BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Felâket ve rezâlet!..

İnsan ne yazacağını bilmiyor... Hem yazsanız ne olacak? Yıllardır, on yıllardır tekrar eden olaylarda bir değişiklik var mı? Bir kısmını tarih kitaplarından okuduğumuz, bir kısmını da yaşadığımız veya takip ettiğimiz depremlerde hep aynı manzaraları müşahede etmiyor muyuz? Deprem sonrasında yetkili ve etkili zevatın kullandığı kelimeler hep aynı değil mi? "Devletimiz güçlüdür, yaralar sarılacaktır, devlet bütün imkanları ile seferber olmuş durumdadır vs. vs..." 1939'da Erzincan, 1966'da Varto, 1970'te Gediz, 1971'de Bingöl, 1983'te Van, 1992'de yine Erzincan, 1999'da Gölcük ve Düzce, üç ay önce Pülümür ve önceki gün yine Bingöl... En fazla yıkılanlar devlet binaları ve kooperatif evleri. Yani müteahhit eserleri. Hatırlayınız 92 Erzincan depreminde yıkılan hastahanenin müteahhidi "devletimiz büyüktür" lafını en çok kullanan bir ünlü politikacıydı... Devletimizin büyük olması acılarımızın büyük olmasını ne yazık ki önleyemiyor! Gölcük felaketzedelerinin bir çoğu hâlâ daha çadırlarda çile doldurmaya devam ede dursun; hayatının baharındaki çocukların, baharı göremeden enkaz altında kaldığı Bingöl'de, depremden 20 saat sonra hâlâ daha bir tek afet çadırı kurulamamıştı. Hani olanlardan ders alınmıştı... Hani kurum ve kuruluşlar depreme hazırlıklıydı?! Pülümür depremi sırasında, kış ortasında yazlık çadır gönderen Kızılay'ın kongre mücadelelerini yazmıştım. Ve demiştim ki, Kızılay kongre yarışı kadar bir hizmet yarışı verseydi de vatandaşı kış ortasında tir tir titretmeseydi... Sonra Kızılay'dan savunma gelmişti, çadırlarımız hem yazlık hem kışlıktır diye. Peki öyle olsun! Şimdi de diyor ki biz çadır gönderdik ama dağıtımından sorumlu değiliz... Sorumlusu sendin, bendim derken felaketten 30 saat sonra rezalet de koptu! Bütün dünya medyasının fokus yaptığı Bingöl'de, geceyi aç ve açıkta geçiren bir kısım kızgın halkın öfkesini kullanan tahrikçiler arbede çıkarmayı başardılar. Yazık, çok yazık! Artık gidin de olayların sorumlusunu bulun... Yahut bunun dünya kamuoyunda meydana getireceği Türkiye imajını düşünün. Peki bölgenin hassasiyeti bilinmiyor muydu? Bingöl gibi küçük nüfuslu bir şehirde bile halkın ilk ihtiyaçlarını karşılayacak düzenleme yapmaktan aciz olan, dahası, provokasyoncuların devreye gireceği apaçık belli olmasına karşılık bu yönde bir tedbir alamayan, tam tersine olayları azdıracak şekilde dikkatsiz ve özensiz davranan devletin büyüklüğünü kime yutturabilirsiniz? Gölcük depreminde, yaptığı 400 binanın neredeyse tamamı yıkılan bir müteahhit baş suçlu ilan edilmişti. Şimdi de yatılı bölge okulunu yapan kişi aynı konumda. Hakkında soruşturma açılmış... Hapse girse ne olur? Giden insanlarımız geri gelecek mi? Mevzuat hakkında da birkaç gün yazılır-çizilir ondan sonra da her şey unutulur gider. Ve ateş düştüğü yeri yakar. Okumak için barındıkları binanın enkazından çıkarılan onlarca fidanın cansız bedenlerine yakılan ağıtlar sorumluların kulaklarında çınlamaz olur!.. Erkan Mumcu demiş ki, bu, sistemin enkaz altında kalmasıdır... Hayır sayın bakan! Sistem gene bir yolunu bulup zeytinyağı gibi üste çıkar ve lafla peynir gemisini yüzdürür! Her zaman olduğu gibi, "Büyük Devlet" lafı kağıt üstünde, vatandaş da enkazın altında kalır. Gerçek manada büyük devlet, vatandaşı aç ve açıkta, yahut enkaz altında kalmayan devlettir...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
170239 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ismail-kapan/170239.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT