ZİYNETİ KOCABIYIK

Her olumsuzluğa bahane bulup sorumluluğu üzerimizden atmak en kolay yaptığımız şey…  Sonunda bu da oldu, kemerimizin üzerinden taşan yağların, baskülleri iflas ettiren kilonun sorumlusu ortaya çıktı… Atalarımız… Sadece şişmanlığın mı, kanserin de, kalp krizinin de, diyabetin de. Her şey genlerimizde gizli… Bu yeni bir bilgi değil aslında. İnsan Genom Projesi’nin ilk sonuçlarının ortaya çıkmaya başladığı andan itibaren “başımıza gelenlerin” sorumlusunun genlerimiz olduğunu biliyoruz. Eskiden birçok hastalığa “genetik” der geçerdik. Genom Projesi tamamlandığında hastalıklarla genler arasında ilişki olabileceği ortaya çıktı ve hangi genlerin, hangi hastalıklara yol açabileceğini öğrendik. Yeni olan şeyse bu bilginin, daha genç, daha güzel, daha sağlıklı ve daha uzun yaşamak için nasıl kullanılabileceğini öğrenmek oldu. 
İnsan genom projesinin sonuçları açıklandıktan sonra Dünya Sağlık Örgütü, 21. Yüzyılın sağlık politikalarını genler ve hastalıklar üzerinde yoğunlaştırdı. Bu konuya kafa yoranlardan biri de, ülkemizdeki “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nın projelendirilmesinde ve hayata geçirilmesinde görev alan Dr. Serdar Savaş oldu. Genom Projesi’nin açıklandığı dönemde Dünya Sağlık Örgütü’nde görev yaptığı dönemde bu alanda çalışmalar yapan Dr. Savaş, bu konu ile ilgili ülkemiz şartlarında neler yapılabileceğini araştırdı. Türkiye’ye döndükten sonra Hacettepe Üniversitesi Teknokent içinde GENAR Toplum Sağlığı ve Genobilim Araştırmaları Enstitüsü’nü kurdu.  Amaç, Türk halkının da genetik özelliklerini göz önüne alarak hastalıklara yatkınlığı tespit edecek genetik bir test programı hazırlamaktı. Geniş bir bilimsel ekibin 2004-2008 yılları arasında yaptığı literatür taramaları sonucunda “Gentest Kişiye Özel Koruyucu Tıp Modeli” ortaya kondu. 
BİZİ BİZ YAPAN GENLERİMİZ
Genetik özelliklerle hastalıklar arasında nasıl bir ilişki var?

Nasıl bir insanı sarışın ötekini esmer yapan gen varsa, bir insanın vücudundan toksinleri uzaklaştıran genin de farklı çeşitleri var. Diyelim ki, Ali beyin genleri, toksinleri hızlı uzaklaştırıyor. Ahmet Beyin genleri de yavaş uzaklaştırıyor. Aynı yaştaki Ali bey ile Ahmet bey aynı miktarda sigara içseler, Ahmet bey kanser olur, Ali beye hiç bi rşey olmaz. Ayşe Hanım ile Fatma Hanım iki yakın arkadaş. Her ikisi de aynı miktarda yemek yiyor,  aynı miktarda egzersiz yapıyorlar ama Ayşe Hanım kilo alıyor Fatma hanım almıyor. Çünkü Ayşe hanımın genleri yediği yemekten aldığı enerjiyi yağ olarak depolamak konusunda daha çok çalışıyor. 
Neden biri daha şanssız?
Atalarımızın gıdaların az bulunduğu yerde yaşamış olan insanların çocuklarında daha fazla yağ depolamaya yönelik genleri vardır.  Çünkü doğal seleksiyonda insanoğlunun vücudunda yağ depolayabilenleri ayakta kalmıştı. Bugün hâlâ o insanların torunları yaşıyor ve o artık kıtlıkla karşılaşmıyorlar. Süpermarkete girdiklerinde bisküvisini, yağını, çikolatasını, pirincini, etini sütünü yumurtasını alıp bol bol yiyor. Fakat genetik yapısı “aldığını depola, ilerde kıtlık çıkabilir” komutunu veriyor. Bu da obeziteye yol açıyor.

Son yıllarda bilim dünyasında “Kişiye Özel Tıp” anlayışının değer kazandığını söyleyen Dr. Serdar Savaş, “Her insan benzersizdir. Artık bana iyi gelen sana da iyi gelir anlayışı geçerli değil” diyor… Kimin obez olacağı, kimin kalp krizine yakalanacağı, hangi ilacın kime iyi geleceğinin genetiğinde kodlandığını belirten Dr. Savaş, “Bu kodlarla dünyaya geliriz ve bu kodlar bizim risklerimizi belirler. Yediklerimiz, içtiklerimiz, hayat tarzımızla bu riskleri azaltabiliriz ya da artırabiliriz” diyor ve ekliyor:  “Şimdilerde yüksek kolesterolün zararı yoktur diye bir şehir efsanesi dolaşıyor ortalıkta. Yanlış çünkü yüksek kolesterolün zararı vardır ama bu zarar herkeste farklıdır. Bazı insanların genetik yapısı o kolesterolü oksitlendirmiyor. O zaman zararı olmuyor. Ama bazı insanlarda POM 1 geni diye bir gen var. O genetik özellik varsa kolesterolü oksitlendiriyorsa, kolesterol damarı tıkıyor...”
Beslenme ile kolesterollü gıda arasında ilişki yoktur deniyor.
Bu da doğru ama bazıları için. Öyle insanlar vardır ki, genetik yapılarında “Kolesterol ester transfer protein” adı verilen bir gen vardır. Bu kişi, kolesterol yese de iyi kolesterolü yükselir kötü kolesterolü yükselmez. Bu gen yoksa kötü kolesterol damarları tıkar ve kalp krizine sebep olur. Bazı hekimler “Hastalarıma bol bol hayvansal gıda, yumurta, kırmızı et veriyorum. Çok iyi sonuçlar alıyorum” diyebilirler. Toplumun yüzde 30’unda bu gerçekten doğrudur. O hekime giden hasta bu geni taşıyorsa çok güzel sonuçlar alır, kilo verir ve o doktora tekrar gider. Peki mezarlığa gidenler ne oluyor? O hekim arkadaşımız, kalp krizi geçirenleri, mezarlığa gidenleri takip ediyor mu? Bunlar soru işareti… . Bizim genel geçer doğru olarak bildiğimiz şeyler hep toplum ortalamalarına göre söylenir. 1000 kişi üzerinde bir şey yapılmıştır. Çoğunlukta öyle çıkmıştır. Taşıdığımız genetik özellikler bizi toplum ortalamalarından uzaklaştırıyor. Örneğin bir taksideki 5 kişiyi düşünün. Biri 58 beden, biri 40 beden, biri 50 beden diğeri 38 beden biri de 46 beden giysin. Bunların ortalaması 172 ediyor. Beşe bölünce 35 çıkıyor. Herkese 36 beden gömlek giydirmeye kalksak olmaz değil mi? Genetik özelliklerimiz dikkate alındığında yediklerimizin, içtiklerimizin, uykumuzun, günlük hareketimizin, stresten etkilenmemizin vücudumuzda oluşturduğu etkiler birbirinden farklıdır. Bu nedenle tek beden elbise herkese uymaz.

40 TRİLYON HÜCREMİZ VAR
Her hücrede 3 metre DNA iplikçiği bulunuyor. Vücudumuzda 40 trilyon hücre var. Dünya ile ay arasındaki mesafe 300 bin kilometre. Vücudumuzdaki iplikçikleri birbirine eklersek 200 bin defa aya gidip gelebilecek bir uzunluk elde etmek mümkün. 

Genlerden al haberi

Türk insanın genetik eksileri neler?
Türkiye halkının beslenmesinde B6, B9, B12 düzeyleri düşük. Bunu yeteri derecede alan çok az insanımız var. Çünkü bu besinlerden zengin yiyecekler tüketilmiyor. Mesela kepekten zengin beslenme yok. Bu 3 vitaminin en önemli özelliği DNA tamirinde rol oynamalarıdır. Kanserlerin önlenmesinde rol alır ve Türk halkı bundan çok zayıf besleniyor. Hele bir de MTHFR geninde polimorfizm varsa o zaman bu hastalıklara yol açıyor
Folik asit oranlarımız düşük. Çünkü folik asitten zengin gıda karaciğerdir. Karaciğer kolesterolü yükseltir diye yenmiyor. Halbuki o ciğeri yiyip kolesterolü yükselmeyecek insanlar vardır. Genetiğine bakıp bu insanların o gıdanın olumlu etkilerinden faydalanmalarını sağlamak mümkün.  Bir başka eksiklik de bağışıklığımızı güçlendiren D vitamini. Besinlerle D vitamini almak çok zordur. Yeteri kadar güneşten de faydalanmıyoruz. Her gün en az 10 dakika bilek içlerini güneşe maruz bırakmak gerekiyor.
Sizin geliştirdiğiniz Gentest kişiye ne kazandırıyor?
Gentestle 100 gene bakılıyor. Bu bu genler hastalıklarla, yaşlanma süreci ile beslenme ile ilişkisi literatürde kanıtlanmış genlerdir. Bir tüp kan alarak bunu yurt dışındaki büyük laboratuvarlara gönderiyoruz. Sonuçlar 15 gün içinde geliyor. Kişiye yüzlerce soru sorarak hayat tarzını ortaya çıkarıyoruz. Genetik sonuçlarına göre değerlendirme yaparak risklerini ortaya koyuyor ve sonrasında yediklerini, içtiklerini, egzersizini, uykusunu kısacası o noktadan sonraki yaşam haritasını çıkarıyoruz. Test, ölümcül hastalıklardan korunmayı, fazla kilolardan kurtulmayı, yaşlanmayı geciktirmeyi, enerjik ve zinde kalmayı sağlamak için yapılması gerekenleri de ortaya koyuyor.