EMEL BALTACI

Kayseri doğumlu Yaprak Hırka, Erciyes Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Bu işe tamamen tesadüf eseri başlamış aslında. Şöyle anlatıyor televizyonculuğa girişini: “Yerel bir kanalda önce yabancı müzik programı sundum. Daha sonra haber bültenlerini... 1999’da İstanbul’a geldim. TGRT’de işe girdim. O zamanlar TGRT, haber kanalı değildi. Ekonomi, kültür sanat ve eğitim derken on sene geçiverdi muhabirlikte...” Gelin sonrasını soru cevap şeklinde öğrenelim...

∂ Bu mesleğe gönül vermenizin ailenizle bir bağlantısı var mı?
Babam iş adamı, annem öğretmen... Aslında çekirdek ailemin bu meslekle pek alakası yok. Ama dayım TRT Marmara Vericiler Müdürü idi. Annemin kuzeni de Sıtkı Tekmen. Çok izlenen TRT dizilerinin senaristliğini yapmış bir isim. Bugün tanınan birçok oyuncunun meşhur olduğu dizilerin senaristiydi.

∂ Peki habercilik serüveni nasıl başladı?
Aslında ben lisedeyken öğretmenlerim hep ‘Senin diksiyonun çok düzgün, acaba böyle bir işle mi uğraşsan?’ derlerdi. Sonra üniversiteye başladım. Bizim bölümde sınavlar yazılı kompozisyonlar şeklinde yapılırdı. Amerikalı bir hocam odasına çağırarak ‘Senin muhakkak gazeteci olman lazım. Ya da yazı yazabileceğin bir iş yapman gerekli. Farklı bir espri anlayışın var, kalemin de güçlü’ demişti. O da beni bu yola yönlendirdi.

∂ Ekran önünün dışında yazılı basında da çalıştınız mı?
Muhabirlik döneminde tabii ki yaptım. Ayrıca internet haber siteleri çok fazla aktif değilken bir haber portalında bir dönem haber koordinatörlüğü de yaptım.

∂ İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunusunuz. Farklı disiplinlerde eğitim almanın bu işe artı bir katkısı olduğunu düşünüyor musunuz?
Tabii ki. Farklı disiplinler arası diyalektiğiniz oluyor. Kurduğunuz bağlantı işinize illa ki yansıyor. Muhabirlik dönemimde de spikerlik hayatımda da bunun çok büyük yararını gördüm. Kendi adıma konuşacak olursam yabancı konuklar geldiğinde onlarla çok rahat iletişim kurup kaliteli yayınlara imza atabiliyorum. Son olarak Oriflame’in Türkiye temsilcisi konuğumuz oldu. Onunla güzel bir röportaj yaptım. Ya da Carlo Cottarelli IMF Türkiye Masası Şefi iken ona sorularımı yönelttim.

∂ Türkiye sizi ‘Depremi sunan muhabir’ olarak tanıyor. Yıllar sonra bir canlı yayında yeniden depreme yakalandınız. O günlerle ilgili anılarınızı paylaşır mısınız?
1999 Marmara depreminde yine TGRT’de muhabirdim. Ardından Düzce depremi oldu. Bütün bu afetleri en yakından yaşayan kişilerdenim. Oradaki cesetleri, dramı ve acıyı canlı canlı gördüm. Hafızam sürekli beni  o günlere götürüyor. O yayınlarımı izlediğimde de yüzümdeki korkuyu ve yeniden ‘Bu olayları yaşar mıyız?’ endişesini görebiliyorum.

∂ Spikerlerin ciddi ve soğukkanlı kişiler olduğu yönünde genel kanı var. Doğru mu?
Tam tersi aslında. Esasında ekrana getirdiğimiz her haberi derinden hissediyoruz. Yayın sırasında tabii ki seyirciye olayı en objektif ve doğru şekilde aktarmamız gerekiyor. Ancak çocuk cinayetlerinde, şehit haberlerinde ya da savaş görüntülerinde çok duygulanıyoruz. Yayından çıktıktan sonra kendimize gelmemiz uzun zaman alıyor.  Acının mesleki deformasyonu  ya da tecrübesi olmuyor yani.

∂ Ekran önü bağımlılık oluşturuyor mu?
Bu konuya bir dönem kafa yordum. Ekrana çıkmak bir futbolcunun sahaya çıkması gibi bir şey. O anda çok fazla adrenalin salgılıyorsunuz.  Aynı hazzı başka bir şeyden alamadığınız için bağımlı gibi oluyorsunuz.

BU ÇATI ALTINDA HİÇ SIKINTI YAŞAMADIM
∂ Kadın olarak televizyonculuğun avantajlı ya da dezavantajlı yönleri nelerdir?
Tabii ki sadece ülkemizde değil dünyada erkek egemenliği var. Ancak bizim yöneticimiz de bir kadın olduğu için en azından bu çatı altında hiçbir sıkıntı yaşamıyoruz. Fakat başka kurumlarda, kendi sektörümüzde de farklı alanlarda da büyük zorluklar yaşayan arkadaşlarım var. Biraz daha yol almamız gereken bir konu olduğunu düşünüyorum.

∂ Bu işe başlarken kendinize rol model olarak gördüğünüz bir isim var mıydı?
Çok fazla var. İsim vermek zor olacak esasında. TRT İstanbul Radyosundan hocam Melek Dener’i söyleyebilirim. Oldukça iyi bir spikerdir kendisi.

KIYAFETLERİMİ KENDİM SEÇERİM
∂ Bir röportajınızda ‘Haber spikerlerini süslenip ekrana çıkıyor ve prompterdaki yazıyı okuyup evine dönüyor zannediyorlar. Aslında hiç öyle değil’ demişsiniz. Bize kanalda bir gününüzü anlatır mısınız? Neler yapıyorsunuz?
Sabah erken saatlerde kanala geliyorum. Benim programım 9.45’te başlıyor. Yayın için sabahtan da bir hazırlık yapıyoruz ama asıl hazırlığımız bir önceki gün oluyor. Editörümüz ve yapımcımız Merve Sili ile birlikte seçiyoruz haberlerimizi. Ama gün boyu bütün gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Hafta içi ağırlıklı olarak ekonomi haberlerini sunuyorum. Cuma günü ve hafta sonları haber kuşaklarını da sunduğum için gelişmelerden haberdar olmam şart. Arabamda dahi sürekli haber kanalları açıktır. Mutlaka gazeteleri okurum. Yani gün boyu haberin içerisinde olmak durumundayız.

∂ Ekrana çıkarken kıyafetlerinizi kendiniz mi belirliyorsunuz?
Evet. Çoğu zaman da tekrara düştüğümüz oluyor. Çünkü kıyafetlerin kesimleri benzer. Haber spikeri olarak biz çok cafcaflı takımlar tercih edemeyiz. Özel hayatımda ise, genelde spor giyinirim.

∂ Oldukça yoğun makyaj yapan kişilersiniz. Cildinize nasıl bakıyorsunuz?
Düzenli olarak yaptığım uygulamalar var. Makyajımı temizlemeden asla uyumam. Onun dışında bol bol su içmeye özen gösteriyorum. Zaten sigara kullanmıyorum. Bir de ekranın dışında genelde makyaj yapmam.

SİYASETE PEK GİRMEM
Twitter kullanıyorum sadece. Aslında Facebook hesabım da var ama onu annem kullanıyor. (Gülüyor) Genel olarak kontrollü biriyim. Sosyal medyada siyasete girmem. Zaten çok aram yok. Ağırlıklı olarak günlük program tanıtımları paylaşıyorum. Daha ziyade bilgi almak için kullanıyorum sosyal mecraları.

ASLINDA UFAK TEFEKMİŞSİNİZ!
Ekran yüzü olarak sokakta ilk tanındığım an ilginçti. Mekânı tam hatırlayamıyorum. Ama söylenen sözü net hatırlıyorum. ‘Ekrandakinden daha ufak tefekmişsiniz’ demişlerdi. Ekranda daha heybetli görünüyoruz sanırım. Bir de işimiz suya yazı yazmaya benziyor. Bülten bittiği anda sıfırdan başlıyorsunuz.

KEŞFETMEYİ SEVİYORUM
Meslekte 20’nci senem. Üç yıldır da evliyim. Eşimle bu işi çok daha yoğun yaptığım zamanlardan beri tanışıyoruz. O anlamda bir problem yaşamıyorum. Kendisi beni çok destekler. Sinemayı ve kitap okumayı çok seviyorum. Salon sporlarının çoğunu yaptım. Bunların dışında yeni yerler görmeyi, yeni tatlar denemeyi çok seviyorum.

ÜNİVERSİTEDE DERS VERİYORUM
Televizyon dışında özel bir üniversitede ders veriyorum. Öğrencilerim var. Şimdilik onlarla meşgulüm. Kendimde en çok eleştirdiğim özellik, aşırı duygusal olmam. Onu bir kenara bıraksam her şey daha iyi olabilir diye düşünüyorum.