BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

TAKSİM CÂMİİ'NİN SERÜVENİ

Dünden Bugüne
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
Facebook
Vaktiyle Taksim’de bir câmi vardı. Şimdi onu hatırlayan muhtemelen kalmamıştır.
 
Sultan I. Mahmud’un şehre su getirtirken yaptırdığı maksem sebebiyle suların taksim edildiği yer mânâsına Taksim adını alan semtte vaktiyle büyük bir kışla vardı. Sultan III. Selim topçu askerleri için yaptırmıştı. Meydanın Harbiye’ye bakan tarafındaydı. Şimdiki Gezi Parkı ve heykelin olduğu yere düşüyordu.
 
Suyu kesilmiş hamam
 
Kabakçı isyanında harab olduğu için, Sultan II. Mahmud tarafından 1812’de yenilendi. Sultan Mecid zamanında bir yangın geçirdiği için meşhur mimar Kirkor Balyan tarafından tamir edildi. Önündeki geniş meydanda da talim yapıldığı için buraya Talimhâne denirdi. Kışlanın bir de minareli câmisi vardı. 1894 zelzelesinden sonra kışlanın yıldızı söndü. Kışla boşaltılınca, câmi de suyu kesilmiş hamama döndü.
İttihatçı hükûmet, Balkan Harbi akabindeki para ihtiyacı sebebiyle devlete veya vakıflara ait mülkleri satarken, Taksim Topçu Kışlası’nı da 20 Şubat 1913 tarihinde İstanbul Emlak Şirket-i Osmaniyyesi adında bir Fransız-Osmanlı şirketine 500 bin liraya sattı. Aslında hükûmet 3 sene evvel kışladan başka Borsa Hanı, Dolmabahçe Gazhanesi ve Kadıköy Rıhtımı’nı da satmaya teşebbüs etmiş; ama meclise kabul ettirememişti. Şimdi artık meclis tamamen ellerinde idi. Bunu o zamanki belediye reisi Cemil Topuzlu hatıralarında anlatıyor (s.133).
Harap kışla yıkılıp, yeri imara açılacaktı. Şirket buraya bir câmi, bir mektep ve bir karakol inşa etmeyi taahhüt ediyordu. Harb sebebiyle proje geri kaldı. Hükûmet, Fransa’ya karşı harbe girince, Fransız şirketi mensupları tabii olarak memleketi terk ettiler.
Harb mağlubiyetle bitince, İstanbul işgal edildi. Fransız şirketi mensupları da geri döndüler. Harb müddetince araziyi kullanamadığı için, haksız yere harbe giren hükûmetten 200 bin lira tazminat istedi. Hükûmet bunu ödemekten aciz olduğu için, mukaveleyi bozamadı, işi sürüncemede bırakmayı denedi. Satılan yerlerin hududu tespit edilirken, mukavele yenilendi. Böylece evkafa ait yerlerin vakıflara iade olunması ve birtakım pürüzlerin giderilmesine teşebbüs edildi.
 
Kurtarma operasyonu
 
Bu arada kışla câmisinin iç edilmesine mâni olmak isteyen Evkaf Nezareti, şer’î mahkemeye müracaat etti. Câminin dışarıdan girişi mümkün değildi. Dolayısıyla kullanılma imkânı yoktu. Etrafta Müslüman da yaşamıyordu. Böylece câmi, müstağnâ anh, yani kullanılma imkânı kalmamış vakıf statüsüne düşmüştü.
Şer’î hukuka göre, müstağnâ anh câminin ihyası mümkün değilse, vakfedenin vârisinin (yani Sultan Vahîdeddin’in) mülkiyetine döner. Burada hükûmet müstağnâ anh vaziyete düşmüş Taksim Kışla Câmii’ni ihya ederek kurtarmaya teşebbüs etti. Câminin, Rumeli muhacirleri için yeni kurulan Safraköy’de (Sefaköy) ihya edilmesi için şirketten 7 bin lira tazminat alınmasına hükmetti. Böylece çok zor bir zamanda, zaten elden gitmiş bir vakıf eseri için para koparmaya muvaffak oldu. Bu mesele o zamanki maliye nâzırı Tevfik Bey’in hatıralarında anlatılıyor (II/477).
İşte son zamanda bazı gazetecilerin, Tek Parti zamanında, yıkılan, satılan veya başka maksatlarla kullanılan pek çok câmi yanında Taksim Kışla Câmii’nin de 1940 senesinde yıkılmasını görmeyip, Sultan Vahîdeddin’i câmi satmakla suçlamasının aslı budur. Hâlbuki İslâm-Osmanlı vakıf hukukuna göre, fermanla cami satılamaz; ihya ve istibdali (yani vakfın başka şekilde yenilenmesini) kadı yapar; sultan imzalar. Câmi, hazine malıyla yapılmışsa; hakiki vakıf değil; tahsistir ve istifade imkânı kalmayınca hükûmet bu tahsisi kaldırabilir. Osmanlı düşmanlığının ve Sultan Vahideddin’i kötüleme çabalarının insanı getirdiği nokta ne kadar hazin…
 
İstanbul’un ilk stadyumu
 
1918’den sonra mütareke devrinde İstanbul işgal edilince, Fransızlar kışlaya el koydu ve Senegalli askerler yerleştirildi. Adına da MacMahon Kışlası dediler.
Bir ara kışla Bolşeviklerden kaçıp İstanbul’a sığınan Beyaz Ruslar’ın mekânı oldu. Onlar burada at yarışları tertiplediler.
Futbol modası yeni yeni yayılırken, Talimhâne’de maçlar yapılırdı. Spor Âlemi mecmuasını çıkaran Said Çelebi, 1921’de büyük masraflar ederek Taksim Kışlası’nı stadyum hâline getirdi. Ancak bazı spor klüpleri kendisini boykot edince, Bork adında bir Maltalıya kiraladı. Bork da kışlanın kapısına büyük bir Yunan bayrağı asarak futbol klüplerine kiralamaya başladı. Osmanlı takımları ile İngiliz ve Fransız askerî takımlarının maçları büyük alâka uyandırdı.
İstanbul’un işgali sona erince Bork şehri terk etti; stadyumu da Said Bey’e bıraktı. Said Bey de kışlanın işletilmesini Menâzırzâde Aziz Bey isminde bir manifaturacıya devretti. Bundan sonra kışlaya Taksim Stadyumu denildi. Türk millî takımının 26 Ekim 1923’te Romanya ile giriştiği ve 2-2 berabere biten meşhur maça ev sahipliği yaptı.
Balkan Güreş Şampiyonası; Balkan Atletizm Şampiyonası, milletlerarası bisiklet müsabakaları hep burada yapıldı. Ana caddeye bakan kısmında iki ahşap tribünü, ortasında şeref balkonu; Harbiye ve Taksim tarafında kale arkası; Mete Caddesine bakan kısmında da 8000 kişilik açık tribünü vardı.
 
 
''Günah keçisi'' Prost
 
1940’ta İstanbul Vâli ve Belediye Reisi Lütfi Kırdar, Taksim Meydanı’na dikilen heykelin daha ihtişamlı görünmesi için İnönü’nün emriyle kışlayı yıktırdı. O devirde İstanbul’un Osmanlı havasından kurtarılması hedefleniyordu. Bunun için Fransa’dan Henri Prost adında bir de şehircilik mütehassısı getirtilmişti. Prost, hükûmetin arzuları istikametinde şehir planı çizdi. Osmanlı’dan kalan perişan izlerden büyük bir kısmı da böylece ortadan kaldırıldı.
Bazı insaf ehli, kışlanın yıkılmayarak tamir edilmesi için yalvardılarsa da, tamir için gereken paranın bulunmadığı gerekçesiyle kulak asan olmadı. Tamir için bulunamayan para, sanat değeri olmayan heykeller için harcandı. Meselâ Taksim Âbidesi 1926 yılının parasıyla 16.500 İngiliz lirasına mal oldu. Taksim Kışlası’nın yanı başındaki Taşkışla, belki de câmisi olmadığı için yıkımdan kurtuldu. Şimdi teknik üniversitedir. Bazıları bu olup bitenlerden Prost’u suçlar. Hâlbuki o, profesyonel olarak kendisinden istenileni yapmıştır.
Taksim Kışlası’nın yerine İnönü Gezisi adı verilen park yapıldı. O zamanın imkânları içinde çiçek ve ağaçlarla, mermer merdivenlerle gayet güzel tanzim edildi. Prost’un burayı park olarak tanzim etmesi büyük bir şanstır. Çirkin binalar da yapılabilirdi. Taksim Meydanı’na bakan kısmına İnönü’nün at üzerinde heykeli için kaide yaptırıldı ise de heykel dikilemedi. İnönü düştükten sonra adı Taksim Gezisi oldu. İnönü heykeli de Maçka Parkı’na dikildi. Taksim Gezisi’nin kuzeyinde 1870’lerden kalma Taksim Bahçesi ve Cumhuriyetin ilk devirlerinde baloların yapıldığı Belediye Gazinosu vardı. Burada şimdi Sheraton Oteli yükselmektedir. Gezinin alt kısmında dükkânların bulunduğu set üzerine Beyoğlu Evlendirme Dairesi yapılmıştır.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
618857 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ekrem-bugra-ekinci/618857.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT