BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Global güç olmak için eğitim sistemi değişmeli

Geniş Açı - Fikir ve tartışma
Facebook
Prof. Dr. İbrahim Aydın
Balıkesir Üniversitesi Öğretim Üyesi
iaydin@balikesir.edu.tr
 
Bu toplumun valiye, kaymakama, bilim insanına ihtiyacı olduğu kadar, berbere, kuaföre, çiftçiye, sıvacıya, tesisatçıya da ihtiyacı var. Türkiye’nin sağlıklı bir şekilde varlığını sürdürmesi için, akademik ağırlıklı eğitimden, mesleki ve halk eğitim ağırlıklı eğitime geçilmesi gerekiyor.
 
Eğitim, ürünleri 20-25 yıl sonra alınabilen oldukça uzun vadeli bir yatırımdır. Ülkelerin gelişmişlik seviyelerini belirleyen en önemli verilerden biri de eğitimdir. Eğitim, oldukça farklı kişiliklere, yeteneklere sahip olan fertleri, hem toplumun ve çağın ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yetiştirmek, hem de bireyleri mutlu edecek meslekler kazandıracak bir fonksiyona sahip olmak durumundadır.
Türkiye, tarihinden ve kadim medeniyetinden aldığı güçle tekrar global güç olma yoluna girmiş olup, bu yolculuğu destekleyecek eğitimli ve kalifiye insan kaynaklarına ihtiyaç duymaktadır. Bu sebeple eğitim; toplumdan, hayatın gerçeklerinden kopuk olmamalı, bizzat hayatın kendisi olmalıdır. Aksi takdirde, günümüzdeki gibi, bir yanda milyonlarca insanın işsiz olması, diğer yandan da, piyasada kalifiye eleman bulunamaması gibi tezatlıklar yaşamaya devam ederiz.
Bu yüzden, küresel güç olma iddiasına uygun bir eğitim sisteminin nasıl olması gerektiği üzerinde durmakta fayda vardır.
 
ÖNEMLİ OLAN, BAŞARILI VE MUTLU OLMAKTIR
 
Öncelikle toplumdaki, “başarılı, mutlu olma ve toplumda yüksek bir sosyal statü kazanma” ile “beyaz yakalı olma”nın eş değer olduğu fikrini değiştirmemiz gerekiyor. Eğer öyle olsaydı, sadece zenginler ve yüksek mevkilerdeki devlet memurları mutlu olur, toplumun geriye kalan kısmı da mutsuz olurdu. Hâlbuki nice ilkokul, ortaokul ve lise mezunu insanlar, kendi işlerini kurup başarılı olmakta, iyi paralar kazanmakta ve mutlu olabilmektedirler.  
Toplumları bir insan vücudu gibi düşünmeliyiz. Vücudumuz farklı unsurlardan oluşur. Bunların her birinin görevi farklı ve hepsi de vücudumuz için değerlidir. Bütün aileler de için çocukları değerlidir. İnsanlar, çocuklarını toplumun beyin, kalp gibi önemli mevkilerinde olmasını istiyor. Ancak, çocuğun becerisi ve yeteneği farklı olabilmektedir. Çocuğunu “beyin” olmaya zorlayan aile, gerçeği kabullenmemekte, sonuçta evladının başarısızlığına ve mutsuzluğuna yol açmaktadır.
Toplumun valiye, kaymakama, bilim insanına ihtiyacı olduğu kadar, berbere, kuaföre, çiftçiye, tesisatçıya da ihtiyacı vardır. Bir tarafta akademik eğitimini tamamlamış milyonlarca işsiz insanımız varken, diğer taraftan çırak, kalfa, usta, işçi ve tekniker açığımız mevcuttur. Çevremizde eğitim seviyesi düşük, ancak meslek sahibi olup, kendi işini kuran, memura göre çok iyi geliri olan insanlar hiç de az değildir. Toplumdaki bu yanlışta ısrar sürerse, çok kısa bir süre sonra, söküğümüzü dikecek terzi, musluk contasını değiştirecek tesisatçı bulamayacağız.
İşte bu sebeple, kişilerin ilgi ve yetenekleri ile toplumun ihtiyaçlarını örtüştürecek meslekleri kazandıran eğitim sistemine geçmemiz gerekiyor. Eğitimdeki büyük değişim için toplumdaki fertler, aile ve veliler ikna edilmeli. Bunun için de, basın-yayın, TV ve sosyal medya ile güçlü bir kamuoyu oluşturmalıdır.
 
İLKÖĞRETİM VE ORTAÖĞRETİMDE DEĞİŞİM
 
Öncelikle okul öncesi eğitim yaygınlaşmalı ve süresi bir yılı geçmemelidir. Bu çağdaki çocuklar sabahları mutlaka uykularını almalı, varsa dede ve nine gibi aile büyüklerinin şefkat sağanağında büyümeli, atalarından anne ve babalarının çocukluk hikâyelerini dinleyerek bu yıllarını huzur ve güven içinde geçirmelidir.
İlkokulun ilk yıllarında oyun ağırlıklı eğitim olmalıdır. Onlara öz güven bu yaşlardan itibaren verilmeli, birleştirilmiş sınıflar kaldırılmalı veya mümkün olduğunca azaltılmalıdır. Başarısız öğrenciler için sınıf tekrarı mutlaka olmalı ve bu husus ailelerin inisiyatifine bırakılmamalıdır. Aksi hâlde, başarısız öğrenciler âdeta “ödüllendirilerek”, başarılı öğrenciler ise “cezalandırılarak” eğitimsiz kalmış olur.
İlkokulda eğitimin ana gayelerinden biri, çocukların kabiliyet ve ilgi alanlarının mutlaka doğru bir şekilde belirlenmesi olmalıdır. Bu safhada, öğrencilerin fiziksel (mesleğe) veya zihinsel (akademik) becerilerden hangisine çok daha yatkın olduklarına karar verilmelidir. Mezuniyette, diploma ile birlikte velilere, çocukları ile ilgili bu yol gösterici raporlar da takdim edilmeli ve kayıtlarında da bu belgeler dikkate alınmalıdır.
Ortaokuldan itibaren el becerisine ve teknik mesleklere yatkınlığı olan öğrenciler, bu yönde gelişebilecekleri farklı müfredatla eğitim yapılan ortaokullarda eğitilmelidirler.
Ortaokuldan sonra ise, öğrenciler, mezun oldukları okul türüne göre mesleki ya da akademik liselere yönlendirilmeli, buradan da, kendi mesleki branşlarındaki yükseköğretim kurumlarına tercihli olarak, farklı programlara ise sınavla kabul edilmelidirler.
 
 
LİSE SEVİYESİ, YOL AYRIMI DEMEKTİR
 
Bir köy okulunu denetlemek için yola çıkan müfettişin otomobili köyde arızalanır. Ne kadar uğraşsa da otomobili çalıştıramaz. Onu dikkatlice seyreden 11-12 yaşlarındaki bir çocuk, yanına yanaşarak yardım edebileceğini söyler. Müfettişin gözü çocuğu tutmasa da, başka seçeneği yoktur. Ancak, çocuk otomobili tamir eder ve araç çalışır. Şaşkın müfettiş önce teşekkür eder sonra “Sen okul çağındasın. Neden okulda değil de buralardasın?” diye sorar. Öğrenci, “Sınıfın en tembeli benmişim. Bugün okula denetim için müfettiş gelecekmiş. Onun için, öğretmenim bana bugün okula gelmememi söyledi” der!
Evet… Allah herkese, rızkını temin edebilecek bir yeteneği mutlaka vermiştir. Eğitimciler de bu yeteneği keşfetmeli ve öğrencileri de buna göre yönlendirmelidir. Öğrenciler anaokulundan ortaokul sonuna kadar, öğretmenleri tarafından ciddi bir şekilde takip edilmeli, 9 yıl boyunca tutulan kişisel gelişim dosyaları ile çocukların öncelikli ilgi alanları, becerileri ve kabiliyetleri, pedagojik değerlendirmelerle birlikte kayıt altına alınmalıdır. Bu aşamadan sonra, öğrenciler ilgilerine göre %25 akademik, %25 mesleki ve %50 halk eğitime yönlendirilmelidir. Malum ağaç yaşken eğilir. Öte yandan seçilecek pilot illerde, pilot üniversite kampüslerinde üniversitelerin akademik ve laboratuvar imkânlarından istifade edildiği seçilmiş en zeki öğrencilerin eğitim gördükleri “Türk Liseleri” kurulmalıdır. Burada bütün imkânların sağlandığı, özel müfredatın uygulandığı, millî ve manevi değerlerle bezenmiş, ülkemizin beyni olacak gençler yetiştirilmelidir. Zeki öğrenciler yabancı kökenli liselere kaptırılmamalıdır.
Böylece; liselerdeki kalabalık sınıflar azalacak, burada akademik başarısı olan öğrenciler kalacak, eğitimin kalitesi artacak ve disiplin problemleri azalacaktır. Akademik başarısı düşük ancak, mesleki yetenekleri olan öğrenciler, dört duvar arasında hapis olmaktan, devamlı uyarılmaktan ve baskıdan kurtulacaktır. Piyasadaki çırak ve kalfa bulma sıkıntısı da azalacaktır.
 
HAYATIN İÇİNDE EĞİTİM
 
Lise eğitimi aşamasında akademik liseye seçilen öğrenciler de, haftanın bir günü ilgilerine göre piyasadaki esnafın yanında çalıştırılmalı, muhtemel başarısızlıkta hayatlarını idame ettirebilecekleri bir meslek sahibi olmalarının yolu açık tutulmalıdır. Mesleki ve halk eğitime ayrılan öğrenciler de, tam tersi, haftanın bir günü okula devam etmelidirler. Okulda temel genel kültür ve toplumsal dersler verilmeli. Her sene dışarıdan sınavlara girip, akranları gibi lise mezunu olabilmeli. Dileyenler alanları ile ilgili üniversite eğitimine devam edebilmeli.
 
ÜNİVERSİTELİ SAYISI ÇOK FAZLA
 
Üniversiteler, ülkelerin beyin gücü, adeta motorudur. Kişilere meslek kazandırmanın dışında, onların entelektüel hâline gelmelerine yardımcı olur. Bugün ülkemizde 131’i devlet olmak üzere, toplam 209 üniversite bulunmaktadır. 2021 yılında üniversiteye yerleşenlerle beraber, günümüzde 8 milyon üniversite öğrencimiz var. Bu rakam, toplam nüfusumuzun %9,6’sına tekabül etmektedir. Nüfusu Türkiye kadar olan Almanya’nın sadece 3 milyon üniversite öğrencisi var. Aşağıdaki tabloda, Türkiye ile kıyaslanabilecek bazı ülkelerdeki üniversite öğrenci sayılarının, nüfuslarına oranları verilmiştir. Görüldüğü üzere, Türkiye’deki üniversite öğrenci sayısı, bu ülkelere kıyasla 2 ila 3 misli fazladır.
 
 
Her ilde üniversitenin bulunması, belki yükseköğretime ulaşma ve fırsat eşitliği noktasında olumlu olarak görülebilir. Ancak, üniversitelerimiz miktar bakımından doyuma ulaşmış olup, artık sıra kalitenin arttırılmasına gelmiştir. Yeni üniversitelerin, mevcut üniversitelerde yeni fakülte ve bölümlerin açılması artık durdurulmalıdır. Ülkemizde bugün (tıp fakülteleri hariç) hiçbir bölüm mezunu, herhangi ek bir sınava gerek duyulmadan, sadece diploması baz alınarak atanamıyor. Serbest piyasaya eleman yetiştiren inşaat, jeoloji, çevre, makine vb. gibi, mühendislik, mimarlık, hukuk, işletme, iktisat, fen edebiyat gibi birçok fakülte mezunu gençlerimiz ya işsiz, ya da insan onuruna yakışmayan ücretlerle çalışmak zorunda kalmaktadırlar. Asıl kurulma amaçları “bilim insanları yetiştirmek” olan fen edebiyat fakültelerinden mezun olanlarının çoğu bugün polis, asker vs. gibi eğitimleri ile alakasız işlerde çalışmaktadırlar. Toplumun ihtiyaçları ile eğitim sisteminde yetiştirilen insan kaynakları arasındaki makasın artması, “üniversite eğitimli işsiz” sayısını katlamaktadır.
Almanya’nın en önemli yükseköğretim kurumları, ara eleman yetiştiren “Meslek Yüksek Okulları”dır (MYO). Ancak İlgili-ilgisiz birtakım sebeplerle, her ilçeye MYO açmaktan vazgeçilmeli. MYO’larda, toplumda karşılığı olan, küçük, orta ve ağır sanayiye nitelikli eleman yetiştiren bölümlere ağırlık verilmelidir. İki yıllık MYO’lara genelde fakir ailelerin çocukları kayıt yaptırmakta olup, okula devam oranı %10’lara düşen bölümler bulunmaktadır. Ön muhasebe, büro yönetimi, pazarlama vb. gibi, piyasada iş bulma imkânı olmayan bölümlerin yerine, elektrik, iklimlendirme, ısıtma ve soğutma sistemleri, alternatif enerji kaynakları, 112 acil tıp teknisyenliği gibi bölümler açılmalı. Aksi takdirde öğrenciler bu okulları tercih etmemektedir. Mesela, 2021 yılında üniversitelerimizdeki 166 programa tek bir tercih yapılmadı.
Üniversitedeki akademisyenlik cazip hâle getirilmeli. Aksi takdirde okulu derece ile bitiren öğrenciler, akademisyenliği tercih etmemektedir. Üniversite öğrencilerinin yabancı dil sorunu olmamalı, gelişmiş ülke üniversitelerle hoca-öğrenci değişimi yoğunlaştırılmalı ve evrensel düzeyde bilim insanları yetiştirmeliyiz.
Üniversiteler ile serbest piyasadaki meslek odaları, fabrikalar ve işletmelerle sıkı iş birliği yapılmalı.
Günümüzdeki hâkim medeniyetin temsilcileri olan ülkeleri yakalamak ve aramızdaki mesafenin daha da artmaması, aksine kapanması için acele etmemiz gerekiyor. 2023 hedefini ıskalasak bile, 2053 ve 2071 hedeflerini tam isabetle vurmalı, bu aziz millete, hak ettiği “lider devletin müreffeh vatandaşları olma” onurunu yaşatmalıyız.
Mevcut Millî Eğitim Bakanımız sayın Prof. Dr. Mahmut Özer’in teknik eğitim uzmanı olmasını, akademik eğitimden halk eğitim ve mesleki eğitim ağırlıklı bir sisteme geçiş için önemli bir avantaj olduğu şeklinde değerlendiriyorum. Değişim ve dönüşüm için zaman kaybına tahammülümüz yok. Öyleyse hemen değişim...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621285 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/genis-aci-fikir-ve-tartisma/621285.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT