BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Türkiye’nin geleceği; politikacılar, diplomatlar ve TSK

Türkiye’nin geleceği; politikacılar, diplomatlar ve TSK

Genelkurmay’ın son açıklaması üzerine, tahmin ettiğim gibi, malum odaklardan, medyadaki entellerimizden hemen “askerler bu işlere ne karışıyorlar!” şeklinde, oldukça sert tepkiler yükseldi.



Genelkurmay’ın son açıklaması üzerine, tahmin ettiğim gibi, malum odaklardan, medyadaki entellerimizden hemen “askerler bu işlere ne karışıyorlar!” şeklinde, oldukça sert tepkiler yükseldi. Mesela, medyamızın “bilge kişisi” Taha Akyol “MİT konuşmadan izin almıştı. Genelkurmay izin aldı mı?” diye soruyor ve klasik “kuvvetlerin ayrılığında” askerlerin yerinin nerede olduğunu, başka ülkelerden örnekler vererek irdelemeye çalışıyor. Eski Fransız Başbakanlarından Georges Clemanceau’ya atfedilen ve asker karşıtlarının, ötedenberi aşındırdıkları, sözleri tekrarlıyor: “Savaş generallere bırakılamayacak kadar önemlidir...” Ama, bana öyle geliyor ki, iddiaları reel dünyada ve reel Türkiye’de biraz havada kalıyor.. Ve gene bana öyle geliyor ki, “asıl Türkiye’nin geleceği politikacılara ve bazı köşe yazarlarına bırakılamayacak kadar önemli.” Çakışmalar Bu konuda ilginç bir durum var; şimdi, medyamızda TSK’ya feveran edenlerin söyledikleri ile PKK organlarının ve Öcalan’ın ve de AB sözcülerinin tepkileri, askerlerin “yerlerine bilmeleri gerektiği” yolundaki iddiaları çakışmakta, örtüşmekte. PKK organı Özgür Politika gazetesi başyazısında: “Kürt halkının anadili ile yayın yapması, ne Türk ordusunun üzerinde tasarruf yapabileceği bir husustur, ne de Türk Genelkurmay’ının vazifesidir!” Şahin Alpay, Taha Akyol ve diğerleri de aynı şeyi söylüyorlar. Tesadüf mü? PKK ve AB Türkiye Cumhuriyeti’nin emniyet sigortalarını gevşetmeye çalıştıkları belli. Ya bizimkiler? Son yazımın “Günün Fikir Kırıntısı” köşesine Mehmet Ali Kışlalı’dan bir alıntı koymuştum: Kışlalı kardeşim şöyle yazmıştı: “Ülkeyi ilgilendiren kritik konularda, yasama, yürütme gibi klasik güçlere değil kilit kurumların ne düşündüğüne bakmak gerekir...” Benim de TSK’nın ülkemizin, milletimizin çıkarlarının sözkonusu olduğunda, ne denli bir kilit taşı kurum olduğu hususundaki kanaatimi de bu cümle ifade ediyor. Nedeni de, TSK’nın anayasal görevleri ve yetkileri de böyle olmasını bir tarafa bırakın pratikte bu kurumun, bugün en güvenilir ve en saygın kurum olmasının yanıbaşında, milli konuları en iyi izleyen ve değerlendiren kurum olmasıdır. Çok yakından biliyorum ki Türkiye’yi ilgilendiren bütün iç ve dış konular, bu kurumun çeşitli noktalarında ve Akademilerde, uzmanlar tarafından çok dikkatle, bilgi ile ve entel ukalalıklara kapılmadan, Atatürk ilkeleri kıstasına da vurularak, tetkik edilmekte, değerlendirilmektedir. Bunun sivil kurumlarda ve hatta Dışişleri Bakanlığında aynı olduğu pek söylenemez. Bütün siyasilerimizin de aynı derecede duyarlı olduklarını ve mesela Kürtçe Radyo ve TV konusunda PKK ve HADEP konusunda nihayet AB konusunda, aynı derecede bilgili ve duyarlı oldukları da söylenemez. İşte bütün bu sebeplerledir ki Genelkurmay ve MGK, siyasilerin eksiklik ve boşluklarına ve de duyarsızlıkları halinde müdahale ve uyarı gereğini duymaktadır ve iyi ki de bu görevi yapmaktadır. Yapmasaydı acaba ne olurdu? Tabii, “TSK haddini aşıyor yerini bilmiyor, demokrasilerde böyle olmaz” diyenler bu soruya demagojiden öte cevap veremiyorlar zaten. Keşke Evet, doğru; keşke demokrasi ve yönetim sistemimiz seçim ve partiler mevzuatından başlayarak, doğru işleyebilse ve keşke idareciler, yargıçlar ve politikacılar milli konularda aynı duyarlılığı gösterebilselerdi de, TSK’nın zaman zaman uyarılarına ve müdahalelerine gerek kalmasa idi? Eminim ki bu, Komutanların da samimi arzusudur. AB konusunda, siyasilerin küçük ve kısa vadeli bir takım hesaplarla, KOB konusundaki gafletleri ile ucuza gitmemize imkan verirlerken, Türkiye’nin bekasını ilgilendiren bu konuda TSK niçin gerçekleri belirtmesin? MGK’da muhakkak belirtiyordur, ama anlaşılan biraz kös dinleniyor. Bunun için de kamuoyunu da bilgilendirmek, uyarmak ve dosta düşmana gereken mesajları vermek kaçınılmaz oluyor. Hem soruyorum. AB cezbesine kapılmış olanlardan kaçı KOB belgesini dikkatle okumuşlar satır aralarındaki tehditleri. Avrupalılar’ın bölücülere ve MR Öcalan’a doğru eğilimlerini görebilmişler veya sezebilmişlerdir? TSK işte, bir bakıma onların yapamadığını mı yapmaktadır. Kürtçe yayınlar Kürtçe Televizyon ve Radyo Yayınları, Kürtçe Eğitim konusu canlı bir örnek. Başbakandan bazı Bakanlara (MHP’li Bakanlar hariç) Dışişleri Bakanlığı mensuplarına kadar, bu hayati konuda değerlendirmelerin ne kadar sathi ve sanal olduğu ortada.. Anayasa Mahkemesi Başkanı bile bu konuyu Anayasa açısından derinliğine izlemeden ayaküstü ihsası reyde bulunuyor; fetva veriyor. Oktay Ekşi gibi vatanseverliği ve sağduyusu müsellem bir arkadaşımız dahi adeta tecahülü arifaneden gelerek “Kürtçe yayınlar niçin bölücülerin işine yarasın ki?” diye sorabiliyor. Bunun cevabı Genelkurmayın açıklamasında ve bu konuyu yerel yönetim ve kültürel kimlik iddialarının koç başı telakki eden PKK organlarında tabii ancak anlayabilenlere! Bu Kürtçe radyo ve TV yayınları konusuna ilerde gene temas etmeye mecbur olacağım; yalnız bugün şunu söyleyeyim: Türkiye’de herhalde özel kuruluşlar tarafından yapılacak bu yayınlarda hangi Kürt lehçesi kullanılacak? Herhalde Med TV’nin “standard” Kürtçe olarak kabul ettirmeye çalıştığı Kırmanço... Böylelikle muhtelif Kürt boylarının tek dil vasıtasıyle birleştirilmesine biz hizmet etmiş olacağız... TV ve radyonun gücünü Kürt vatandaşlarımıza Türkçe öğreterek, Türklükte birleştirmeye çalışsak daha iyi olmaz mı? GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “Bir topluluğun başında bir koyunun bulunacağı yerde bir arslan bir liderin bulunması, kuşkusuz daha iyidir!” Daniel Defoe... Robinson Kruzoe yazarı (1660-1731)
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT