Murat Öztekin

Türk edebiyatının ‘Zarif Abisi’ Cahit Zarifoğlu’nun, yolculuklar ve acılarla geçen hayatı, tiyatro sahnesine taşınıyor. Şair Zarifoğlu’nun kendisini bir tren seyahati içinde anlattığı ‘Yaşamak’ eseri Hakan Güneri’nin yönetmenliğinde, oyuna adapte ediliyor. Güneri’nin aynı zamanda Zarifoğlu’nu canlandıracağı ‘Yaşamak’ isimli oyun, Çetele Kültür Sanat yapımcılığında Ferah Tiyatro tarafından mart ayında seyirciyle buluşturulacak. Oyunun provaları devam ederken biz de “Zarifoğlu’nun hayatını, memleketimizin insanlarıyla buluşturmak bizim boynumuzun borcuydu” diyen Hakan Güneri ile bir sohbet gerçekleştirdik...

DÜŞÜNCE USTASIYDI

Oyun için şairin ‘Yaşamak’ isimli günlüklerinden yola çıkıyorsunuz? Güçlü bir edebî eseri tiyatroya adapte etmek bir avantaj mıydı?

Düz bir metni oyuna dönüştürmek zor bir iş. Hele karşınızda Cahit Zarifoğlu gibi bir dil ve düşünce ustası varsa işin zorluğu katlanıyor. Zarifoğlu’nun günlükleri önümüze bir memleket manzarası seriyor. O, yaşadığı devri derinden yansıtırken, bizi de kendi sığlıklarımızla hesaplaşmaya zorluyor.

Esere ne kadar bağlı kalınacak?

Zarifoğlu’nun âdeta daldan dala uçtuğu ancak biraz dikkatlice bakılırsa kendi içinde organik bağları olan bir eser ‘Yaşamak’... Biz onu sahneye taşırken eserin her kelimesine bağlı kaldık. Ama seyirciye sonuçta bir oyun sunmamız gerekiyor. Bu yüzden onun özüne sadık kalan bir oyun metni hazırlama yolunu seçtik.

‘İÇİ’ ‘DIŞI’ BİR OLACAK

Biraz şairin iç dünyasına mı yolculuk edilecek?

Bizim karşımızda kâh Yunus Emre gibi kendi toprağında sözünü söylemiş kâh Evliya Çelebi misali dünyaya bakmış bir yazar var. Dünyada attığı her adımda bir sır görmek mümkün. Zarifoğlu’nun iç dünyası dış dünyadan kopuk içine kapanık bir labirent değil. Oyun, Zarifoğlu’nun dış dünyadaki yaşadıklarıyla iç dünyasında patlayan fırtınaları iç içe anlatan bir sahne gösterisi olacak.

Daha evvel Zarifoğlu’nun hayatı ekrana ve sahnelere taşındı. ‘Yaşamak’ta diğerlerinden farklı olarak neler göreceğiz?

Biyografik izler taşıyan sahne eserleri ya da filmler; doğdu, büyüdü, öldü üçgeni içine sıkışıp kalıyor. Zarifoğlu’nu böylesi bir üçgene hapsetmek ona karşı yapılacak en büyük haksızlık olurdu. Bizim oyunumuz, onun durgun gibi görünen aslında renk ahenk hayatının üzerinde uçuşlar yapıyor; dostlarını da içine alan büyük bir panoramayı sahneye taşıyor. Sahnede bu defa yalnızca Zarifoğlu’nun sözleri değil o sözlerin ışık tuttuğu renkler, lekeler, çizgiler de yer alacak.

"ONU OKUYARAK HAZIRLANIYORUZ"

Zarifoğlu’nun edebî şahsiyetinin yanında az konuşulan güçlü bir ‘geleneksel dindarlığı’ da var değil mi?

Zarifoğlu edebiyatta olduğu kadar inananların dünyasına da mühim bir insan modeli sunuyor. Dinî inancını, ibadetini bütün yüreği ve samimiyetiyle yaşayan bir insanla tanış ediyor bizi. İnancını yaşarken, kendini diğer müminlerin üstüne koyanlara mühim bir derstir Zarifoğlu’nun yaşayışı...

Oyuna nasıl hazırlanıyorsunuz?

Oyuna başlarken Cahit Zarifoğlu’nun eserlerini ilk defa okuyormuşçasına yeniden taradık. Geçmiş yılların hamlığında okuduklarımız yeni yaşlarımızın olgunluğunda önümüze yeni ışıklar yaktı. Zarifoğlu’nun dostlarının yazdıkları, anlatımları, “Yaşamak” belgeseli hepsi ufkumuzu açan birer basamak oldular. Okuduklarımızla, öğrendiklerimizle oyun metnini iç içe harmanladık. Bütün bu çalışmaların ardından oyunu sahne üzerinde mimari bir incelikle inşa etmeye koyulduk.