BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ne tarafa gideceğini bilmiyordu...

Ne tarafa gideceğini bilmiyordu...

Vapur beyaz köpükler saçarak ilerliyordu. Karşıdan gelen bir başka şehir hatları gemisiyle karşılaşınca ikisi de uzun uzun öttürdü düdüklerini.



Vapur beyaz köpükler saçarak ilerliyordu. Karşıdan gelen bir başka şehir hatları gemisiyle karşılaşınca ikisi de uzun uzun öttürdü düdüklerini. Hülya dışarıya oturmuştu. Annesi ve babasıyla geldikleri zamanda hep dışarıda otururlardı. Süzülerek Haydarpaşa mendireğinden çıktı gemi. Boğazın orta yerinde dans eden küçük motorların, balıkçı kayıklarının, teknelerin arasından geçerek Karaköy’e doğru yöneldi. Heyecanlıydı mavi gözlü genç kız. Acısını içinde bir yerlere kilitlemiş, Tarık’a kavuşmanın heyecanından çok geleceği için tedirgin oluyordu. İçinde tarifsiz bir huzursuzluk vardı. Sonunda yanaştı gemi usta manevralarla. İskeleye çıkıp kalabalığın peşinden caddeye vardı. Ne yöne gideceğini bilmiyordu. Birden iskelenin önünde konuşan iki trafik polisi gördü. Hemen yanlarına gitti: - Affedersiniz. Ben Tarabya’ya gitmek istiyorum... nasıl gideceğim acaba, bilmiyorum İstanbul’u, depremin olduğu yerden geldim. Karamürsel’den... Sanki başından geçenleri belirtirse daha farklı bir yardım görecekmiş gibi geliyor, korkunç felaketin mağduru olmanın sömürüsünü yaparak işini kolaylaştırmayı düşünüyordu. Polisler genç kızın elindeki adrese baktılar: - Bu durakta bekleyin, Sarıyer otobüsü gelecek. Ona binip şoföre söyleyin. Sizi indirir. Kibarca teşekkür etti. Durağa yönelip beklemeye başladı. Uzun bir süre bekledi otobüsü. Sonunda bir tane geldi. Sarıyer yazıyordu tabelasında. Kapıya koştu, binmeden şoföre sordu: - Tarabya’dan geçiyor mu? - Evet! Bin haydi bacım, sallanma... Atladı otobüse. Şoför seslendi: - Kardeş, bilet? Şaşırmıştı. Boş bakışlarla süzdü şoförü. Adam bir daha bağırdı: - Biletini atsana kızım! - Biletim yok ki... Nereden alacağım? - Hay Allah... Fesubhanallah! Kızım biletsiz nereye gidiyorsun yahu! Dağ başı mı burası? Yolculardan genç bir adam kibarca yaklaştı Hülya’ya: - İzin verirseniz ben bilet atayım sizin için... Minnetle baktı adama: - Çok teşekkür ederim. Yabancıyım burada. Bilmiyordum. Deprem bölgesinden geliyorum. Genç adam uzunca boylu, siyah bıyıklı, çukur gözlü birisiydi. Uzun bir yüzü vardı. Gözleri parlıyordu. Bakışları ise bir tuhaftı. - Nereye gidiyorsunuz hanım efendi? Diye atıldı... - Sözlüme... Evimiz yıkıldı... Ailemi kaybettim. Kimsem kalmadı. Sözlümün yanına gidiyorum. Adamın bakışlarında şeytani bir ışık parladı. Yüzünü buruşturdu: - Ah, ne büyük felaket. Size yardım etmek isterim küçük hanım. Merak etmeyin, siz nerede ineceğinizi bana söyleyin, ben sizi götürürüm. Mağdurlara yardım etmek bizim vazifemiz... Sanıyorum sizin ineceğiniz yer... Genç kızın elindeki adres kağıdını dikkatle okudu... Tam bir şeyler söyleyecekken onları arkalarından kulak misafiri olarak dinleyen yaşlıca bir adam karıştı söze: - Depo durağı. Ben sana haber veririm kızım. Depo durağında ineceksin. Hemen durağın karşısındaki bahçe içindeki villa. Tanırım ben Sadık Bey’i. Ben de Tarabya’nın yerlisiyim. Uzun boylu siyah bıyıklı adam bozulmuştu. Yaşlı adam devam etti. - Ben seni eve kadar teslim ederim kızım. Bu sözlerden sonra bıyıklı adamın kötü niyetini anlamış ve kızı kurtarmış bir muzaffer edasıyla adamı yan tarafa doğru itekledi. *DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT