BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bakünâme -5-

Bakünâme -5-

Azerbaycan coğrafyası biraz... camisiz bir coğrafya. Camisiz, minaresiz, ezansız. Biz alışmışız, şehirler arası yollarda giderken, birkaç evlik yerleşim birimlerinde bile bir minare görmeye.



Azerbaycan coğrafyası biraz... camisiz bir coğrafya. Camisiz, minaresiz, ezansız. Biz alışmışız, şehirler arası yollarda giderken, birkaç evlik yerleşim birimlerinde bile bir minare görmeye. Birkaç ev çatısı arasında, yeşilliklerin ortasında bir kubbe seçmeye. Azerbaycan böyle değil. Bir hafta boyunca bir kere bile ezan sesi duymadık. Sorduk, “tabiî ki okunuyor” dediler. Ama galiba hoparlörlerin sesleri kısık tutuluyor. Ve çok fazla cami de olmadığı için bulunduğumuz mıntıkalarda kulağımıza ezan sesi ulaşamadı. Camilere “mescid” diyorlar. Büyük de olsa, küçük de olsa. Meselâ, Bakü yakınlarında Bibi Heybet Mescidi var, yeni yapılmış. Ülkeye gelenlere mutlaka göstermek istedikleri büyük ve güzel bir külliye. Cami mimarisi bizimkinden farklı. Selçuklu eserlerini hatırlattı bana. Anadolu’da da Selçuklulardan kalma minareler, camiler gördüm, onlar da bu üslûptadır. Kısa ve küt minareler. İnce, uzun, kalem minareler Osmanlı Türkü’nün üslûbu. Veya İstanbul üslûbu diyelim. Bakü’nün Şehitler Hıyâbânı’nın bulunduğu, şehre ve Hazar Denizi’ne hakim tepede İstanbul üslûbu iki minareli bir cami çıktı karşımıza! Bizim Diyanet’in camii. Şehrin belki en güzel tepesi burası. Manevi havası da yüksek bir yer ayrıca. Bir tarafta 20 Ocak 1990 Azadlık Meydanı katliamında hayatlarını kaybedenler gömülü. Onlar için çok güzel ve etkileyici bir kabristan yapılmış. Ayrıca 1918’de Azerbaycan Türklüğünün yardımına koşan Nuri Paşa kumandasındaki Osmanlı ordusunun şehit düşen askerlerinin bir kısmı da burada yatıyor, onlar için de âbide var, bayrağımız dalgalanıyor. Yine Karabağ katliamının şehitlerinden kimi de burada yatıyor. Azerbaycan Respublikası Millî Meclisi de hemen orada. Diyanet İşleri Başkanlığı’mızın yaptırdığı, cami çok zarif. Şadırvanında abdest alıp iki rekat namaz kılalım dedik. O da ne? Kapıları kilitli! Ezan vakti değil amma camiler devlet dairesi değil ki, gün içinde her zaman kapıları açık olmaz mı? Açık kapı bulur muyuz diye caminin etrafında ümitle dolanıyoruz. Nafile! Sonra öğrendik ki caminin kapıları hep kapalı! İlgililere duyurulur! İlgililer zaten biliyor da, bir de benden duyurulur! Sonra... Yarım saat kadar sonra bizim abdestler bir Şii camiine nasib oldu! Önümüze çıkan İmam Hüseyin Mescidi’nde iki rekat namaz kıldık. İmam Hüseyin Mescidi 1991’e kadar kilitliymiş, azadlıktan sonra halk kapıların kilidini kırıp minaresinde ezan okumuş, mabedi ibadete açmış. Bizim Diyanet’in camisinin kapılarını açacak bir yiğit de çıkar inşallah!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT