Dr. Mehmet Can
Dünyadaki her milletin ve bütün eğitim kurumlarının temel gayesi vatanına, milletine faydalı fertler yetiştirmektir. Aksi hâlde toplumları parçalayabilecek bir problemler yumağıyla karşı karşıya kalınır. Şüphesiz sağlam bir toplum inşa etmek meşakkatli bir süreçtir. Bunun temelinde fedakârlık, millî şuur ve en mühimmi eğitim-öğretim faaliyetleri yer alır. Bu sebeple son derece dikkatli ve titiz -âdeta bir kuyumcu hassasiyetiyle- hareket etmek mecburiyetindeyiz.
Evet, eğitim toplumların hayatında ciddi bir rol oynar. Zira geleceğin yöneticilerinden en alt kademedeki işçilere kadar herkes bu sistemin içinden geçer. Bu sebeple farklı düşünceleri aynı masa etrafında buluşturma çabasının arka planında bu zorluk yatar. Nasıl ki bir milletin vatan topraklarında huzur ve asayiş içinde yaşayabilmesi iyi eğitilmiş bir orduyla mümkünse, aynı şekilde ideal sahibi kadroların yetiştirilmesi de şuurlu bir eğitim sistemiyle mümkündür.
KAÇIMIZ KAFA YORUYOR?
Ancak bugün etrafımıza baktığımızda cemiyet, karmaşık bir hayatın ve aşırı bir gündemin içinde debelenip durmaktadır. Acaba cemiyeti bu çıkmaza sürükleyen sebeplerin neler olduğuna kaçımız kafa yoruyor, çözüm arıyor? Bir milletin gündemi sadece spor ve aktüel siyasetten mi ibarettir?
Johann Wolfgang von Goethe “Geçmişte her şey söylenmiştir; bize düşen, söylenenleri yeni bir kalıba dökerek yeniden ifade etmektir” der. Gerçekten de biz zengin bir kültüre sahibiz. Ancak günümüzde yaşanan gelişmelere baktığımızda bir yerde ciddi aksaklık olduğu açıkça görülmektedir.
NEREDE YANLIŞ YAPIYORUZ?...
Son zamanlarda okullarda ardı ardına yaşanan üzücü hadiselerde, eğitim sisteminin ve ailelerin de sorumluluğu vardır. Maksadımız elbette suçlu aramak değildir; bilakis, nerede hata yapıldığını ortaya koymaya çalışmaktır.
Türkiye’de bugün eğitim meselesi her zamankinden daha önemli bir hâle gelmiştir. Devletimiz bu alanda her türlü maddi imkânı seferber etmektedir. Ancak kültürel açıdan aynı şeyi yaptığını söylemek ne kadar mümkündür? Bunu cevabını takdirlerinize bırakıyoruz.
GENÇLİK HIRÇIN DALGALARLA BOĞUŞUYOR!..
Sağlam bir aile yapısı oluşturmanın yegâne yolu, ahlaklı ve erdemli fertler yetiştirmekten geçer. Fakat dünya bir yandan bunun mücadelesini verirken, diğer yandan da gençleri sosyal medyanın girdabına sürüklemektedir. Hâl böyle olunca, hırçın dalgalar arasında kalmış bir tahta parçası gibi sağa sola savruluyoruz. Bu durum, gençleri pusuda bekleyen tehlikelerin pençesine düşürmekte; onları millî ve manevî değerlerinden uzaklaştırmaktadır.
Okullar, yalnızca bilgi aktarmakla yetinmemeli; aynı zamanda öğrencileri manevî yönden de yetiştirmelidir. Zira bir insan ne kadar fizik, kimya ya da astronomi bilgisine sahip olursa olsun, sağlam bir manevî eğitim almamışsa bir gün öfkesine yenik düşebilir.
ÖĞRETMEN SAYISINI ARTIRMAK ÇARE DEĞİL
Önemli meselelerin başında, öğretmen sayısını artırmaktan ziyade onları kendi kültür kaynaklarıyla buluşturmak gelmektedir. Kültürümüzde mühim bir yere sahip bir romancımızdan söz ederken bir meslektaşımın “Hocam, o hangi şarkıcı?” diye sorması, meselenin vahametini açıkça göstermektedir. Zira kendi kültür köklerinden kopuk olan bir kimse, talebesine ne verebilir?
Öte yandan millî eğitim, sadece okuma-yazma bilen bir topluluk meydana getirmemeli; aynı zamanda da millî ve manevi hasletlerle donatılmış, kabiliyetleri geliştirmiş gerekli imkân ve vasıflar kazandırılmış gençleri desteklemelidir.
Artık vakit kaybetmeden maarif sisteminde nerede yanlış yapıldığını sorgulamak ve çözüm yolları aramak gerekir. “Millî Eğitim Akademisi” gibi kurumlar, öğretmenler ve gençleri kendi mazisiyle yeniden irtibata geçirecek bir anlayışla hareket etmelidir.
AİLE BU İŞİN NERESİNDE?
Bu noktada elbette aileye de mühim vazifeler düşmektedir. Herkesin temel gayesi; evladının iyi eğitim alması ve faydalı fertler olarak yetişmesidir. Bunun yolu ise inanç, bilgi, kültür, ahlak ve karakter bütünlüğünden geçer. Bu unsurlardan mahrum kalan bir nesilden ne beklenebilir? Gençlerin güçlü bir millî şuurla yetiştirilmeye ihtiyacı vardır.
Bu bütüncül anlayış benimsendiğinde; bayrağına ve toprağına bağlı, sağlam karakterli, aile mefhumu güçlü ve gerektiğinde vatanını koruma hususunda kararlılık gösterebilen nesiller yetiştirmek hiç de zor değildir.
MESELENİN TEMELİNE İNMEDİKÇE!
Fakat Türkiye’de topyekûn bir seferberlik başlatılmadıkça ve günümüzde cereyan eden hadiselerin temeline inilmedikçe, yapılan her maddi hamle akamete uğramaya mahkûmdur. Geçici tedbirler günü kurtarsa da yarına dair kalıcı bir çözüm sunmaz. Türkiye’nin yükselmesi ve dün olduğu gibi bugün de dünyaya örnek olması, meseleye geniş bir perspektiften bakmakla mümkündür.
Siyasi partilerin, diğer sahalarda olduğu gibi millî eğitim alanında da farklı görüş ve fikirleri olabilir. Unutulmamalıdır ki hepimiz aynı geminin yolcularıyız. Eğitim ve öğretimi iki ana temel üzerine inşa etmek zorundayız. Bunlardan biri “realite”, diğeri ise “idealizm”dir. Bu ikisinin ana omurgasını da millî ve manevî hasletlerimiz oluşturur. Çocuklarımız bu iki kuvveti birlikte arkasına aldıklarında, ilim ve irfan sahasında göz kamaştırıcı gelişmeler gösterebilirler.
ETON COLLAGE (KOLEJ)
Eton Collage, İngiltere’nin en eski ve nitelikli, erkek öğrencilere mahsus okullarından birisidir. Yaklaşık altı asırdır elit ailelerin çocuklarına kucak açmaktadır. 19 Başkan, aristokrat ve bilim adamı yetiştirmiştir. Disiplinli eğitim sistemi vardır. Okulda bilginin yanı sıra kültür ve ahlak dersleri verilir. Burada öncelikle zengin ve edebî İngilizce öğretilir. Eton Koleji’nde yetişen bir genç kaç asır önce yaşamış olan şairleri William Shakespeare’in eserlerini okuyup anlar.
Bir zamanlar Osmanlı devletinde de benzer uygulama vardı. Bugün için bunları söylemek mümkün mü?
Nitekim geçenlerde dert ehli bir dostum, yanına gelen öğrencilere dillere pelesenk olan şu mısraları okudu:
“Aheste çek kürekleri mehtâb uyanmasın,
Bir âlem-i hayâle dalan âb uyanmasın.
Âgûş-ı nev-bahârda hâbîdedir cihan,
Sürsün sabâh-ı haşre kadar, hâb uyanmasın.”
