak hiç abartmıyoruz içeride ve dışarıda büyük bir boşluk yaşanacaktır. Peki kim midir bu iki isme yakın olabilecek ya da onları çağrıştıracak olanlar? İsimlendirmeye girmeden özellikleri sıralayalım: 1) Özal ve Demirel’in boşluğunu dolduracak olan mutlaka ama mutlaka siyasetten gelmelidir. 2) Karizması olmalı, devleti bütün boyutları ile tanımalıdır. Hem iç, hem de dış politikada uzman olmalıdır. 3) Tarih ve sosyolojinin yanısıra ekonomiyi de çok iyi bilmelidir. Adriyatik’ten Çin seddine realitesini bütün unsurları ile benimseyebilmelidir. 4) Mutlaka ama mutlaka lisan bilmelidir. 5) Mevcut hükümet partileri ile uyum sağlamalı, uygulanan ekonomik programa köstek olma bir yana alenen destek olmalıdır. 6) Cumhuriyetin temel değerleri ile toplumun kıymet hükümlerini özümsemeli ve de Avrupa Birliği standartlarını da benimsemelidir. İnatlaşma Evet liderler ve de vekillerin ölçüsü herkesin benimseyeceği bu şartlar olmalıdır. Bunun ötesinde Cumhurbaşkanlığı makamı şahsi kızgınlık, husumet, hesap, hedef ya da sempatilere alet edilmemelidir. En önemlisi duygu ya da inatlaşmanın bu olayda yeri yoktur, olamaz. Geçmişte yapılan bir yanlış yeni bir yanlışa ve de inatlaşmaya gerekçe yapılamaz. Yapılırsa o devlet işlerini duygulara alet etmek olur ki, böyle birine ya da bunu yapana “devlet adamı” denmez. Şer cepheleri Kuşkusuz bu tür süreçlerde şer cepheleri hep olmuştur ve de olacaktır. Bunlar dün Demirel’in adaylığında vardı, yarın başka birinin adaylığında da olacaklardır. Bunların amacı üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek yani şahsi kinlerini kusmak ve de 28 Şubat’ın akıllarınca rövanşını almaktır. Bu itibarla hiç kimse bu cazgırların varyetelerine kulak asmamalıdır. Hukuk devletinde kirlilik ya da temizliğin ölçüleri bellidir. Söylemek istediğimiz koalisyon ortağı liderlerin böylesi maksatlı hücumları “kamuoyunun sesi” olarak algılamamalıdır. Dünkü zirve Gelelim dün yapılan koalisyon ortağı parti liderlerinin yaptığı zirveye? Ortak bir karar alınmamış, ancak arayışa start verilmiştir. Başbakan, arayışını muhalefet liderleriyle görüşerek sürdürecek, nihayetinde de tekrar ortakları ile buluşacaktır. Dün alınan karar yerindedir ve herhangi bir dayatmayı çağrıştırmamaktadır. Dün ayrıca koalisyon ortağı olan kimi liderlerin inatlaşmaktan vazgeçebileceği gibi bir izlenim de ortaya çıkmıştır. Yukarıda belirttiğimiz gibi kim olursa olsun ölçütler bellidir ve bunun adaptasyonunda duygular değil akıl hakim kılınmalıdır. Ve Genelkurmay açıklaması Yazımı noktalarken Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan bir açıklamayı aldık. Açıklamada dünkü Milliyet’te askerlere atfen yayınlanan “Biz Cumhurbaşkanlığı işinde yokuz” yorum haberine cevap veriliyor. Genelkurmay, TSK’nın Cumhurbaşkanı olacak zat hakkında ilkeler ve nitelikler bazında değerlendirmelerinin olabileceğini söylüyor. Askerin bu yaklaşımı kurumun ciddiyeti ve ülke ile ilgili hassasiyetleri bağlamında normaldir. Peki bu açıklamanın, başka anlamları var mı ve bunun somut yansımaları olacak mı, onu ileriki günlerde göreceğiz. Sonuç: Türkiye bugün kim olsun yerine kim olmasını tartışıyor. Tartışsın tartışmasına da, kimin olacağı, kimin olmayacağından daha önemli değil mi? Olmasınla beraber olmalıları da bilelim ve tartışmayı öyle yapalım... Ne o yoksa “olmalı” diyebileceğimiz biri bulunamıyor mu? Yazımızın girişinde de belirttiğimiz gibi Özal ve Demirel’den sonra o makama silik birinin piyango misali seçilmesi ya da inatlaşma sonucu atanması ülkeye kaybettirecektir...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT