ZİYNETİ KOCABIYIK

zDünyanın ilk modern hastanesi olarak 1484 yılında temelleri atılan II. Bayezid Külliyesi günümüzde sağlık müzesi olarak hizmet veriyor. Avrupa Konseyi Müze Ödülü ile birlikte daha birçok uluslararası ödülün sahibi ve ülkemizde UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan ilk Sağlık Merkezi ve Üniversite Müzesi unvanına sahip olan müzenin imaret bölümü, geçtiğimiz günlerde TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un eşi Sabriye Şentop ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın ziyaretiyle hizmete açıldı.
Günümüzde sağlıkla ilgili pek çok çalışmanın da temellerinin atıldığı mekân olan II. Bayezid Külliyesi’nin günümüz tıbbına etkilerini İstanbul Üniversitesi Müzecilik Bölüm Başkanı ve Uluslararası Üniversite Müzeleri platformu Başkanı Prof. Dr. Fethiye Erbay’la konuştuk. Emine Erdoğan’ın açılışını yaptığı İmaret Müzesinin kuruluş çalışmasını ve danışmanlığını da üstlenen Prof. Dr. Erbay, Osmanlının sağlıklı yaşamın sırrını 600 sene evvel çözdüğünü belirterek “Günümüzün sağlığa bütüncül yaklaşımı bundan 600 yıl önce II. Bayezid Külliyesinde uygulanmış. Bugün modern tıbbın sağlık tavsiyeleri o yıllarda bu mekânda hastaları iyileştirmek için kullanılıyordu” dedi.

¥ II. Bayezid Külliyesindeki tedavi yöntemlerinin günümüz sağlık anlayışındaki rolü nedir?
Külliye’de yüzyıllar boyunca tıp öğrencileri yetiştirilmiş, hastalara şifa dağıtılmış ve ihtiyaç sahipleri doyurulmuştur.  Darrüşifa kısmı ise dönemin en önemli sağlık merkezlerinden biridir. Kuruluşunda her türlü hastalara hizmet vermiştir, öyle ki kuruluş vakfiyesinde hastanenin personeli sayılırken iki cerrah ve iki göz doktorundan da söz edilir. Demek ki 1500’lü senelerde bu mekânlarda göz hastalıklarına dahi bakılmaktaydı. Daha sonraki yıllarda şifahane, ruh hastalarına yönelik hizmet vermeye başlamış ve hastalar, dönemin tıp bilgi ve ilaçlarının yanı sıra, su sesi, musiki, güzel kokular ve çeşitli meşguliyetlerle tedavi edilmişlerdir. 1652 yılında külliyeyi gezen Evliya Çelebi,  Külliye’de hastaları huzura kavuşturma yöntemlerinden bahsetmiştir. Sağlıklı yaşamak için hava, gıda, su, uyku, bedeni arıtma-kan aldırma ve hareketin (spor) önemini ortaya koyan tedbirler ilk defa Külliye’deki hastalara uygulanmıştır

İLAÇ DENEMELERİ YAPILMIŞ
¥ Külliye’de yapılmış ve 15.yüzyıldan günümüze kalan ve bugün de faydalandığımız tedavi metotları ya da ürünler ürünler var mı?
Külliye’de kullanılan tedavi usulleri arasında kan alma, hacamat yapma, macunlar, bitkiler ve şifalı otlarla ilaç denemeleri, su ve müzikle tedavi, hamam kültürü, hijyenik tedbirler günümüzde de tıbbi tedavide kullanılmaktadır. Çeşitli kokulu çiçeklerin yetiştirildiği Külliye’de;  güzel kokularla tedavi yanında çeşitli şifalı içecekler hazırlanarak hastalara tedavi metotları uygulanmıştır. Bunun dışında buhur yakıp çeşitli kokulu bitkiler yetiştirilerek, şifahanenin güzel kokması ve hastaların sakinleştirilmeleri de tedavi yöntemleri arasındadır. Tıbbi bitkilerin ve bazı meyvelerin suyu sıkılarak bazı maddelerin ise kaynatılarak ilaç denemeleri yapıldığı bilinmektedir. Hatta bu ilaç denemelerinin 18. yy.da aktarlar aracılığı ile satışı yapılır hâle gelmiştir. Darüşşifada bulunan şuruphanede şurup ve macun karışımları ile ilaçların yapıldığı ve haftada iki gün fakirlere ve hastalara ücretsiz ilaç dağıtıldığı  kaynaklarda yer alır.

ÇAĞININ ÖTESİNDE ŞİFA KAPISI
Emine Erdoğan, Osmanlının sosyal devlet anlayışını yansıtan, hastalara, fakirlere, düşkünlere ve öğrencilere yiyecek sağlayan mekân olarak yeni müzecilik anlayışı ile ele alınan II. Bayezid Külliyesi İmaret Müzesi ve Sağlık Müzesini gezdi. Müzeyi çok beğendiğini ve Darüşşifanın yaklaşık altı asır evvelki çağın ötesinde şifa kapısı olduğunu söyleyen Erdoğan “Bizim medeniyetimiz, şifahaneler kurarak hastalıklara şifa üzerinden yaklaşmıştır. Şifayı ilaçta olduğu kadar tabiatta, yeme içmede, müzikte, yani hayatın tam ortasında aramış ve sağlığı, bir hayat biçimi hâline dönüştürmüştür” dedi.

TIP TARİHİNE YOLCULUK
Osmanlı İmparatorluğu’nun en önemli kültür miraslarından biri olan II. Bayezid Külliyesinin şifahanesinde hastalara bakılmış, medresesinde öğrenciler yetiştirilmiş, camisinde ibadet edilmiş,  tabhanesinde misafirler ağırlanmış, aşhanesinde ise fakir fukara doyurulmuştur. Uzun yıllar boyunca hastalara şifa dağıtan bu şifahane, 1850’li yıllardan sonra, sadece ruh hastalarının tecrit edildiği bakımsız bir kurum hâline gelmiş. Bina bir yandan bakımsızlıktan, diğer yandan yatağı dolan Tunca Nehri’nin taşkınları sonucu büyük zararlar görmüş. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1984 yılında Trakya Üniversitesine devredilen Külliye, 1997 Trakya Üniversitesi bünyesinde sağlık müzesine dönüştürülmüş.  Müzede yer alan canlandırmalarla burada daha önce yapılan tedavi şekillerini, doktorları ve onlara ait balmumu heykellerini görmek mümkün.