BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yol düşleri

Yol düşleri

Yolların da, yolculuğun da farklı bir tadı vardır. Gezi kültürü ülkemizde giderek yaygınlaşırken, gezip gördükleri yerleri anlatan yazıcılar, bu seyahat imkânını bulamayanlar için ufuk açıcı olabiliyor.



Yolların da, yolculuğun da farklı bir tadı vardır. Gezi kültürü ülkemizde giderek yaygınlaşırken, gezip gördükleri yerleri anlatan yazıcılar, bu seyahat imkânını bulamayanlar için ufuk açıcı olabiliyor. Yolların düşü ve düşünceleri, insana metafizik açılımlar sağlayabiliyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı İsfalt'ın yayın organı "Yol Kültürü"nde gezilen, dolaşılan yerlerle ilgili kayda değer tespitler, intibalar ve hatıralar okuyoruz. Ali Akpınar, yazısında "Zaman ve mekânın derinliklerine manevî yolculuk" yapıyor. Ali Göçer ise "Bir Dağcının Yol Düşleri"nde gezindiriyor bizleri. Dağların esrarengiz ve gizemli dünyalarını resimler eşliğinde keşfedebiliyoruz. Dilaver Demirağ ise "Kozmosun bahçeleri"ni ele almış makalesinde. Türk bahçe kültürü Felsefi boyutu derin bir araştırma yazısı. Demirağ, Türk bahçe kültürüne dikkat çekerken Osmanlı'nın mimarîde olduğu gibi bu alanda da zirveyi yakaladığına işaret ediyor. Ersin Gürdoğan, uçak yolculuklarına ve insanın toprakla dostluğuna temas ediyor yazısında. İnsanın topraktan yaratıldığına, birgün tekrar toprağa döneceğine vurgu yapan Gürdoğan'ın şu ifadeleri önemli: "Teknolojiyle gelen kolaylık ve rahatlık insanın duygularını yitirmesine ve kalbinin katılaşmasınayol açıyor. İnsan topraktan koptukça, iç dünyalarıyla birlikte, yüzünün zenginliğini de yitiriyor. Teknoloji geliştikçe insanın yüzü kaybolur. Yüzlerini yitirenler kendilerini de unutuyor." Zeki Bulduk "Dicle"nin Harmanîsi" başlıklı yazısında şiir şehir Mardin'i anlatırken Mustafa Armağan "İstanbul'un tacı Eminönü"nü ele alıyor. Suriçi'nin bu en tarihle haşir neşir bölgesini kare kare resmediyor adeta yazısında Armağan. Makale, semtin kuruluş yıllarından çeşitli medeniyetler zamanında geçirdiği merhalelere kadar bir fikr-i takip'in ürünü. Saraylarıyla, camileriyle, han-hamam ve çeşmeleriyle Eminönü'nün İstanbul'un 'çekirdeği' olduğu belirtilen makaleyi İstanbul'u tanıdığını zannedenler de okumalı. Çünkü çok farklı ve yeni bilgilerle karşılaşacakları kesin. Televizyonların 'seyyah'ı Tayfun Talipoğlu Şebnem Atılgan'ın sorularına cevap verirken mesleğini hayatı kılan bir insanın portresini de çiziyor. Talipoğlu'nun "Doğu'nun gizemli bir mistik havası var. İnsanlar çağdaşlaştıkça, mistik özelliklerini kaybediyorlar. bu mistik duyguları, Anadolu'nun birçok köyünde, kasabasında hissediyorum" şeklindeki sözleri Türk aydınının insanını ve toprağını tanıdıkça daha çok sevebileceğinin müjdeli ifadeleri. Rahnüvis Atıf Efendi'nin ironik ifadelerle dolu yazısı zevkle ve keyifle okunuyor. Tabii okuyucuyu hüzne sürükleyen yazılar da yok değil "Yol Kültürü"nde. Hasib Çausevi'in "İşte Saray bosna"sı da bunlardan biri. Düşlerimizde hâlâ capcanlı bir şekilde yerini koruyan savaş sahneleri, korku dolu çocuk yüzleri bizi yine yıllar öncesine, acılara götürüyor. İhsan Deniz'in "Bosna Yollarında"ki gezintileri, bu acıların tortularını eşeliyor. "Rumeli bir ayrılık yarasıdır" Yusuf Ziya Cömert'e göre. Balkanlardaki müslüman Türk'ün, Osmanlının izini sürüyor Cömert. Camileriyle, köprüleriyle bizden olan bir coğrafyada bize rehberlik ediyor. Süleyman Gündüz de Saraybosna trajedisine temas ediyor. Derginin sonuna doğru Gezginler Kulübü Başkanı Orhan Kural'ın ilgi çekici bir yazısıyla karşılaşıyoruz. Kural, otantik özelliklerini büyük ölçüde koruyan büyük bozkır ülkesi Moğolistan'ı anlatıyor. Moğolları ve Moğolistan'ı daha çok tanıyor, anlıyor ve seviyoruz. Nurdoğan Rigel ise dünyanın bir başka ucuna Amerika'ya uçuruyor bizleri ve süper ülkede “evliya çelebilik” yapıyor bizler adına. Şüphesiz en kıymetli araştırmalardan biri de Dr. Handan İnci'ye ait.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT