BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"İlim tahsil edeceğim ana cahil kalmak istemiyorum!"

Evin tandır başında oturmuş ocak yakan Fatıma anacığını gördü küçük Numan.


                   İLK KIVILCIM
Okuyup öğrenmek ne muhteşem şeymiş,
Cahili köle yapar, âlimi beymiş.
Başak olgunlaşıp dolunca dik durmaz,
Tevazuundan sararıp boyun eymiş.


Güneş; ufku kızıla boyayarak batmak üzere… Serin ve mavi bahar akşamının yıldızsız seması altında Zülfadl, gündüzki sakinliğinden daha heyecanlı ve daha  gürültülü… Herkes yorgun olmasına rağmen son bir gayret içinde... Kırda, dağda otlayan bütün büyük ve küçük hayvanlar ahırlarına konmakta, çocuklar, ihtiyarlar sağa sola koşuşturmakta...
Koyunlucalıların ev önü, koyun, kuzu meleşmesinden geçilmiyor. Galiba kuzular; sağılmadan analarını bulmuş, bol sütlerini midelerine indirme telaşındalar… Zülküflerin bahçe tenha. Câmi-i Şerifin ve birçok küçük evin cılız ışıkları yanmakta… Medrese yolunu tamir için yığılmış kireç taşlarının üzerinde hareketsiz bir gölge dimdik durmakta... Gölgenin sahibi; yaşı küçük, gönlü büyük çoban Numan’a ait... Bu istikbâlin âlimi, gönül sultanı olacak çocuk; şimdiden kabına sığmıyordu. Kavga, gürültü, tembellik nedir bilmeyen, dedikodudan nefret eden, çalışmayı, insanlara, çevresine faydalı olmayı seven, büyüklerine hürmetkâr, kendinden küçüklere, hayvanata karşı şefkatli, akranlarına karşı anlayışlı, okumaya meraklı, öğrenmeye kâbiliyeti, “sanki büyümüş de küçülmüş” denilen bir civandı. Bütün köylüler onu pek seviyordu. Âlime, ulemaya hayran ve onlar gibi olmaya çalışan bir kişiliğe sahipti... Nazik ve kibar, güler yüzlü çocuk; bugün tanıştıklarının muhabbetiyle; “belki bir daha karşılaşırım” ümidiyle beklemekteydi…
Babacan âlimi ve konuşmaları hatırlatmasından dolayı mı ne; elleri titriyor, yüzü pembeleşiyor, gönlünde kelebekler uçuşuyormuşçasına heyecanlanıyor, kalbinin daha hızlı çarpmasına sebep oluyor, aynı zamanda da bayılacakmış hissine kapılıyordu küçük Numan. Anasını, babasını merakta bırakmamak için evin yolunu tuttu… tuttu ama aklı fikri o müderris efendilerdeydi hâlâ.
İmtihan dünyası, okuma fikri, hayat memat sözü, tanışma, görüşme; kendiliğinden gelişen bu içinde bulunduğu durumun tarifi olmadığı gibi tadına doyum olmuyordu. Zülfadl’ın hâkim bir yerinde bulunan mütevazı köy evleri… Henüz çocuk yaşlarında biriyken nelere şahit olacaktı kim bilir?
Evin tandır başında oturmuş ocak yakan Fatıma anacığını gördü küçük Numan.
Bugün karşılaştığı nur yüzlü insanların ona söylediği, ilim öğrenmenin faziletinden bahseden sözü aklına geliverdi. Kalbine işlemişti âdeta. O cümleyi tekrar etti kendi kendine:
“Kıyamette âlimlerin mürekkebi, şehitlerin kanıyla tartılacak ve mürekkep ağır gelecektir.”
Bu mübarek cümleyi söylene söylene koştu anacığına. Nefes nefeseydi.
- Anacığım, ne olur izin ver!
- Hayırdır evladım, ne izni?
- İlim tahsil edeceğim ana. Cahil kalmak istemiyorum! Ben de onlar gibi âlim olmak istiyorum, âlim!
- Hele sakin ol evlat! “Onlar” dediğin de kim? Nereden çıktı âlim olmak fikri?!
- Âlim olacağım, müderris olacağım işte! DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
610815 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/610815.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT