BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Deli Zamanlar

Deli Zamanlar

Karl Gustav Yung şuur altında değil, şuurun dışında mechul bir alanda, yıllarca hatta bazen nesiller boyunca kendini dışa vurmayı bekleyen arketiplerden bahseder.. Çokum, bu "ben"leri, bu arketipleri anlatır gibidir romanında..



Flaubert, “madam Bovary benim” diyordu.. Sevinç Çokum’un “Deli Zamanlar” romanını elimden bıraktığımda, Büyük Romancının bu sözü geldi aklıma.. Roman kahramanı Aypâre; Sevinç’ti.. Yeni yetme bir genç kız, ama o genç üniversiteli kızın içinde yaşayan, güzel ve aydınlık yüzüyle seven ve sevilen bir Aypâre var: Çokum’un hayal dünyası, ama aynı zamanda kendisi, kendi gerçeği.. Kırılgan ama yenilgiyi kabul etmeyen ve her an tavır koyabilen iddialı bir kahraman.. Aypâre, nedense Rabindranath Tagor’un “Yurt ve Dünya” romanındaki yasak ve masum aşk ilişkilerini hatırlattı bana.. Aypâre ve Bayhan, önceleri akıl mabedinde dolaşan, fakat ezelden kavgalı bir çift; ayrılıyorlar ama kopamıyorlar.. İlişkiler yumağı “Deli Zamanlar”, yeni umutlar, yeni ufuklar vaadeden 27 Mayıs darbesinden sonra kurulmuş bir partinin doğum sancıları içinde gençlik ve kadın kollarında yaşanan ilişkiler yumağı.. Romandaki bütün tipler, sanki Aypâre’yi anlatmak; onu idealize etmek için varlar.. Aypâre kadınlarımızın ıstıraplarını, verdiği mücadeleleri, toplum hayatındaki vazgeçilmezliğini simgeleyen bir “ben”; ama “bir savaşın baştan yenik kadını; buna rağmen yine de kadınlığın yapısını zedelemeden varlığını koruyan bir “ben”... Aypâre, kendi kendini aşan, zaman zaman feminizme eğilimli tavırlara sığınan, ama hiçbir zaman dişiliğinden ödün vermeyen, kısa hayatı boyunca özlediklerine ulaşamayan; ulaşır gibi kanat çırpan ve birara titreyen elleriyle aşka dokunur gibi olan, sonra onu da yitiren bir “ben”... Aypâre Bayhan’ı severek evlenmiştir ama, umduğu aşkı bulamamış aydın bir kadın.. Maruf Bey ise aşkın vakur ve dokunulmaz hali Aypâre için.. Sevinç Çokum, en olgun zamanlarında “Deli Zamanlar”ını anlatmış; zaten öteki figüranların çoğu bana, delilik demiyeyim ama, cinnet sınırında gibi göründüler.. Hepsi de Aypâre’nin gölgesinde kalmış tipler; o duygusal ortamda biraz zorlama gibi geldi bana; Aypâre’nin, pardon, üniversiteli genç kızın sıkça sığındığı aile ocağı dışında kalan herkes.. “Deli zamanlar”ı anlamak için satır aralarında delice dolaşmak gerekiyor.. Sonra parçaları birleştirmek zorundasınız.. Aslında romanın 3 kahramanı var: İkisini Aypâre, üçüncüsünü de yeni yetme üniversiteli kızımız anlatıyor: Aypâre’yi anlatan Aypâre’ler.. “Üç ben vardır bende benden içeru” Bu 3 “ben”in örtülü itirafları var.. Karl Gustav Yung şuur altında değil, şuurun dışında mechul bir alanda, yıllarca hatta bazen nesiller boyunca kendini dışa vurmayı bekleyen arketiplerden bahseder.. Çokum, bu “ben”leri, bu arketipleri anlatır gibidir romanında.. Evlenip de kadınlaşamayan, kadınlaşıp da aşkı bulamayan Aypâre veya Nevin.. Hep aynı “ben”lerin kendilerini savaş alanında buldukları gerilimli hayat parçaları.. Çokum’un kahramanları her an toplumla hesaplaşır gibidir; yalnız toplumla değil, kendi kendileriyle de hesaplaşırlar.. Ölüm düşüncesinin ağır bastığı zamanlarda daha çok.. “Ölümlere alışık bir neslin torunlarıydık biz” “Ama yine de korkuyorduk” diyor. Roman sonlara doğru ölüm düşüncesiyle yoğunlaşır.. Ancak bir Osmanlı annesi var ki, yakarışlarıyla imdada yetişir.. “Gül uğraş ister” Çokum, Aypâre’yi bir avukat olarak mahkemede değil, romanesk bir bahçede gül gibi okşar, daha da renklendirir; gün gelir onunla özdeşleşir ve sonunda onu kimseye kaptırmamak uğruna benliğinin derinliklerinde bir kazâda kurban verir.. “Gül uğraş ister” sözünün bir bakıma bu kazânın gerekçesiyle ilgili olduğunu seziyorum; rüyâ tabirlerine denk.. Aypâre yaşıyor.. Çokum’un önceki romanlarında olduğu gibi, bundan sonraki eserlerinde de yaşıyacak.. Sezdiğim kadarıyla en büyük romanını en sona saklıyor Sevinç Çokum; eğer en son romanı bu değilse..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT