BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Domatesi ucuza yemek! Kooperatifler bu derdimize deva olur mu?

Geniş Açı - Fikir ve tartışma
Facebook
Prof. Dr. Resul İZMİRLİ
Yeni Yüzyıl Üniversitesi
Sağlık Bilimleri Fakültesi
Sağlık Yönetimi Bölüm Başkanı
 
Cumhurbaşkanımız dâhil herkes özellikle sebze ve meyve fiyatlarını irdelemeye ve çözüm üretmeye çalışmakta. En sonunda Tarım Kredi Kooperatiflerinin mağazalar açarak bu derde derman olması konuşulur oldu.

Aslında domates şimdi çok pahalı değil. Evlendiğimizin ertesi günü (25 Mayıs 1971)İzmir-Bornova’da hanım bir elime fileyi bir elime listeyi verdi. Manavdan alınacaklar arasında domates de vardı. O zamanlar sera üretimi yok denecek kadardı azdı ve domatesin kilosunun 7 (yedi) lira olduğunu görünce bende şafak atmıştı! Üniversite asistanı olarak maaşım bin lira civarındaydı. Şimdi asistan maaşları 7-8 bin lira kadar olduğuna ve domates yine ortalama 7 lira civarında kabul etsek o güne nazaran domatesin 7 kat daha ucuz olduğu söylenebilir. Ancak daha düşük gelir grupları için düşünüldüğünde domates 10-15, çeri 20-25 TL olunca bu iş gerçekten can sıkıcı oldu. Üstelik domates tarlada 1-2 TL olunca hepimizin tepesi attı. Cumhurbaşkanımız dâhil herkes özellikle sebze ve meyve fiyatlarını irdelemeye ve çözüm üretmeye çalışmakta. En sonunda Tarım Kredi Kooperatiflerinin mağazalar açarak bu derde derman olması konuşulur oldu.

Tarımsal Kooperatifçilik konusunda Almanya'da doktora yaptığım yıllardan beri bu konuda biraz kafa yormuşluğum var. Bu yüzden derde bir nebze deva olabilir düşüncesiyle bu önemli organizasyonlar konusunda birkaç kelam etmeyi düşündüm…

Üreticisi ve tüketicisi örgütlenmiş demokratik ülkelerde üretici, örgütlü gücü sayesinde üretim girdilerini makul fiyatla temin edebilmekte; tüketici de tarımsal ürünleri direkt üreticiden temin edip aracıları büyük ölçüde aradan kaldırarak tarımsal ürünleri daha ucuza temin edebilmektedir.

“ZARURETİN ÇOCUKLARI…”

Kooperatifçilik biliminin babalarından biri sayılan Prof. Dr. George Draheim “Genossenschaften sind Kinder der Not!” diyerek kooperatif organizasyonun varoluş sebebini vazetmiştir… Tercümesi “Kooperatifler zaruretin çocuklarıdır!” Cümlenin Almancasını bilerek yazdım nedenini arz edeceğim. Nitekim 1800’lü yıllarda Avrupa'da gerek bitmez tükenmez savaşlar, korkunç veba benzeri salgın hastalıklar, acımasız feodal yönetimler vb. felaketler insanları bir lokma ekmeğe muhtaç hâle getirdiği zamanlarda Alman köylüleri mesela patates tohumluğu temin edebilmek için bir araya gelmişler ya da diğer bazı ihtiyaçlarını karşılamak için çeşitli birliktelikler (kooperasyonlar) kurmuşlar. Zaman içinde bu minik birliktelikler gönüllülük ve fedakârlık temelinde büyümüş ve Reifeizen (Rayfayzen) Kooperatifleri adıyla daha üst seviyede birlikler ve üst birlikler hâlinde örgütlenmişler, sonunda kendilerine ait Reifeissenbank'larını kurmuş en sonunda da aynı şekilde zaruretten doğan Esnaf Kooperatiflerinin Bankasıyla (Volksbank) 1970 ortalarında birleşip Almanya'nın üçüncü büyük bankasına sahip olmuşlardır. Halen de kooperatif organizasyonları, kamu ve özel sektörün yanında üçüncü sektör olma gücüne sahip kuruluşlar olarak ekonomik hayatın düzenlenmesinde etkin rol oynamaya devam ediyorlar. Bütün Avrupa’da Tüketim Kooperatifleri de aynı şekilde zarurete binaen kurulmuş ve gelişmişlerdir.

Kooperatiflerin çok çok özet gelişimi böyle…

GÖNÜLLÜLÜK VE FEDAKÂRLIK…

Şimdi gelelim neden yukarıdaki Almanca cümleyi kullandığıma. Almanlar iş birliği anlamında Kooperasyon kelimesini kullanırlar, fakat kooperatif kelimesi yerine ‘Genossenschaft’ı tercih ederler. ‘Ge’ eki Almancada birlikteliği ifade ediyor. ‘Noz’ hayvan otlatmak demek. ‘Genoz’ dağda bayırda beraberce hayvan otlatan çobanların birlikteliğini anlatan bir kelime… İşte o gerçekten güçlü ve samimi birlikteliği ifade eden bu kelimenin ruhunu kurdukları iş birliklerine teşmil ediyorlar. Yani kurulması ve devamı üyelerin gönüllü katılımına ve fedakârlığına dayanan bu örgütleri kültürel köklerinden beslemeyi de esas almışlar. Toplumların kültür köklerinden güç almayan hiçbir örgüt hayatiyetini uzun süreli ve etkin şekilde sürdüremez. Mesela Alman komünistleri de birbirlerine yoldaş anlamında “Genosse” derler.

DEMOKRATİK YÖNETİMİN GELİŞMESİNE KATKI…

Kooperatif kuruluşlarını diğer şirketlerden ayıran en önemli özelliklerden biri de ortaklıktaki hissesi ne kadar olursa olsun her ortağın ‘bir’ oy hakkı vardır. Yani kararlar herkesin katılımıyla alınır. Bu yönüyle kooperatiflerin demokratik yönetimin gelişmesinde katkısı olduğu da söylenir…

Yukarıda örnek olarak anlatmaya çalıştığım Almanya gibi üreticisi ve tüketicisi örgütlenmiş demokratik ülkelerde üretici örgütlü gücü sayesinde üretim girdilerini makul fiyatla temin edebilmekte; tüketici de tarımsal ürünleri direkt üreticiden temin edip aracıları büyük ölçüde aradan kaldırarak tarımsal ürünleri daha ucuza temin edebilmektedir…

KÖTÜ BİR KOPYALAMA YAPMIŞIZ!

Şimdi bizde ne olup bittiğine bakalım. Her konuda olduğu gibi bu konuda da kötü bir kopyalama yapmışız. Gerek Tarım Kredi gerekse Tarım Satış Kooperatiflerini devlet olarak emirle kurmuşuz. İnsanları biraz da zorlayarak mesela Ziraat Bankasından kredi alabilmek için kooperatif üyesi yapmışız. Ürününü destekleme alımlarıyla yüksek fiyatla alma vaadiyle Tarım Satış Kooperatifine üye yapmışız. Sonra yine devlet eliyle Kooperatif Birliklerini (Tarım Kredi Birlikleri, Tariş, Çukobirlik, Fiskobirlik vd.) kurmuş başına da devlet olarak Genel Müdürünü tayin edip; bir yanda bir ölçüde seçilmiş başkan diğer yanda bürokrat olan iki başlı ucube bir sistem oluşturmuşuz. Bu örgütleri de yıllarca popülist politikalarımız için elverişli araçlar olarak tepe tepe kullanmışız. Alman kooperatif literatüründe ‘pseudoGenossenschaften’ (Alaşehir tabiriyle ‘engastan kopretif’ yani yalancıktan kooperatif) olarak anılan bu sistemin getirdiği zararları da ‘görev zararı’ gibi masum bir kılıfa sokup ekonomik hayatımızı berbat eden diğer devlet iktisadi kuruluşları gibi senelerce sırtımızda taşımışız.

Aslında 'imece', 'keşik', 'değişik' gibi kırsal kesimde asırlar boyu ve hâlen canlılığını sürdüren iş birliği modelleri yanında esnaf kesiminde de yardımlaşma ve dayanışmayı sağlayan 'esnaf loncaları', 'Ahilik' gibi sistemleri temel alıp muhteşem iş birliği modelleri geliştirmeye kafa ve gönül koymamışız.

Gençlik yıllarımda kooperatifçilik konusunda bir araştırma projesi esnasında bu durumumuzu özetleyen bir hatıramı paylaşayım…

YAŞLI KÖYLÜNÜN KOOPERATİF TARİFİ!

Manisa Gediz ovasında bir köy kahvesinde anket çalışması yapıyorum. Mevzuyu duyan yaşlı bir amca söze karıştı aniden ve “Evlat kopretifi ben sana annadıverem soona ne deceesen de ne sorceesen sor. Kopretif demek bi kantarın başında dokuz memur demektir. Hadi bana müsaade” dedi gitti…

Şimdi memlekette hiç mi güzel örnek yok denirse arz edeyim. Olmaz mı mesela Yapı Kooperatifleri var. Her ne kadar bir Tüketim Kooperatifi olarak kuruluş safhasında ordunun gerek bina gerek araç ve insan gücü imkânlarını kullanarak gelişen OYAK var. Bir de gerçekten bir Kooperatif hareketi olan Pancar Üreticileri Kooperatifleri var. Ve son günlerde bir dünya markası olma yolunda ilerleyen TORKU’nun gerisindeki güç ‘Konya Pancar Üreticileri Kooperatifi’ var. Bir gerçek kooperatif kuruluşu…

YETER Kİ VİZYONUMUZU BELİRLEYELİM…

Sonuç olarak uzun vadeli bir anlayışla, sabırla ve bilime dayanarak, zor kavuştuğumuz serbest piyasa kültürümüzü zedelemeden; çiftçimizi, esnafımızı, tüketicimizi daha verimli üretmek, daha uygun şartlarda ihtiyacını karşılamak için gerekli iş birliği modellerine kavuşturmak için işi temelden ele almalıyız. Bunun için muazzam bir eğitim altyapımız var. Üstelik güzel ve başarılı örneklerimiz de var. Yeter ki vizyonumuzu belirleyelim ve kaynaklarımızı etkin kullanmanın 'zaruretine' inanalım!

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621078 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/genis-aci-fikir-ve-tartisma/621078.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT