BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Mektûbât-ı Rabbânî’nin ziynetleri

Geniş Açı - Fikir ve tartışma
Facebook

Dr. İbrahim Pazan

 

Eski müellifler, yazılarının arasına yeri geldikçe mısra, beyit ve daha uzun manzumeler serpiştirirler. O sırada anlattıkları hususun anlaşılmasını kolaylaştırmak maksadıyla şiirin o ‘sihirli’ tesirinden faydalanırlar. İmâm-ı Rabbânî hazretleri de mektuplarında pek çok Farsça ve az miktarda da Arapça manzume kullanmıştır.

 

Sadece Farsça manzumeler göz önüne alındığında, bütün ‘Mektûbât’da geçen farklı mısra sayısı 70, farklı beyit sayısı ise 145’tir. Ayrıca 2, 3 ve 4 beyitten meydana gelen manzumelerdeki farklı beyit sayısı 58’dir. Bu durumda toplam farklı Farsça mısra sayısı 476 olmaktadır.

 

İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin kendisine ait manzumeleri vardır.

 

Geçtiğimiz yüzyılın en büyük İslam âlimlerinden Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri (1865-1943), Osmanlı Devleti’ndeki İslam medreselerinin en yükseği olan Medresetü’l-Mütehassısîn’de tasavvuf müderrisi yani ordinaryüs profesörü idi. Derslerinde ve mektuplarında “İslam dininde, ‘Mektûbât’ kitabı kadar kıymetli hiçbir kitap yazılmamıştır” ve “Allah’ın kitabı olan Kur’ân-ı Kerîm’den ve Peygamberimizin hadîs-i şerîflerinin toplanması ile meydana gelmiş olan ‘Buhârî’den sonra en kıymetli, en üstün kitap, İmâm-ı Rabbânî’nin ‘Mektûbât’ kitabıdır” buyurduğunu, talebelerinden Hüseyin Hilmi Işık Efendi (1911-2001) nakletmektedir.

Sözün kısası, 1563-1624 yılları arasında Hindistan’da yaşayan büyük İslam âlimi İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin ‘Mektûbât’ kitabı, çok kıymetli kelâm ve fıkıh bilgilerini ihtiva eden, Resûlullah’ın güzel ahlakını açıklayan uçsuz bucaksız bir deryadır. İlk ikisi sağlığında, üçüncüsü de vefatından sonra olmak üzere üç ayrı talebesi tarafından, üç cilt hâlinde toplanmıştır. ‘Mektûbât’ta, birinci ciltte 313, ikinci ciltte 99 ve üçüncü ciltte 124 olmak üzere toplam 536 mektup vardır.

 

EN GÜZEL TERCÜME

 

Aslı Farsça olan ‘Mektûbât’da az miktarda Arapça ve Arapça-Farsça karışık mektuplar da mevcuttur. Farsça ‘Mektûbât’ dünyanın çeşitli yerlerinde ve çeşitli yıllarda defalarca basılmıştır. Urduca ve Arapçaya da çevrilmiştir. Osmanlılar zamanında Müstakîmzâde Süleyman Sa’deddin Efendi (v.1788) tarafından 1745 yılında Türkçeye çevrilmiş ve 1860’ta İstanbul’da basılmıştır. Ancak bu tercüme hem karışık hem de hatalıdır.

Bu çok kıymetli eserin birinci cildinin günümüz Türkçesine tercümesi Hüseyin Hilmi Işık Efendi (1911-2001) tarafından yapılmış ve ilk olarak 1968’de bastırılmıştır. İkinci ciltteki 99 mektuptan 45, üçüncü ciltteki 124 mektuptan 38 tanesinin tercümeleri yine Hüseyin Hilmi Işık Efendi’nin ‘Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye’ kitabında mevcuttur. Ayrıca ikinci cildin diğer 2 mektubu Hüseyin Hilmi Işık Efendi’nin ‘Eshâb-ı Kirâm’; üçüncü cildin diğer 4 mektubu ‘İslâm Ahlâkı’, ‘Hak Sözün Vesîkaları’ ve ‘Fâideli Bilgiler’ kitaplarında yazılıdır. Hüseyin Hilmi Işık Efendi bu tercümeleri, hocaları Seyyid Abdülhakîm Arvâsî ve oğlu Ahmed Mekki Efendi’den işittiği, bunların da İmâm-ı Rabbânî hazretlerine kadar uzanan üstatlarından asırlar boyunca süzülüp gelen nadir bilgilerin ışığında yaptığından çok kıymetlidir. Piyasada mevcut diğer tercümelerde ise kesif bir tercüme kokusu hemen hissedilmekte, okurken insana zevk vermemektedir.

 

ŞİİRİN SİHİR TESİRİ

 

Daha önce yayınlanan bir yazımda ‘Mektûbât’da mevcut 536 mektubun kimlere gönderildiğini incelemiş, listeler hâlinde vermiştim. Bu yazımda ise ‘Mektûbât’ta geçen Farsça manzumeler üzerinde duracağım. Bu vesileyle bu mübarek kitabın içindeki 536 mektubun tamamının aslını, defalarca gözden geçirmek nasip oldu ki bunu bir saadet olarak telakki ediyorum.

Önceki müelliflerin âdeti şöyledir ki; ister dinî olsun ister başka bir alanda olsun yazılarının arasına yeri geldikçe mısra, beyit ve daha uzun manzumeler serpiştirirler. O sırada anlattıkları hususun anlaşılmasını kolaylaştırmak ve zihinlerde kalıcı olmasını sağlamak amacıyla şiirin o sihirli tesirinden faydalanırlar. İmâm-ı Rabbânî hazretleri de mektuplarında pek çok Farsça ve az miktarda da Arapça manzume kullanmıştır. Bunların büyük çoğunluğu, devrinin ve önceki devirlerin şairlerine aittir. Kendisine ait olanlar da mevcuttur. Şiirlerini en fazla kullandığı şairler, vefat ettikleri yıllara göre sıralanmış olarak Ferîddüdîn-i Attâr (v. 618/1221), Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (v. 672/1273), Sa’dî-i Şîrâzî (v. 691/1292), Hâfız-ı Şîrâzî (v. 792/1390?) ve Molla Abdurrahmân Câmî’dir (v. 898/1492).

Tespitlerime göre ‘Mektûbât’ta mevcut 536 mektuptan, birinci ciltte 126, ikinci ciltte 45 ve üçüncü ciltte 69 olmak üzere toplam 240 mektupta herhangi bir manzume yoktur. Kalan 296 mektubun 159’unda birer, 137’sinde birden fazla manzume vardır. En çok manzume birinci cilt 260. mektuptadır ki risale uzunluğundaki bu mektupta 13 manzume bulunmaktadır. Bu sayılara hem Farsça hem de Arapça manzumeler dâhildir.

 

‘MEKTÛBÂT’IN FARSÇA MANZUMELERİ

 

Sadece Farsça manzumeler göz önüne alındığında, bütün ‘Mektûbât’ta geçen farklı mısra sayısı 70, farklı beyit sayısı ise 145’tir. Ayrıca 2, 3 ve 4 beyitten meydana gelen manzumelerdeki farklı beyit sayısı 58’dir. Bu durumda toplam farklı Farsça mısra sayısı 476 olmaktadır. Tabiatıyla bir manzume birden fazla mektupta geçebilmektedir. Bu sayılar aşağıda yeri geldikçe belirtilecektir. Ayrıca manzumelerin Farsça asılları da bilgi olarak parantez içinde verilecektir.

Bu manzumelerden örnekler verirken hangi hususun anlatılmasından sonra yazıldığını da belirtmek faydalı olurdu. Ancak bu şekilde yazı çok uzayacağından sadece iki misal verilmekle yetinilecektir. Diğerlerini merak eden kıymetli okuyucularımızın, Hüseyin Hilmi Işık Efendi’nin yukarıda saydığım ‘Mektûbât Tercemesi’ ve ‘Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye’ ile diğer kitaplarındaki mektupları okumalarını tavsiye ederim.

 

EN ÇOK TEKRARLANAN İKİ MISRA

 

‘Mektûbât’da iki farklı Farsça mısra on beşer ayrı mektupta geçmektedir ki bu bakımdan en yüksek sayı budur. Bu mısraları geçtikleri birer mektuptan ilgili bölümlerle birlikte peş peşe veriyorum:

“Şimdi, bütün arzum, Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” unutulmuş sünnetlerinden birini meydana çıkarmaktır. Tasavvufun hâlleri ve mevâcîdi [kendinden geçmek], heyecan ve zevk, isteyenlerin olsun! Yapılacak, en mühim iş, bâtını yani kalbi ve rûhu büyüklerin sevgisi ile yaşatıp zâhiri yani hisleri ve hareketleri sünnetlere uymakla süslemektir.

İş budur, bundan başkası hiçtir!

(Kâr în est ve gayr-i în heme hîç)” (Mektûbât, I, 37. mektup)

“Bu seyrin yapılması için elli bin senelik yol geçilir, demişlerdir. Me’âric suresinin dördüncü ayetinde mealen (Melekler ve Ruh oraya elli bin senelik bir günde çıkarlar) buyurulmaktadır ki bu sözümüze işaret etmektedir. Böyle olmakla beraber, Allahü teâlânın ihsanının çekmesi ile bu uzun zamanlık iş, göz açıp kapayıncaya kadar yapılabilir.

Kerîmlerle yapılan işlerde güçlük yoktur!

(Bâ kerîmân kârhâ düşvâr nîst) (Bu mısra Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevî’sinde geçmektedir.)” (Mektûbât, I, 260. mektup)

 

VE DİĞERLERİ…

 

Gül bahçemi gör de baharımı anla! (Bu mısra on üç ayrı mektupta geçmektedir.)

(Kıyâs kün zi gülistân-ı men behâr-ı merâ)

***

Her ne olursa olsun dosttan konuşmak daha tatlı! (Bu mısra on ayrı mektupta geçmektedir.)

(Ez her çi mîreved sühan-ı dost hoşter est) (Sa’dî-i Şîrâzî’nindir.)

***

Az söyledim, dikkat ettim kalbini kırmamaya

Bilirim üzülürsün, yoksa sözüm çoktur sana (Bu beyit dokuz ayrı mektupta geçmektedir.)

(Endekî pîş-i tu güftem gam-ı dil tersîdem

Ki dil âzürde şevî verne sühan bisyâr est)

 

***

Aranılan hazinenin nişanını verdim sana

Belki sen kavuşursun, biz varmadıksa da! (Bu beyit sekiz ayrı mektupta geçmektedir. Bunlardan dördünde ilk mısraı yazılıdır.)

(Dâdîm tu râ zi genc-i maksûd nişân

Ger mâ neresîdîm tu şâyed be-resî)

***

Bu büyük nimeti bakalım kime verirler? (Bu mısra sekiz ayrı mektupta geçmektedir.)

(În kâr-ı devletest künûn tâ kerâ resed?) [Ubeyd-i Zâkânî’nindir (v. 772/1370’ten önce)]

***

Dostun ayrılığı az olsa da az değildir

Göz içinde yarım kıl olsa da çok görünür (Bu beyit sekiz ayrı mektupta geçmektedir. Bunlardan birinde ilk mısraı yazılıdır.)

(Firâk-ı dost eger endek est endek nîst

Derûn-ı dîde eger nîm mûst bisyârest)

***

Bir kimsede hâsıl olmazsa fenâ

Hak teâlâya yol bulamaz asla! (Bu beyit sekiz ayrı mektupta geçmektedir.)

(Hîç kes râ tâ negerded u fenâ

Nîst reh der bârgâh-ı Kibriyâ) (Bu beyit Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevî’sinde geçmektedir.)

***

Dilenci evine gelirse sultan

Ey hoca, sen bu işe şaşma hemân (Bu beyit sekiz ayrı mektupta geçmektedir.)

(Eger pâdişeh ber der-i pîr-zen

Biyâyed tu ey hâce seblet meken)

***

Her ne ki güzeldir Allah sevgisinden başka

Hepsi cana zehirdir şeker gibi de olsa (Bu beyit yedi ayrı mektupta geçmektedir.)

(Her çi cüz aşk-ı Hudây ahsen est

Ger şeker hurden buved cân-kenden est)

***

Feryadı boşuna değildir Hâfız’ın

Şaşılacak şey çok dili altında ânın (Bu beyit yedi ayrı mektupta geçmektedir.)

(Feryâd-ı Hâfız în heme âhir be-herze nîst

Hem kıssa-i garîb ve hadîs-i acîb hest) (Hâfız-ı Şîrâzî’nindir.)

***

Herkesin işini bitirmek için birini seçer (Bu mısra yedi ayrı mektupta geçmektedir.)

(Hâs küned bende-i maslahat-ı âm râ) (Bu mısra Sa’dî-i Şîrâzî’nin Gülistân’ında geçmektedir.)

***

Dil uzatırsa bunlara bir cahil

Allah korusun, ağza almam sözlerini

 

Cihan arslanları bu zincire bağlıdır

Kurnaz tilki nasıl koparır bu zinciri? (Bu manzume yedi ayrı mektupta geçmektedir. Bunlardan ikisinde ilk beyti yazılıdır.)

 

(Kâsırî ger küned în tâife râ ta’n-ı kusûr

Hâş lillâh ki ber ârem be-zebân în gele râ

 

Heme şîrân-ı cihân beste-i în silsile end

Rûbe ez hîle çe sân bugseled în silsile râ) (Bu manzume Molla Câmî’nin Nefehât’ında geçmektedir.)

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
622480 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/genis-aci-fikir-ve-tartisma/622480.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT