BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gönül seferberliği

Gönül seferberliği

Güzellikleri, hayat denkleminden çıkartırsak, geriye ne kalır? Ne kalır elimizde şiirden, müzikten, tiyatrodan, sinemadan ve güzel sanatlardan çıkardığımızda günleri?...



Güzellikleri, hayat denkleminden çıkartırsak, geriye ne kalır? Ne kalır elimizde şiirden, müzikten, tiyatrodan, sinemadan ve güzel sanatlardan çıkardığımızda günleri?... Şiir ki, söylendiği her ortama başka dünyalar giydiren bir libas... Şiir ki, yazıldığı anda unutturan dertleri, kasvetleri... Kaosun ve karmaşanın içinde debelenen insanların ruhuna şiir üflemeli... Onlara mecazla, imgeyle yoğrulmuş başka dünyaların kapılarını aralamalı. O zaman görülecektir ki, buhranların sebebi sadece kişisel kaygılar, beklentilerin imkânsızlığı ve varolana fazla gönül bağlamak yormuştur insanları... Küt beyinler! Büyükşehirler ne anlar şiirden ve ne anlar ruhu okşayacak dizelerle hayata yeni anlamlar yüklemekten? Bir kuşun uçması, martının kanatlanması, dalgaların boşlukta sallanan köpüğü, sokakları dolduran dizleri yaralı çocukların sevinci, dilenciye para vermenin kıvancı, fakiri doyurmanın gururu, okumanın zevkinden mahrum yığınlar ne anlar tasavvufu, edebiyatı, güzelliği?... Birkaç şarkı sözü ezberlemek, birkaç opera izlemek, birkaç popüler roman okumak ve her fırsatta bilgiçlik taslamak üzerine gelişen yeni aydın tipolojisi şiire düşmandır; her zaman da düşman olmuştur. Şairin bir dize için çektiği sancıyı, yürek burkulmasını göğüsleyecek kudret ve sabır yoktur onlarda. Onlar ki, hayatı başladığı gibi bitiren zavallı fakir beyinlilerdir sadece... Kıyamdaki kalp Anadolu kıyamda... Kastamonu’su, Kırıkkale’si, Balıkesir’i, Ordu’su, Trabzon’u, Bursa’sı, Konya’sı, Isparta’sı, İzmit’i ile Anadolu geçmiş değerleri devam ettirebilmenin sancısıyla kıyamda. Güzel insanlar yurdu ülkemizde kendini bilen ve birleştirici unsurun kültür ve dolayısıyla edebiyat olduğu bilincinde buluşan insanlar, her fırsatta aynı masaların, aynı kürsülerin etrafında toplanıyorlar. İstanbul’da da böyle bir gönül seferberliği başladı. Ümraniye’de gerçekleştirdiği kültür ve sanat etkinlikleriyle adından söz ettiren ressam ve şair dostumuz Recep Garip, varoştan şehir merkezine, hem de Eminönü’ne geldiğinde işi zordu. Çünkü Eminönü, kültür ve sanat merkezi olmasının yanında duyarsızlığın da hüküm sürdüğü bir garip belde idi. Sihirli eliyle dokunduğu Kadırga Kültür Merkezi’ndeki başarılı çalışmalarını, şimdi de Cankurtaran’daki tarihi parka taşıyan bu genç gönül eri, şiir, müzik ve tiyatroyu başarılı bir programla sevdiriyor İstanbul halkına... Sema gösterisinden rock müzik konserine, şiir şöleninden tiyatroya kadar bir dizi etkinliğin gerçekleştirildiği Cankurtaran Kültür ve Sanat Şenlikleri’nin henüz ilki yapılmasına rağmen büyük ilgi görüyor. Türk şiirinin kilometre taşlarından Alaeddin Özdenören, Nurettin Durman, Ahmet Veske, Şeref Akbaba, Adem Özbay, Abdülbaki Kömür ve Ekrem Kaftan’la birlikte katıldığımız ilk şiir şöleni de şenliğin tacı oldu. Şiirsever bir belediye başkanıyla birlikte çalışan Recep Garip’in daha oylumlu, incelikli ve devamlı etkinliklerle kültür haritamıza mührünü vuracağını düşünüyorum. Elini attığı her şeyi başarıyla tamamlayan genç dostumuzu, insanları şiirin büyülü atmosferinde titrettiği için bir kere daha kutluyor, Garip’lerin çoğalmasını diliyorum. ARKA KAPAK: Gülen aynalar Abdullah Akay, kuvvetli bir ses... Şiir örgüsü, kullandığı semboller dünyasının zenginliği ve bunları anlatmadaki başarısı ile hemen dikkat çeken şairin, kenarda durması ve kendini basın-yayında göstermemesi anlaşılır gibi değil. Günce Yayınları arasında iki yıl önce çıkan ve benim yeni keşfettiğim “Aynalar Gülücük Bekliyor” isimli kitabı, her ne kadar ilk bakışta çocuklara hitap ediyor gibi görünse de, insanlığın ortak duygu atmosferinin sözcüsü gibi... Daha önceki yıllarda “Anıların Çığlığı”, “Tükenişe Kadar Sevmek”, “Islak Güneş”, “Erciyes’te Bir Işık”, “Yalnız Ağaçlar, “Uzat Yeşil Ellerini” gibi kitapları yayımlanan Akay, Cahit Külebi’nin her fırsatta okuduğu ve çok beğendiği “Bıçakla ikiye bölünmüş gibi yüreğim/ Kulakçıkla karıncık arasında/ Kessen bir kuru soğanın acısı gelir gözlerime/ Benim kan çıkmaz atardamarımdan...” dizeleriyle örülü “Kırmızı”nın da şairi... Lirik, didaktik ve pastoral söyleyişi benimsiyor birçok şiirinde ve özellikle kendi üslubunu yedirdiği yeni kavramlar dikkat çekiyor şairde; “Bir semaverde kaynadı düşüncelerim/ Buharlı trenlerde geçtik tünelleri”, “Önce çan çiçeklerini öptü yağmur kuşu/ Gülümsedi hanımeli kokuları ilk güneşe” gibi... Kendi dilini bulmuş, şiirini yakalamış olan Abdullah Akay’ın daha fazla yazması ve kendini dergilerde göstermesi gerekiyor. “Aynalar Gülücük Bekliyor”u da bütün şiirseverlere tavsiye ediyorum. (Aynalar Gülücük Bekliyor, Günce, 0 312 215 25 65) EZBER: Avuntu Güneşle anlaştık bugün Eritecek Buhar edecek beni. Ben yağmur halinde döküleceğim yere Ve suyu olacağım Arda’nın... İster yayılan çağıltımı dinle sahillerde İster yıkan akşamüstü sularında ılık Gene beraber olduğumuzu görsün de Çatlasın öfkesinden Ayrılık!... Ö.Osman Erendoruk (İzmir Sokakları’ndan) YORDAM: Sizinle her zaman hemfikir olmayanlara hoşgörülü davranmayı öğrenene kadar, takdir etmediklerinize nazik birkaç söz söylemeyi öğrenene kadar, başkalarının kötü tarafları yerine iyi taraflarını görmeyi öğrenene kadar, ne başarılı ne de mutlu olabilirsiniz. Napoleon Hill ALKIŞ: Sinemanın duayenleri Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT), hâlâ en saygın yayın kuruluşlarımızdan biri. Popülizme fazla prim vermeyen yayın anlayışı ile birkaç kanala yaydığı programlarında kültürün, sanatın, edebiyatın, eğlencenin seçkin örneklerine yer vermeye çalışan kurum, 1995 yılında, sinemanın 100. yılı dolayısıyla “Sinemayı Sanat Yapanlar” isimli bir belgesel yayınlamıştı. TRT, bu belgesel metinlerinden oluşan güzel bir kitabı da okuyuculara sundu. Yaklaşık 100 yıldır kendi dilini oluşturmaya çalışan Türk sinemasının mihenk taşlarından olan ve bir kısmı dünyamızdan ayrılan kıymetli isimleri, çalışmaları ve idealleriyle birlikte ele alan kitap, altı yönetmenimizi mercek altına alıyor. Osman F. Seden, Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Memduh Ün, Lütfi Ö. Akad ve Halit Refiğ’in filmografisinin yanısıra, sinemamızın bugüne kadar aldığı en önemli uluslararası ödül olan 1964 Berlin Film Festivali Altın Ayı Ödülü sahibi Metin Erksan’ın “Susuz Yaz”ının öyküsü de anlatılıyor. Altı yönetmenin sinemacı kişilikleri yanında, sıcak insan yönlerinin de incelendiği kitapta çok sayıda fotoğraf kullanılmış. Bunlar, TRT’nin Mimar Sinan Sinema ve TV Enstitüsü’nün, sinema yazarı Agah Özgüç’ün arşivinden ve yönetmenlerin özel arşivlerinden alınmış. Bu güzel kaynak eseri kitaplığımıza kazandırdığı için TRT Genel Müdürü Yücel Yener’i tebrik ediyorum. PORTRE: Dergi öncüsü O’nu, Cahit Zarifoğlu sevgisi en üst seviyedeki birisi olarak tanımıştım. 1956 yılında Tarsus’un Sanlıca köyünde doğan Recep Garip, şiirlerini yayınladığı Mavera, Aylık Dergi, İkindi Yazıları, Yedi İklim, Susku, Hece, Kültür Dünyası ve Düş Çınarı’nda okuyucularına ulaştı. Birçok dergi çalışmasına öncülük yapan Garip, “Yeni Sıla” ile kendi dergisini de çıkarmış oldu. Önce Ümraniye, şimdi de Eminönü Belediyesi’nin kültür müşavirliğini yapan Garip’in “Deprem Sesi” (1988), “Irmaklar Akar İçimden” (1995), “Savaş Türküsü” (1996), “Bir İmza Serüveni” (Türkçe-Boşnakça Günlük, 1997) adlı eserleri yayımlandı. Şair ve başarılı işlere imza atmış olan yağlıboya ressamımız Recep Garip’in yaptığı işler yapacaklarının teminatı olarak parlıyor...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT