BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

FATİH SULTAN MEHMED’İN ÖLÜMÜNDE VENEDİKLİLERİN ROLÜ ‘Büyük Kartal’ ve ressam Bellini

Geniş Açı - Fikir ve tartışma
Facebook
Mehmet Hasan Bulut
Araştırmacı Yazar
 
Venedikli ressam Bellini, İstanbul’u terk ettikten kısa bir zaman sonra Fatih Sultan Mehmed sır gibi sakladığı yeni bir sefere çıktı. Ancak yolda rahatsızlanan Sultan’ın ağzından ve burnundan kanlar geliyor, “Bana kıydılar” diyordu. Haftalar sonra Venedik’e ulaşan bir elçisi ise “La Grande Aquila è morta!” diye haykırıyordu...
 
Bugün adını sadece turistik bir şehir olarak duyduğumuz Venedik, bir zamanlar tarihin en zengin ve en kudretli devletlerinden biriydi. Cumhuriyetti ama halkın idarede hiçbir sözü yoktu. Hükûmet, bugün dahi güçlerini ve zenginliklerini muhafaza eden tüccar aristokrat bir sınıfın elindeydi. Büyük Meclis’e de sadece bunlar girebiliyordu. Devlet, başında “doç” denilen bir bey bulunduğu için monarşiye de benziyordu ama Venedik’in iplerini asıl elinde tutan bu bey ve Büyük Meclis değil istihbaratın bağlı olduğu Onlar Meclisi idi. On aristokrattan müteşekkil olduğu için bu isimle anılan bu Meclis, devletin beyni mesabesindeydi.
Meclis azaları kişileri muhakemesiz infaz etme salahiyetine sahiplerdi; devletin istikrarı ve menfaati için aristokratları bile idam edebiliyorlardı. Sessizce ortadan kaldırmak istedikleri kişilerin üzerine suikastçılar gönderirlerdi. Ama en sevdikleri usul, kurbanı zehirlemekti. “Bırakın celladın işini zehir yapsın. Bu, daha az mide bulandırıcı ve daha kârlı” derlerdi. Meclis’e ait kayıtlarda, zehirleme işini nasıl oyladıkları, nasıl planladıkları ve zehirleyecek kişiye verilecek ücretler mevcuttur. Venedik'e bağlı Padova Üniversitesindeki botanikçiler, bu maksatla çok sayıda zehir imal ediyorlardı. En çok kullanılan zehirler civa klorür, beyaz arsenik, arsenik trisülfit ve arsenik triklorür'dü. O zehirler, Venedik’in büyük düşmanı Fatih Sultan Mehmed’in şahadetine de sebep olmuş muydu?..
 
AVRUPA’DA KENDİ AĞLARINI ÖRDÜLER
Venedikliler Katolik’ti ama asla dindar değildi; sadece kendi menfaatini düşünürlerdi. Yahyacı Tapınakçıların tarikatı yasaklandığında olduğu gibi Papalık ile defalarca savaşın eşiğine gelmişlerdi. Venedik idarecileri, kurdurdukları Cizvit tarikatı üzerinden bir yandan Katolik Kilisesini reforme ediyor, diğer yandan da farmasonluğun temellerini atarak Avrupa’da kendi ağlarını örüyordu. Engizisyondan kaçan herkese kucak açıyordu. Nüfuzu altına aldığı İngiltere’yi Roma’dan koparmış ve Protestanlara sahip çıkarak mezhep savaşlarını körüklemişti.
Venedik’i tanıyanlar için Doç Dandolo’nun liderliğindeki Haçlıların, İslam topraklarına yürümek yerine, 1204’te İstanbul’u ele geçirip tarihte görülmemiş bir şekilde yağmalaması şaşırtıcı olmadı. Venedik’in, Fransızları da yanına alarak, Roma İmparatorluğu’nun başşehrini işgal etmesine Papa karşı çıksa da Venedik onu ciddiye almamıştı.
Roma İmparatorluğu’na bir sonraki ve nihai darbe, Şark’taki savaşçı bir milletten, yani Müslüman Türklerden geldi. Venedik’in işgalinin ardından eski ihtişamına bir daha kavuşamayan Konstantiniyye, 1453’te Hazreti Peygamber’in müjdesine nail olmak isteyen Osmanlı Sultanı II. Mehmed’in askerlerine teslim oldu. Müslümanlara karşı Venedikli askerlerin Rum İmparatoru’na verdiği destek bir işe yaramamıştı. Üstelik fetihten sonra Venedik balyosu yani elçisi ve oğlu, Türkler tarafından idam edilmişti.
 
EN BÜYÜK RAKİP: GENÇ PADİŞAH
İstanbul’un yeni sahipleri ve onların Genç Sultanı, Venedik’in en büyük rakibiydi artık. Nitekim 1463’te Venedik ve Osmanlılar arasında yıllarca sürecek büyük bir savaş patlak verdi. Daha evvel Selânik’i alan Türkler, Venedik müstemlekelerini birer birer ele geçirerek İtalya’ya doğru hızla ilerliyorlardı. Gözünü İtalya’ya dikmiş bu “kartal” derhâl ortadan kaldırılmalıydı.
Onlar Meclisi, hemen kolları sıvadı ve Sultan II. Mehmed’i öldürmek üzere suikastçılar aramaya başladı. Savaş başladıktan bir sene sonra Manuel Cerda adında bir İspanyol, kardeşi vasıtasıyla bir teklifte bulundu. Onlar Meclisi, İspanyol’a 10 bin düka altını vadetti ama suikast muvaffak olamadı. 1475'de Piove'li Salomon adında Yahudi bir tefeci, Sultan Mehmed’i öldürmek üzere İstanbul'a Valchus adında Yahudi bir doktor göndermeyi teklif etti. Fakat ansızın Salomon’un kendisi öldü. Bunun üzerine oğlu teklifi yineledi. Karşılığında Venedik'te ticaret izni ve beş banka kurmak istiyordu. Teklif kabul edildi mi bilmiyoruz ama Valchus, saraya kadar sokulmayı başarsa da suikast yine neticesiz kaldı.
 
GAETALI YAKUP
Onlar Meclisine en heyecan verici teklif, 1471’de, Sultan’ın doktoru Yakup Paşa’dan, diğer adıyla Jacopo da Gaeta’dan geldi. Kayıtlarda “Messer Jacomo Medego” olarak da geçen Yakup Paşa, bu işin karşılığında tek seferlik bir ödeme, vergi muafiyeti ve vatandaşlık talep ediyordu.
İtalya’da Napoli yakınlarındaki Gaeta şehrinde doğan Jacomo’nun, Venedik'e bağlı Padova Üniversitesinde okuduğu söylenir. Tıp tahsili gören Jacomo, genç yaşta Edirne’ye gelmiş ve Fatih’in babası Sultan Murad’ın gözüne girmeye muvaffak olmuştu. Sultan II. Mehmed’le beraber İstanbul’a gelmiş ve onun hususi hekimi olmuştu. Müslüman olarak Yakup ismini alan Jacomo, Onlar Meclisinin adamı Yahudi David Mavrogonato ile irtibattaydı.
Venedik vatandaşı Yahudi Mavrogonato’nun Fatih’le arası açılan, Rum asıllı Sadrazam Mahmud Paşa ile arası iyiydi. Venedik, bu yüzden, Osmanlı ile sulh yapmanın yollarını ararken Mavrogonato’yu da kullanıyordu. Fakat Mavro, 1470’de dördüncü defa İstanbul’a geldiğinde öldürüldü. Yakup Paşa da suikast teklifini müteakip sene yaptı. Arşiv kayıtlarına göre Onlar Meclisi, Yakup’a itimat ediyordu ve teklifini ciddiye almışlardı. Fakat Sultan yaşamaya devam etti. Üstelik Mahmud Paşa da 1474’te idam edildi.
 
VAZİFELİ RESSAM BELLINI
Osmanlı ile yıllardır savaş hâlinde olan Venedik, Arnavutluk gibi çok stratejik toprakları ve Ege adalarının büyük kısmını Türklere kaptırmıştı. Osmanlı akıncıları Venedik’in dibine kadar gelmişlerdi. Türklerin kapıya dayandığını gören Venedik panik içerisineydi. Savaşın sona ermesi için mütemadiyen teşebbüslerde bulunuyorlardı. Ve nihayet emellerine ulaştılar.
İtalya’ya güneyden girerek Roma’ya yürümeyi planlayan Fatih, Venedik ile savaşı sona erdirmek istedi. 1479 başında Venedik’e bir ahitname gönderdi. Böylece Osmanlı ile Venedik arasında yıllardır süren savaş sona erdi. Napoli Krallığı ile savaşa girmeden evvel Venediklileri yanına çekmek isteyen Sultan Fatih, Venedik Doçu’nu, oğlunun düğünü için İstanbul’a davet etti. Yeni tamamlanan Topkapı Sarayı’nın odalarının ve duvarlarının süslemesi için bir de iyi bir ressam talep etti. (Ressamın gönderilmesini, sulh anlaşmasını imzalayan Venedikli nazır Giovanni Dario’nun teklif ettiği de söylenir.)
Bu sulh devri ve ressam talebi, Venediklilerin yıllardır bir türlü beceremedikleri işi tamamlamak yani Fatih’i ortadan kaldırmak için büyük bir fırsattı. Venedikliler, Doç’u düğüne göndermeyi kabul etmedi ama İstanbul’a yeni saraya gönderilmek üzere en iyi ressamları Jacopo’nun oğlu Gentile Bellini’yi seçtiler.
Baba Jacopo, Giorgione ve Titian gibi ressamları yetiştirerek Venedik sanatına çağ atlatmış bir sanatçıydı. Babasının stüdyosunda yetişen Gentile, kardeşi Giovanni gibi iyi bir ressam değildi ama bir diplomat karakterine sahipti. Venedik’i ziyaret eden Kutsal Roma İmparatoru III. Frederick tarafından 1469’da kendisine şövalye unvanı verilmişti. İstanbul’a gönderileceğini haber aldığında Dukalık Sarayı’ndaki Büyük Meclis’in duvarlarını boyuyordu. Venedik’in resmî ressamı ilan edilen Gentile, işi tamamlaması için yerine kardeşi Giovanni’yi bıraktı. İki yardımcısı ile beraber, Osmanlının haracını götüren elçinin mahiyetinde 1479’un Eylül ayında İstanbul’a yelken açtı.
 
SULTAN FATİH TABLOSU
Günümüzde Sultan Fatih’i, İtalya’dan sanatçıları sarayına davet ederek onlara sahip çıkan hümanist bir Rönesans prensi gibi göstermek için gayret gösterenler olsa da hakikat böyle değildir. Samimi bir dindar olan Sultan, sanıldığı gibi portresinin yapılması için bir ressam istememiş ve portre için poz vermemişti. Bellini ile görüşüp görüşmediği bile belli değildir. Bellini’nin İstanbul ziyareti ile alakalı Osmanlı arşivlerinde bir vesika bulunmamaktadır. Angiolello ve Ridolfi gibi yazarlara ait, Fatih’in, Bellini’nin çizdiği deli derviş resmini tetkik ettiği ve ona kesik kafanın nasıl göründüğünü göstermek için bir kölenin kafasını kestiği gibi iddialarsa komik İtalyan efsaneleridir. Üstelik 1916’da Londra’daki Millî Galeri’ye konan meşhur Sultan Fatih portresi, büyük ihtimalle Bellini’ye bile ait değildir. İngiliz arkeolog ve diplomat Austen Henry Layard, tabloyu 1865’de Venedik’te yaşayan bir İngiliz’den satın aldığını iddia edene kadar tablodan kimsenin haberi yoktu.
 
‘BÜYÜK KARTAL’IN VEFATI
Gentile Bellini, saraydaki boyama vazifesi bitince on altı ay kaldığı İstanbul’dan 1481 yılının başında ayrıldı. Pek itimat edilir bir yazar olmasa da Giorgio Vasari, Bellini’nin İslam’da yasak olduğu hâlde Sultan’ın portresini yapmaya teşebbüs ettiği için gönderildiğini söyler. Sultan’ı resmetmeye başladıysa dahi, izin verilmediği için Bellini’nin bunu döndükten sonra tamamladığı anlaşılmaktadır. Sultan II. Mehmed’in ayrılırken kendisine, mezarı Ayasofya'da bulunan Venedik Doçu Dandolo'nun zırhını ve kılıcını verdiği de rivayet edilir.
Bellini fırçasıyla Topkapı Sarayı’nın duvarlarını boyarken Osmanlılar, 1480 yazında Napoli Krallığı’na bağlı Otranto’yu fethederek İtalya’ya güneyden girmişti. Bütün İtalya ve Avrupa panik hâlindeydi. Bellini İstanbul’u terk ettikten kısa bir zaman sonra, nisan sonunda Sultan Fatih yeni bir sefere çıktı. Üsküdar’a geçti. Sultan, çok iyi sır sakladığı için seferin nereye olduğunu kimse bilemiyordu. İstikametin Mısır olduğu söyleniyordu ama Doğu’ya doğru gidiyormuş gibi yapıp İtalya’ya Yahyacı şövalyelerin üzerine gideceği ve başladığı işi bitireceği de dedikodular arasındaydı.
Sefere çıktıktan sonra rahatsızlanan Sultan Fatih, Gebze yakınlarında Hünkâr Çayırı’na otağını kurdurdu. Aniden ortaya çıkan bir karın ağrısıyla kıvranmaya başlamıştı. Ağzından ve burnundan kanlar geliyor, “Bana kıydılar” diyordu. İstanbul’u fethederek Roma İmparatorluğu’nu tarihe gömen koca Sultan, 3 Mayıs’ta otağında acılar içinde ruhunu teslim etti. Henüz 49 yaşındaydı. Haberi alan Yeniçeriler, Gaetalı Yakup Paşa’yı parçalayarak öldürdüler. İstanbul’daki Venedik elçisi “müjdeli” haberi derhâl Venedik’e ve Roma’ya gönderdi. Haberci 19 Mayıs’ta Venedik’e ulaştığında Doç ve Meclis toplantı hâlindeydi. Elçi salona daldı ve sevinç içinde bağırdı: “La Grande Aquila è morta!” (“Büyük Kartal öldü!”).
 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
613783 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/genis-aci-fikir-ve-tartisma/613783.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT