BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Romancılar Konuşuyor

Romancılar Konuşuyor

Bazı insanlar vardır, günü birlik yaşarlar. Bazıları vardır, her hal-ü kârda bir ideal uğruna gayret gösterirler. Bunlardan biri de gazetemizin Kültür Sanat Servisi’nin emektarlarından, gazeteci yazar Mehmet Nuri Yardım...



Bazı insanlar vardır, günü birlik yaşarlar. Bazıları vardır, her hal-ü kârda bir ideal uğruna gayret gösterirler. Bunlardan biri de gazetemizin Kültür Sanat Servisi’nin emektarlarından, gazeteci yazar Mehmet Nuri Yardım... Bugün size onun, büyük emek ve hayallerle okuyuculara sunduğu güzel bir çalışmasını takdim ediyoruz. “Romancılar Konuşuyor” adlı eserinde, Tarık Buğra’dan Vecdi Bürün’e, Ali Erkan Kavaklı’dan Orhan Kemal’e kadar birçok romancımızın duygu düşünce ve hatıralarına yer vermiş. Kitaptan, benim Üniversite’den hocam rahmetli Yılmaz Boyunağa hakkındaki bölümden kısa bir alıntı sunuyorum: “Tarihî romanlarıyla tanınan Ahmet Yılmaz Boyunağa 1935 yılında Kırklareli’de doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Zonguldak’ta yaptı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. Bursa, Yozgat ve Daday Liselerinde, Balıkesir ve Samsun Eğitim Enstitüleri’nde, Samsun Yüksek Öğretmen Okulu’nda tarih öğretmenliği yaptı. Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 10 Ekim 1995 tarihinde vefat etti. Yayınlanan eserleri arasında “Deniz Ejderi”, “Fetih Sancakları”, “Zafer Rüzgarları”, “Hazin Göç”, “Endülüs Şahin”, “Kırık Hançer”, “Malazgirt’in Üç Atlısı”, “Hilâl Uğruna”, “Korkusuz Cengaver” ve “Kan ve Gül” bulunuyor. Boyunağa’yı en yakın arkadaşlarından yazar M. Halistin Kukul ile konuştuk: Yılmaz Boyunağa’yı bir insan ve yazar olarak tarif eder misiniz? Ahmet Yılmaz Boyunağa; en keyifli anlarında da, çeyrek asırlık daktilosunun başında yazarken de, en sıkıntılı zamanlarında da, daima mutedil, daima iyimser, daima müşfik ve daima hoşgörülüydü. Fikir ve sanat dünyamıza kazandırdığı sayısız eserleriyle, halen hizmetini sürdürmek bahtiyarlığında olduğuna inanıyoruz. Onunla yirmi seneyi aşkın arkadaşlığımız süresinde, belki de bana kazandırdığı en mühim hususiyet “sabır” olmuştur. Çocuktan yaşlıya kadar herkese büyük bir tevazu içinde davranışlarda bulunan Boyunağa, sabrın da numûnesiydi. Boyunağa ile uzun yıllar beraberliğiniz oldu. Bize unutamadığınız bir hatıranızı anlatır mısınız? Yıl 1978. Eğitim Enstitüsü’nde öğretmen idareciyiz. Devrin Başbakanı’nın televizyonlarda bizleri hedef gösterdiği günleri yaşıyoruz. Akıl almaz iddialarla herbirimiz yurdun bir tarafına sürgün ediliyoruz. Gideceğimiz yerlere önceden telefon edilip, “Filanca geliyor. İşini bitirin” telefonları yağıyor. Tayin (sürgün) kararnamelerimiz çıktıktan bir gün sonra müfettişler ifadelerimizi alıyor. Hepimiz tedirginiz. Fakat o, “Allahü teala neyi nasip etmişse o olur. Hayırlısı belki de böyledir” diyerek, bizleri teskin ediyor. Zulmün hiçbir zaman payidar olmadığına tarih önünde bir kez daha şahit oluyoruz. Horlanıyoruz, eziliyoruz, fakat boyun eğmiyoruz. Vatanını, milletini, mukaddesatını canından çok seven bu insanlar, 1978 yılı sonunda tekrar buluşunca, bu karanlık dönemin onlara verdiği eziyeti sadece birden bire aklaşan saçlarında değil, çocuklarının bakışlarında bile görmemiz mümkün oluyor. Tıpkı Akif’in dediği gibi konuşuyoruz: “Allah, bize bir daha böyle günler göstermesin. Sadece bize mi? Hayır, bu millete bir daha böyle günler göstermesin.” Boyunağa’nın çalışma tarzı ve moral dünyasından söz eder misiniz? 1980 ihtilâli sonrasıydı. Artık, görev yaptığımız yüksek okul, üniversiteye bağlanmış ve fakülte olmuştu. Çalışma düzenimiz biraz daha sağlıklı olmuştu. Hiç değilse eskisinden iyiydi. Birkaç kişinin oturduğu soğuk odalarımız vardı. İkimizin de çeyrek asrı bulmuş çanta daktilomuz vardı. Bu odalarda kendimizce yazı yazıyorduk. Bazen o benim yanıma, bazen de ben, onun yanına gidiyor, yazdıklarımız hakkında fikir alışverişi yapıyorduk. Bir gün, kendisine, bunca zamandır şiir ve makale yazdığımı fakat hâlâ iki kitabı aşamadığımı, bunun da moralimi bozduğunu söyledim. Beni dikkatle dinledikten sonra hafifçe gülümseyerek, “Bak kardeşim, sen yeter ki yaz. İyi niyetle yazılanları Allahü teala hiçbir zaman zayi etmez. Bir gün gelir mutlaka karşılığını verir.” Dedi. Rahatlamıştım. Hakikat buydu. Aradan birkaç yıl bile geçmedi ki, gerçekten kitaplarım yayınlanmaya başladı. 1985-1992 yılları arasında tam dokuz kitabım neşredildi. Birkaç ödül kazandım. Gerçekten de Allahü teala hiçbir emeği zayi etmiyordu. Onu bir kez daha rahmetle anıyorum. Mekânı cennet olsun.” İsteme adresi: Kaknüs Yayınları, Tel: 0216 341 08 65
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT