OSMAN SAĞIRLI

Moğolistan’a geçebilmek için beklediğimiz haber geliyor…
Çok gürültülü, korkunç görüntülü, her tarafı püsküllü, davullu tütsülü Şaman rahiplerden biri böbrek hastası olan Moğol kadına “Samur kesip böbreğini yiyeceksin” diye reçete yazmış. Kadının eşi ve kayınpederi de Sibirya bölgesinde bolca bulunan Samuru kısa sürede avlamış. Şaman rahip hariç yiyen, kesen, getiren, götüren kim varsa hepsi ölmüş. On gündür uygulanan karantina nihayet kalkmış ve Rusya-Moğolistan sınırı açılmış.

İHH İnsani Yardım Vakfından Muhammed Hamza ile Tashanta sınır kapısındayız. Canbolat ve Haydarbeg hocalar da bize refakat ediyor. Her gümrükte olması gereken prosedürü tamamlıyoruz, aracımızla kapıya yöneliyoruz.
“O beyaz kâğıt nerede?” diyen askerin ikazı ile geri gönderiliyoruz. Meçhul, anlamsız sorular aksilik anlamına gelir ki bu da saatler süren sinir harbi demek!
Muhammed Hamza o kâğıdı almak için (!) geldiğimiz izleri geriye doğru takip ediyor. Bir saat kadar sonra “Osman sen gel!” diyen askeri takip ediyor, dışı aydınlık, içi karanlık bir binadan içeri giriyorum. Labirent şeklindeki koridorlardan geçiyoruz , ikinci katta bir odadayım.
Masası gibi omzu da kalabalık bir asker… Seksenli yıllarda bizim resmî dairelerimizde sıkça gördüğümüz üzerinde demirbaş kayıt numaraları bulunan, etrafı alüminyum çerçeveli, formika bir masanın bir tarafında o asker diğer tarafında Muhammed Hamza, benim rezervasyonum da yapılmış.


ZHURNALİSTİ  ANLADIM

Bir iki şey söylüyor anlaşamıyoruz. Sadece Zhurnalist (gazeteci) kelimesini anlıyorum ki, anlaşabilmiş olmanın mutluluğuyla kafamı alabildiğime sallıyorum.
Odanın muhtelif yerleri kameralarla dolu. Rusça bilen Muhammed Hamza bu canlı yayında mecburen dış sesim olacak.
Kapıdaki askerin bizden istediği beyaz kâğıt kurşun kalemle masa üzerinde. Okul yıllarım aklıma geliyor sınavı kaçıranlar öğretmenin masasında hemen karşısında oturur, imtihan olurdu.
Kafasının üzerinde yumurta varmış gibi hiç hareket etmeden oturan, konuştuğunda da mimik, jest kullanmayan asker bir şeyler söylüyor dış sesim aktarıyor.
- Otur şu kâğıda kimlik bilgilerini yaz.
Pasaportumda bilmesi gereken her şey yazıyor.
Muhammed Hamza gözlerini kapatıyor ağzını oynatıyor, dudaklarını okuyorum… “KA GE BE”  sonra gür bir sesle komut veriyor...
-Yaaaazzzz uzatma.
 Nereye yazıyorduk? moduna geçiyorum. Sorular sıralı geliyor!
-Anne baba sağsa adlarını, yaşlarını yaazzz.
-Çocukların isimleri, doğum tarihleri, okulları yaazzz.
-Kardeşlerini de meslekleri ile birlikte yaz!
Her defasında yazdığım kâğıdı alıp sesli olarak okuyor Rusça Kiril alfabesine göre kayıtlara geçiyor, kâğıdı bana uzatıyor. Adam asmaca oyunu gibi… Sonunda kelle gidecek.
Asker bir ara Muhammed Hamza’ya telefonundaki fotoğrafı gösterip soruyor. “Bu adamı tanıyor musun?” Tanıyormuş…  Bizim Moğolistan’daki resmî bir görevlimiz imiş.
Görünmeyen kişiler konuşmalarımızı bir yerlerden teyit ediyor, anlaşılmayan şeyleri bize soru olarak geliyor.


DUDAKLAR KA GE BE DİYOR

Zambiya’da 600 dolar rüşvet vermediğim için devredildiğim istihbaratçılara 1.000 dolar verip kurtulma başarım var. Hocalı’ya girdiğim için yakalanıp Ermeni istihbarat subayı ile çay muhabbeti yapmışlığım var. Irak’ta istihbaratın elinden kurtulmuşluğum, Küba’da pasaportu yırtılıp sınır dışı edilmişliğim bile var. Mısır’ı, Bangladeş’i ne siz sorun ne ben anlatayım.
Yazılı bitiyor, sözlüye geçiyoruz.
-Söyle bakalım Rusya’da kimi tanıyorsun?
-Tatiana’yı tanırım.
-O kim ve niye tanıyorsun?
Tatiana, Rus parlamentosunda görev yapan gazeteci. Sayın Putin ve Sayın Medvedev’in demeçlerini haberleştirip bize gönderir.
Asker ayağa kalkıyor “spasibo” diyor her şey bitiyor lakin bizim iki saat gidiyor..


ALINCAK’IN KIRKI ÇIKMAMIŞ

Moğolistan’da bizi bekleyenler var. İHH’nın yardım dağıtacağı ihtiyaç sahipleri öğle namazından sonra Akgöl Camii’nde bizi bekliyor olacaklar. Hızla yola koyuluyoruz. Asfalt bitiyor toprak yol başlıyor. Hafif atıştıran kar alabildiğine şiddetleniyor. Tampon bölgede mahsur kalırız endişesiyle Haydarbeg gaza yükleniyor. Ertuğrul Gazi tarafından öldürülen Moğol komutan Alıncak’ın kırkı çıkmamış henüz. Hulagu’nun göz bebeği komutan Noyan’ın ve öldürülen onca askerinin hesabı da var. Sen kalk tam böyle bir zamanda Moğolistan’a gel! Bir de Moğol istihbaratıyla uğraşacağız iyi mi? Neyse ki, “Diriliş Ertuğrul” burada izlenmiyormuş, pasaporttan sorunsuz geçiyoruz.
Moğolistan’da doğup büyüyen Kazak Türklerinden Jardenbeyk Tileumbyek İHH’nın buradaki yardımlarını organize ediyor. Önceden belirlediği ihtiyaç sahiplerinin bir kısmını Akgöl’deki cami önüne davet etmiş. Muhammed Hamza, kibar bir şekilde geciktiğimiz için burada toplanan ahaliden özür diliyor. Türk halkının selamlarını ve ramazan tebriklerini iletiyor.
Hava soğuk mu soğuk! Buzul çağında gibiyiz. Acele edilme kararı çıkıyor. Herkesin elinde numara yazan küçük kâğıtlar var. Numarasını söyleyen isminin karşısına imza atıyor 25 kiloyu aşan erzağını kucaklayıp evlere gerlere (çadır) yöneliyorlar.
Biz de Bayan Ölgii’ye geçiyoruz. Burası Moğolistan’ın 21 şehrinden en batıda olanı. Şehir merkezi deniz seviyesine göre 1.710 metre yükseklikte. 2.800 metrelere kadar yerleşim alanları var. 10 yıl önce Ulan batur üzerinden gelmiştim buraya. Merkezi 90 bin, 12 köyüyle 150 bin nüfuslu bir yer. En yükseği 4-5 katlı birkaç ev haricinde şehir silme mavi, gri çatılı evlerle dolu. Japonya’nin çoğunluğu elektrikli ikinci el arabaları, bizim 90’larda kot pantolanların paçalarına fermuar dikildiğini görmesem şehrin 1960 yılında nadasa bırakıldığı sanılır.


SELAM GÖTÜRDÜK DUA GETİRDİK

Zengin beşik anlamına gelen Bayan Ölgii’yi -43 derecelerde ziyaret etmiştim duvardan duvara atlarken havada donan kedilerin hikâyelerini anlatıyor “burayı nisanda göreceksin ağabey” diyorlardı. Mayıs’ta hem de Sibirya’dan gelen Canpolat ve Haydarbeg’in “balam bu ne soyuh” nidalarının yankılandığı buzullarla kaplı dağları gördüm.
Jardenbeyk, 2017 yılında aniden eriyen karlar nedeniyle meydana gelen selde birçok evin, çadırın yıkıldığını kurtulan ailelerin yerleştiği bozkırlara gideceğimizi söylüyor. Kamyonete erzakları yüklüyor bozkırlara açılıyoruz. Yamaçlara öbek öbek kurulan onlarca çadır. Rüzgâr anafor yapıyor, hortuma dönüşüyor. Tozak hâline gelen kar tanelerini göğe doğru yükseliyor. Çöldeki gördüğüm manzaranın kış versiyonu bu.
Çadırlar Muhammed Hamza ve Jardenbeyk kolileri sırtlayıp o çadır senin o çadır benim tek tek dağıtıyorlar soğuğa rağmen tek kelime şikayet etimiyorlardı helal olsun. Ben mi soğuktan kas katı kesilmiş, parmaklarımı hissedemiyor, yardımı almak için açılan çadırın kapısından dışarı fırlayan atletli Moğol çocukları görünce daha da üşüyordum.
Akşama kadar İHH İnsani Yardım Vakfı aracılığıyla Türkiye’den gönderilen yardımları dağlarda tepelerde şehir merkezinde 522 aileye ulaştırdık.  Bin kişinin oruç açacağı iftar sofralarını organize ettik. Biz de hafız olmak için köylerini terkedip şehire gelen 180 kız ve erkek yavrunun iftarına katıldık. Selamlarınızı iletip dualarını getirdik. Bir de “Türkiye’ye bize kalacak yer yapsın” diye bekleyen öğrencilerin taleplerini.
Elçiye zeval olmaz!


İnekten küçük keçiden büyük bu yaklar soğuğa dayanıklı.



Yardımı veren de mutlu, alan da...

Geleceğin hafizeleri 

Keçi 25, yününden yapılan kazak 250 dolar