BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Âcil bir konu

Âcil bir konu

Yeni bir seneye girişin coşkunlukları, taşkınlıkları, on günlük tatilin mahmurlukları içinde olunan bugünde keyfinizi kaçırır mı bilmem amma, âcilen çözüme kavuşturulması gereken bir meselemiz var.



Yeni bir seneye girişin coşkunlukları, taşkınlıkları, on günlük tatilin mahmurlukları içinde olunan bugünde keyfinizi kaçırır mı bilmem amma, âcilen çözüme kavuşturulması gereken bir meselemiz var. Teröristlerle çatışmada şehit düşen veya yaralanan askerler memleketimizin son on yılının en acı gerçeklerinden biridir. Ekranlarda görüyoruz, şehit erlerimizin mezarları başında gözyaşı döken aileleri... Hastahânelerin yahut evlerin köşelerinde sakat kalmış askerler... Bunlar yirmi yaşlarında iken gel deyip sapasağlam birer fidan olarak askere aldığımız gençler... Taşı sıksa un edecek kuvvette iken, gel diyen devletin emrine boyun eğerek peygamber ocağı deyip orduya koşmuş gençler... Ana-babalarını, nişanlılarını, eşlerini, evlâtlarını Allah'a emanet edip vatanî hizmetlerini yerine getirmeye koşmuş gençler... Maişetlerinden sorumlu oldukları insanları, işlerini güçlerini geride bırakıp ömürlerinin en verimli iki yılını, hiçbir maddî karşılık beklemeksizin devlete, millete adamış gençler... O genç vücutlar ya şehit oldu, bir kabristanda bir isim levhasının ve bir kucak toprağın altında yatıyor. Ya da o sağlam, o kuvvetli, o yiğit vücutlar artık yataklara mahkûm, başkalarının bakımına mahkûm. Davul zurnayla omuzlarda uğurlanmışlardı; tabutla yahut sedyeyle yahut koltuk değneğiyle döndüler. Törenler, nutuklar, şiltler, plaketler, madalyalarla olmaz. Cumhuriyet altını hediye etmekle de olmaz. Onlar vatan borcu diyerek koşmuşlardı, vatanın şimdi onlara borcu var. Meclis Başkanı hastahânedeki askerleri ziyaret ediyor. Kimi ayağını, kimi kolunu kaybetmiş. "Bizden istediğiniz birşey var mı?" diye soruyor Ömer İzgi. "İş istiyoruz." diyor Mehmetçikler... Meclis Başkanı "Mehmetçiklerimize bundan sonra ekonomik sıkıntı olmadan yaşamlarını sürdürme olanağı tanımalıyız" diyor. "Olanak tanımalıyız" cümlesinde (olanak kelimesinin çirkinliğini saymazsak) lütûf, müsaade, nezâket mânâsı vardır; halbuki ortada ödenecek bir borç vardır. Ya da kolay kolay ödenemeyecek bir borç... Aslında bu iş çoktan görüşülmüş halledilmiş olmalıydı. "Devlet bize el atsın, devlet bize iş bulsun" dileği hemen her işsizin tekrarladığı dillere pelesenk olmuş cümlelerdir. Devletin el atıp iş bulması gereken ilk, belki de tek vatandaş kesimi işte bu sakat kalmış erlerimizdir. Onlara vücutlarının durumuna göre yapabilecekleri birer iş temin edilmelidir. Bu iş devlet kurumlarında olabilir, özel sektörde olabilir. Amerika'da özel sektöre ait, belirli bir kapasitenin üzerindeki işyerlerinin belli oranda sakat insan çalıştırma mecburiyeti vardır. Memleketimizde de böyle bir kanun konabilir. Kanun hâlihazırda varsa, tatbik edilip edilmediği denetlenebilir. İş onları hayata bağlayacak, mutlu edecek, kendilerine güven duymalarını sağlayacaktır. Ve o iş ne olursa olsun her birine iyi birer maaş bağlanmalıdır. Öyle asgarî ücret falan olmaz. Maaşın derecesi, baremi yüksek olmalıdır. O gençler sakat kalmasalardı belki çok başarılı işler yapan, iyi paralar kazanan insanlar olacaklardı. Belki olamayacaklardı. Orası artık hiç önemli değil. Onlar değil mi ki "Gel!" diyen devlete "Peki!" deyip koşmuş ve sağlıklarını, vücutlarının bir yanını kaybetmişlerdir; onlara, meselâ, bir yüzbaşı maaşı bağlanmalıdır. Ayni maaş şehit düşmüş askerlerin ailelerine de bağlanmalıdır. Şehit askerlerin aileleri de, sakat kalmış askerler de ele güne muhtaç olmadan, geçim derdi çekmeden yaşayabilmelidir. Onların bu vatana yaptıkları hizmetin karşılığı belki ancak bu şekilde ödenebilir.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT