İsrail Başbakanlık Ofisi'nden yapılan yazılı açıklamada, "Ürdün, İsrail ve ABD'nin vardığı nihai anlaşma gereği Mescid-i Aksa'ya kurulacak kameraların yöntem ve yerlerinin, profesyonel unsurlar tarafından koordineli olması planlanmıştır" ifadesine yer verildi.
ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin geçtiğimiz hafta Ürdün'de yaptığı, "Ürdünlü ve İsrailli teknik ekiplerin (Mescid-i Aksa'ya) kameraların kurulması meselesini konuşmak üzere yakında bir araya gelmelerini bekliyorum" şeklindeki ifadesinin hatırlatıldığı açıklamada, bu kameraların "iki taraf arasındaki hazırlıklar çerçevesinde yerleştirileceği" belirtildi.
Açıklamada ayrıca, İsrail'in bu süreci "mümkün olduğunca çabuk başlatma yönündeki iradesini daha önce beyan ettiği" kaydedildi.
ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, 24 Ekim'de Ürdün'den ayrılmadan önce yaptığı açıklamada, Ürdün ile İsrail'in, Harem-i Şerif ve Aksa'nın avlusuna kamera yerleştirilerek 24 saat denetlenmesi konusunda anlaştığını, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun da Müslümanların Harem-i Şerif'te namaz kılmalarına ve gayrimüslimlerin ise sadece ziyaret etmesine olanak tanıyacak bir politika izlemeyi kabul ettiğini duyurmuştu.
Mevcut durumda Mescid-i Aksa'da İsrail'e ait gözetleme kamerası bulunmuyor. İsrail, Harem-i Şerif'in avlusundaki hareketliliği ancak gökyüzündeki uçan balonlara yerleştirdiği polis kameralarıyla takip edebiliyor.
- İsrail polisi kameraları söktü
Kudüs Vakıflar Müdürlüğü'nün, Yahudi yerleşimcilerin Mescid-i Aksa Külliyesi'ne girerken kullandığı Meğaribe Kapısı'na dün yerleştirdiği kameraların, İsrail polisleri tarafından söküldüğü bildirilmişti.
Kudüs Vakıflar Müdürü Azzam el-Hatib, yaptığı yazılı açıklamada, Mescid-i Aksa'nın Meğaribe Kapısı'na monte edilen kameraların, İsrail polisi tarafından söküldüğünü belirterek, "Bu müdahale gösteriyor ki İsrail, Mescid-i Aksa'da adaletli bir şekilde gerçekleri ortaya koyacak kamera sistemi yerine kendi çıkarları doğrultusunda bir kamera sistemi kurmak istiyor" ifadelerini kullanmıştı.
Öte yandan Ürdün Vakıflar ve Kutsal Emanetler Bakanı Hayil ed-Davud da AA muhabirine yaptığı açıklamada, İsrail polisinin Mescid-i Aksa'nın kapısına yerleştirilen kameraları sökmesini, "Sınırları aşmak ve Vakıflar Bakanlığı'nın özel işlerine müdahale" olarak değerlendirmişti.
"Mescid-i Aksa, Ürdün vesayetindedir" diyen Davud, "Tüm anlaşmalar bir tarafa Mescid-i Aksa, bakanlığımızı ilgilendiren bir konu ve İsrail'in bakanlık işlerine karışması doğru değildir" ifadelerini kullanmıştı.
- "İsrail'in yeni tuzağı"
Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki de İsrail'in Aksa'ya kamera yerleştirme kararını "Müslümanlara yönelik yeni bir tuzak" olarak nitelendirmişti.
"Times of Israel" adlı haber portalında yer alan habere göre, Filistin'in Sesi radyosuna konuşan Maliki, "Aynı tuzağa yeniden düşüyoruz. Netanyahu'ya güvenilemez. (Mescid-i Aksa'daki) Bu kameraları kim izleyecek? Bu kameralar nerelere kurulacak ve buradan alınan kayıtlar daha sonra Filistinli gençleri 'kışkırtma yaptıkları' gerekçesiyle tutuklamakta kullanılacak mı?" ifadelerini kullanmıştı.
-Netanyahu: 'Kamera İsrail'in yararına'
Netanyahu, Mescid-i Aksa'ya kamera yerleştirmenin kendi "yararlarına" olduğunu söylemişti.
Netanyahu, pazar günkü haftalık bakanlar kurulu öncesi yaptığı açıklamada, "Mescid-i Aksa'ya kamera yerleştirmek İsrail'in yararına. Böylelikle bizim buradaki statükoyu değiştirdiğimiz yönündeki iddiaları çürüteceğiz. Aynı zamanda provokasyonların gerçekte nereden geldiğini gösterecek, hatta bunlar daha gerçekleşmeden önleyeceğiz" diye konuşmuştu.
Bölgede, Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere saldırıları ve Mescid-i Aksa'ya yönelik baskınlarla giderek tırmanan gerginlik, Batı Şeria ve Gazze'nin çeşitli bölgelerinde düzenlenen gösterilerde meydana gelen çatışmalarla ciddi boyutlara ulaştı. İsrailli asker ve sivillerin ekim ayının başından bu yana Filistinlilere yönelik saldırılarında ölenlerin sayısı 50'yi aştı. Olaylarda 10 İsrailli Yahudi de hayatını kaybetti.
- Mescid-i Aksa'nın statüsü
İsrail, Mescid-i Aksa'nın da içinde bulunduğu Doğu Kudüs'ü 1967 yılında işgal etti. Bu tarihten itibaren 2000 yılına kadar, Ürdün'e bağlı Mescid-i Aksa Vakfı, Harem-i Şerif'in yönetiminde tek söz sahibi oldu. Müslüman olmayan turistlerin Aksa'nın avlusuna düzenledikleri ziyaretler de Aksa Vakfı'nın kontrolünde gerçekleşti.
İsrail'in eski Başbakanı Ariel Şaron, 2000 yılında yüzlerce korumasıyla Mescid-i Aksa'yı ziyaret etmesiyle İkinci İntifada patlak verdi. Aksa Vakfı, Şaron'un ziyaretine tepki olarak bu ziyaretleri yasakladı ve İsrail'in "ziyaretlerin yeniden başlaması" yönündeki taleplerini reddetti. Bunun üzerine Nisan 2003'te, İsrail Hükümeti, Aksa Vakfı'nın itirazına rağmen Müslüman olmayan turistleri tek taraflı Harem-i Şerif'in avlusuna almaya başladı. O tarihten bu yana Mescid-i Aksa'nın statüsü Müslümanların aleyhine bozulmuş oldu.
İsrail yönetimi 2003'ten itibaren Yahudi yerleşimcileri polis korumasında Aksa'nın avlusuna alıyor ve zaman zaman Müslümanların girişlerine yaş sınırlaması getiriyor. Birçok radikal İsrailli örgüt ve siyasetçi, üzerinde daha önce iki kez yıkılan bir Yahudi tapınağının bulunduğuna inandıkları Harem-i Şerif'in kendileri için de ibadete açılması çağrısında bulunuyor. İsrail yönetimi ise Aksa'nın avlusuna girmesine izin verdiği Yahudilerin burada ibadetine müsaade etmiyor.
İsrail'in her geçen gün daha fazla radikal Yahudi yerleşimciyi Aksa'ya alması ve Müslümanların girişine sınırlamalar getirmesi, Harem-i Şerif'in de tıpkı daha önce El- Halil'deki İbrahim Camisi'nde olduğu gibi Müslümanlar ile Yahudiler arasında bölünmek istendiği yönündeki endişeleri artırıyor.