Gençlere bu şiirde geçen “mehtâb” kelimesinin ne anlama geldiğini sordu. İçlerinden Türk olan “sevdiği kız” derken, Afganistanlı olan bir diğeri ise “ay ışığı” cevabını verdi. Kültürün temelini edebî dil oluşturuyorsa, zayıf bir Türkçe ile nereye varılabilir? Millî Eğitim’in bu konuyu da dikkate alarak gençlere edebî bir Türkçe öğretmesi gerekir; 1950-60’lı yıllardaki dilin korunması ve aktarılması sağlanmalıdır.
DÜŞÜNME KABİLİYETİMİZ KÖRELDİ!
Binaenaleyh, bazı çevrelerin Türkçeyi zayıflatarak ülkemizi kültürel olarak zor duruma düşürmeye çalıştığı ortadadır. Zira tarih, dilini kaybeden ve kültürel bağları zayıflayan toplumların, zamanla millî benliklerinden uzaklaştığının örnekleriyle doludur.
Gençlerimiz her geçen gün uçurumun kenarına doğru itilmektedir. Anormal hareketler sergilediklerini üzülerek müşahede ediyoruz. Düşünme kabiliyetimiz köreldi. Böyle devam ederse ne yeni edip ne yeni şairler çıkar. Hiçbir medeni ülkede buna göz yumulmaz. Memleketimizin kabiliyetli gençlerinin, sağdan soldan gelen hırçın dalgaların kucağına atılmasına engel olunmalıdır. Bunun için de istikrarlı bir eğitim sisteminin oluşturulmasına ihtiyaç vardır.
BATAKLIĞA SAPLADIK!
Bir zamanlar dünyaya nam salan göz kamaştırıcı medeniyetimizi maalesef ellerimizle bataklığa sapladık. Bir kuş düşünün ki gagası, kanatları kesilmiş, tüyleri yolunmuş; öylece ortada bırakılmış. Bizi kültürel olarak kim bu hâle getirdi diyerek feveran edip aynı çember etrafında dönecek değiliz. Zira o devir geçti. Ömür serî ve süratli akıyor. Bize düşen zamanın ruhunu doğru okuyarak düşmanın hilelerini boşa çıkaracak kadrolar yetiştirmektir.
İki elimizi başımızın arasına alıp nerede yanlış yapıldığını tespit etmeli ve telafi etmek için çalışmalıyız. Fontenelle “Hakikatin gençliği de yoktur ihtiyarlığı da. Ne birinin delilleri onu daha fazla sevdirmeyi, ne de ötekinin yüz çizgileri ona bol saygı göstermeyi gerektirir” der.
Filhakika bugün millî ve manevi kültür buhranı ile karşı karşıya kaldığımız aşikârdır. Bu durumun ortadan kaldırılması sanıldığı kadar zor ve güç değildir. Ülkemizin bütün vatanperver ilim ve fikir adamları bir araya gelse vatanperver ve şahsiyet sahibi gençlerin yetiştirileceğinden en ufak bir şüphe yoktur. Madalyonun bir yüzüne bakıp, diğer yüzüne sırt çevirmekle bir yere varılmaz.
MİLLÎ VE MANEVİ KÜLTÜR POLİTİKASI ZARURİDİR
Okullarımızda kabiliyetli, çalışkan ve yarına dair söyleyecek sözü olan gençler yetiştirmek istiyorsak, millî ve manevî kültür politikası geliştirmemiz zaruridir. Nitekim Seyyid Ahmet Arvasi Hoca inanmış gençlere şöyle seslenmiştir:
“Kesin olarak iman etmişimdir ki, Müslüman Türk milleti ve onun devleti güçlüyse İslam dünyası da güçlüdür. Benim dünümü ve bugünümü dünyada yankılar yapacak bir ustalıkla ortaya koyacak romancım, hikâyecim, tiyatro yazarım, senaristim, film yapımcım nerede? Şu anda yeryüzünde binbir acı içinde kıvranan Müslüman kavimlerin, cemiyetlerin dramını kim dile getirecek? Kara ve kızıl emperyalizmin zulüm ve şiddetini kimler işleyecek? Hani nerede benim şairlerim? Ressamlarım nerede?..”
Bu sorunun cevabı, bu çağrıya kulak verecek ve onun için mücadele edecek fedakâr, vatanperver insanlardadır. Bu da ancak ayakları yere basan bir eğitim politikası ve dava ehli insanlara sahip çıkmakla mümkün olabilir.

