Türkistan’dan Konya’ya bir âlimin serüveni

A -
A +

Doç. Dr. Hayrettin Tüleykan

 

TOGÜ İİBF Maliye Bölümü

 

hayrettin.tuleykan@gop.edu.tr

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kırgızistan’ın Oş şehirde doğan Muhammed Aziz, ülkesinde komünizme karşı yapılan “millî mücadeleye” bir âlim olarak katılmış, ancak bu hareket başarıya ulaşamayınca önce hapislere sonra yollara düşmüştür. Muhammed Aziz Efendi’nin çileli serüveni Anadolu’da nihayete ermiştir. Muhammed Aziz, 1974 yılında -gözü arkada kalmayarak- Türkiye’de vefat etmiştir.

 

 

 

 

 

Muhammed Aziz, Türkiye’ye hicret kararı alır. Bu kararın gerekçesini soran oğluna ise şunları söyler: “Türkiye öyle bir ülkedir ki İslam ağacının kökleri çok derinlere gitmiştir. Kızıl rüzgâr (komünizm) dalından yaprağından götürür, kökü sağlam kalır. Seni oraya bıraksam gözüm arkada kalmaz.”

 

 

 

 

 

Kırgızlar, Orhan Bey ile birlikte İznik’in fethine katılmışlardır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.

 

Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucunda yer alan beşte dördü dağlarla kaplı, ormanı ve ırmağı bol bir yerdir. Dünyanın ikinci büyük krater gölü olan Issık (sıcak) Göl bu ülkededir. Doğusunda Doğu Türkistan, batısında Özbekistan, kuzeyinde Kazakistan ve güneyinde Tacikistan ile sınırdır. İlk Müslüman Türk devleti olan Karahanlı Devleti bu coğrafyada kurulmuştur. Başkent Balasagun şehri ülkenin orta batı kısmındadır. Türk dünyasının ortak değeri şair ve edip Yusuf Has Hacib (D.1019) “Kutadgu Bilig” adlı eserini yazmaya doğum yeri Balasagun’da başlamış 1069 yılında Kaşgar’da tamamlamıştır.

 

Kırgızistan Sovyetler’den ayrılan ilk ülke olmanın yanında, yönetim biçimi ve ekonomi sisteminde liberal çizgide değişiklikler yapan bir ülkedir.

 

Bilinen belki de en eski Türk kavmi olan Kırgızlar, tarihin çeşitli devirlerinde gerek diğer Türk kavimleri ile birlikte gerekse münferit gruplar hâlinde Türk ve İslam dünyasının çeşitli coğrafyalarına göç etmişlerdir. Kırgızlar, Osmanlı devrinde Orhan Bey ile birlikte İznik’in fethine katılmışlardır. Yine uzun Osmanlı tarihi boyunca göçler devam etmiş olmalı ki bugün Anadolu coğrafyasında Kırgız kimlik ve kültürünü yansıtan yerleşimler yerleri, coğrafi isimler ve kültürel âdetler çokça yer almaktadır.

 

II. Dünya Savaşı sonrası Anadolu’ya göçler devam etmiştir. 1952 yılında 12 Aile Tanrı Dağlarının eteklerinden koparak Türkiye’ye yerleşmiştir. En son olarak 1982 yılında Van’ın Ulupamir Köyüne gelen son Kırgız Han’ı Rahmankul Han önderliğinde ülkemize Kırgız göçü yaşanmıştır.

 

 

Türkistan’dan Konya’ya bir âlimin serüveni
 Dedem Muhammed Aziz

 

KOMÜNİZMDEN KAÇIŞ

 

 

Komünizm, Çarlık Rusya’sının 19. Yüzyılın ortalarında Türkistan’a yayılmaya başlamasından sonra 1917 ekim devrimi ile ortaya çıkmış; propaganda ile Türk kavimleri içinde elde ettikleri beyinler (mankurt) ile kuzey Türkistan’dan güneye doğru adım adım ilerlemiştir.

 

Türk tarihi uzmanı Yılmaz Öztuna, komünizmi insanlık tarihi boyunca dünyanın başına gelmiş en büyük felaket olarak tanımlar. Gerçekten bu insanlık dışı rejim, milyonlarca insanı katlederek, zülüm ve zorbalık ile kurulmuş ve hâkim olduğu coğrafyalarda 70 yıl boyunca birçok kavimden yüz milyonlarca insanın yokluk, acı ve ızdırap içinde yaşamasına sebep olmuştur. Özellikle Türk ve Müslüman toplumlar bu acımasız rejimin içinde âdete eriyip yok olma raddesine gelmişlerdir.

 

Türkistan’ı idare eden üç Hanlık idaresi (Buhara Hanlığı, Hive Hanlığı ve Hokand Hanlığı) işgal ve istila yoluyla peyderpey komünizmin pençesine düşmüştür. Komünizmin yayılmasına karşı büyük Türkistan coğrafyasının her yerinde direnişler olmuş, bu acımasız istilaya karşı büyük mücadeleler verilmiştir. Gencinden yaşlısına, köylüsünden âlimine eli silah tutan herkes bu mücadeleye katılmış, yıllarca işgal hareketine karşı savaşmıştır. Bu millî mücadeleyi verenler maksatlı olarak Komünist Ruslar tarafından “Basmacı Hareketi” olarak tanımlanmış ve literatüre de öyle geçmiştir. Bu yazıda “Basmacı Hareketi” ifadesi yerine “millî mücadele” tabiri tercih edilmiştir. Çünkü bu hakikatte bir terör faaliyeti değil, vatan müdafaasıdır.

 

 

FERGANA’DA DOĞAN BİR ÂLİM

 

 

Millî mücadele hareketine birçok müderris ve âlim gibi Kırgızistan Oş şehri doğumlu Molla Muhammed Aziz de katılmıştır. Muhammed Aziz (Metes Kâri) 1888 yılında Oş şehrinde köklü ve zengin bir sülalenin en küçük oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Kırgızların geleneğine göre en küçük oğlan çocuk olduğu için babası Törekulhan’ın yerine dedesi Hacı Gence Bey’in elinde büyümüştür (Kırgızlarda o zamanlar âdet olarak en küçük evlat dedenin elinde büyürdü). 8-10 yaşlarında babaannesinin gördüğü bir rüya üzerine içine okuma aşkı düşmüş ve Oş Medresesinde tahsiline başlamıştır. Beş sene okuduğu medreseden birincilikle mezun olduktan sonra Buhara’da Kökeldaş ve Mir Arab medreselerinde tahsiline devam etmiştir. Buralardan da birincilikle mezun olmuş, müderrislik diplomasını alarak Kırgızistan’a dönerken millî mücadeleye katılmıştır.

 

 

İLK MÜCADELE

 

 

Muhammed Aziz bir talebesi ile Buhara’dan Oş şehrine dönerken çok hızlı giden bir atlıyı durdurmuşlar, silahlı dört Rus askerinin sınırı geçtiklerini öğrenmişlerdir. O ana kadar kendisi zayıf atta, talebesi semiz atta olarak yol alırlarken, atları değiştirerek sınıra doğru seğirtmişlerdir. Bir müddet ise sonra sadece ellerinde kamçı olduğu hâlde, akşam karanlığında silahlı Rus askerlerini teslim alarak o bölgenin mücadele liderine teslim edip böylelikle mücadeleye katılmışlardır.

 

Yüksek ilimler tahsil etmiş, müstesna meziyetlere sahip bir âlim olan Muhammed Aziz, elinde silah Kırgızistan’ın sarp dağlarında ağabeyi Sahip Kâri ve Korbaşı Moyudun (Mühiddin) Bek ve onun mahiyeti ile yıllarca Ruslara karşı ülkesini savunmuş sayısız çatışmaya katılmıştır. Sekiz yılı aşan bu mücadelede binlerce şehit verilmiş ama en az bir o kadar istilacı Rus öldürülmüştür. Öyle ki Celalabad, Alay Dağlarının dereleri insan cesetleri ile dolmuştur. Dağlık bir araziye sahip olan Kırgızistan’da emellerine kolayca ulaşamayacağını anlayan Rus hükûmeti, entrikalara başvurmuş ve içeriden elde ettiği hainler vasıtasıyla hareketi çökertme yoluna koyulmuştur. Ve maalesef Bizans oyunlarını aratmayan hilelerle bunu başarmıştır. Mücadelenin merkez gücü Korbaşı Moyudun Bek, Sahip Kâri 9 üst düzey komutan şehit olmuş, Muhammed Aziz esir düşmüştür. Moskova’ya götürülen Muhammed Aziz, göstermelik hızlı bir mahkeme neticesinde; millî mücadeleye fiilî katılmanın ötesinde millî mücadele liderlerinin arkasında manevi güç olma “suçu”yla ölüm cezasına çarptırılmıştır.

 

 

ÖLDÜRMEYEN ALLAH…

 

 

Ancak idamın gerçekleşeceği gün mahkemeye Rus hükûmetinden gelen bir tamim ile -o günün Bolşevik devrimin yıl dönümü olması sebebiyle- bütün idamlıkların ömür boyu hapse çevrildiği yazısı gelmiştir. İnfazı durdurulan Muhammed Aziz için artık müebbet hapis hayatı başlamıştır. O günlerde bir kimse ziyaretine gelip kendisinin medrese yıllarından tanıdığı bir hizmetlinin oğlu olduğunu söylemiştir. Kaç yıllık evli olmasına rağmen hiç çocuğu olmadığını, evladı olması için kendisinden dua etmesini istemiştir ve 12 ay içinde hapisten çıkarabileceği vaadinde bulunmuştur. Gönlü kırık bir mücahid olan Muhammed Aziz, hapishane hücresinde el kaldırıp dua etmiş, hakikaten 9 ay sonra o kimsenin bir evladı olmuştur. Bu kimse de vaadinde durarak cezasının ev hapsine çevrilip askerler nezaretinde Kırgızistan’a gönderilmesini sağlamıştır.

 

 

EV HAPSİ GÜNLERİ

 

 

İdam edildiği zannedilen Muhammed Aziz, bir yıl sonra evine döner. Şaşkınlık içinde büyük sevinç yaşanır. Fakat bu sevinç Muhammed Aziz için buruk bir sevinçtir. Zira Kırgızistan işgal edilmiş, komünizm rejimi her tarafı devletleştirmiş, Kırgız milleti kendilerine vadedilenin aksine karın tokluğuna devletin ırgatı durumuna getirilmiştir. Bin yıldır Müslüman olan bir milletin evlatları, okullarda dinsiz birer komünist olarak yetiştirilmektedir. Bu duruma ancak üç ay tahammül edebilen Muhammed Aziz, Hazreti Peygamberin sünneti olan “hicret” kararını almıştır. Bunun için fırsat kollayıp bir gün sadece Buhara Medresesinden kalma kitaplarını yanına almak suretiyle tek başına çok gizli yollar ile Doğu Türkistan’ın Kaşgar iline varmayı başarmıştır. Burada da Çin komünizmine karşı iki yıl mücadele vermiş ve bu arada hanımı ile 4 çocuğunu komünizmin pençesinden kaçırmıştır. Doğu Türkistan’da da komünizmin etkisi güçlenince buradan da hicret ederek Pamir Dağlarına intikal etmiştir.

 

 

PAMİR’DEN AFGANİSTANA

 

 

Pamir Dağları, “dünyanın çatısı” tabiri ile meşhur yüksek Himalaya dağ silsilesindendir. 7-8 bin metreyi bulan yükseklikleri olan bu dağların 3-4 bin metrelerinde Kırgız Toplulukları yaşamaktadır. Muhammed Aziz, burada ünlü son Kırgız Hanı Rahman Kulhan ile iki yıl kadar kaldıktan sonra Kuzey Afganistan’a geçmiştir. Burada üç evladı daha olmuş ama hanımını doğum esnasında kaybetmiştir.

 

Büyük âlim, Kuzey Afganistan’ın çeşitli şehirlerinde 15 yıl müderrislik yapmış, üç büyük evladını hafız olarak yetiştirmiştir. Kuzey Afganistan’ın büyük âlimi Halife Kızılayak ile görüşüp kuzeydeki Türk toplulukları tarafından tanınmış ve saygı görmüştür. Fakat üç büyük hafız evladı da rahmet-i Rahmana kavuşmuştur… Artık bir oğlu ile kalınca, tekrar evlilik yapmak mecburiyetine düşüp Kazak Türklerinden kimsesiz dul bir hanımla evlenmiştir.

 

 

TÜRKİYE’YE HİCRET

 

 

Muhammed Aziz, komünizmin nasıl bir felaket olduğunu çok iyi bilmektedir. Afganistan’ın bu yönden geleceğini iyi görmemektedir. Ahirete giderken tek kalan evladını emin yerlere teslim etmek istemektedir. Bu yüzden Türkiye’ye hicret kararı alır. Bu kararın gerekçesini soran hatta sorgulayan oğluna şunları söyler: “Türkiye öyle bir ülkedir ki İslam ağacının kökleri çok derinlere gitmiştir. Kızıl rüzgâr (komünizm) dalından yaprağından götürür kökü sağlam kalır. Seni oraya bıraksam gözüm arkada kalmaz. Kıyamete kadar din orada bakidir.”

 

Böylelikle yeniden yollara düşerler. İlk önce Kâbil’e oradan Pakistan’ın Karaçi şehrine gelirler. Buradan 9 gün süren deniz yolculuğu sonunda Basra Körfezine gelirler. Bağdat Süleymaniye şehirlerinden geçerek Nusaybin sınırından Türkiye’ye 1952 yılında vasıl olurlar.

 

 

HACIVEYİSZADE EFENDİ İLE GÖRÜŞME

 

 

Muhammed Aziz’in ailesi ile birlikte 11 Kırgız aile daha vardır. İlk önce Adana’ya gelirler, oradan Konya’ya geçerler. Devlet onlara ilk önce Cihanbeyli ilçesine bağlı Ömeranlı kasabasından arazi verir buraya yerleştirilirler. Konya’ya geldiklerinde ise bir vesile ile o zamanda şehrin çok sevilen ve sayılan âlimi Hacıveyiszade Efendi ile görüşür. Hacıveyiszade Efendi, Muhammed Aziz’in ilmine hayran kalır ve daha sonra kendisini defalarca ziyaret eder. Bir ziyareti esnasında Muhammed Hadimî hazretlerinden kendisine intikal eden kütüphaneyi Muhammed Aziz’e hediye eder. Neden böyle yaptığını sorduklarında “Bu ilimleri ancak Türkistanlı büyük âlim Muhammed Aziz anlayabilir. O ikinci bir İsmail-i Buharî hazretleridir” demiştir. En son olarak Ankara’nın Şereflikoçhisar ilçesinin Akin Köyüne yerleşen Muhammed Aziz, 1974 yılında -gözü arkada kalmayarak- burada vefat etmiştir. Biz de torunları olarak daima minnetle dua ediyor, millî mücadele yolunda ona layık olmaya çalışıyoruz...

 

 

 

**************

 

 

 

Geniş Açı - Fikir ve tartışmada son yazılar...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.