BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"Evladım; hafızlık yaptığını duydum, pek sevindim..."

Boş soğuk oda, kuru tahtalar... Memleketinin içine düştüğü istila ve harp hâli...
 
 
Tarihin derinliklerinde kalan o hadiseleri yeniden ölçtü, biçti, sık eleklerden geçirdi ve kendince değerlendirdi.
“Elhamdülillah! Şimdiye kadar pişman olacağım bir şey yapmadım, müsterihim…” dedi.
Tâc ü taht île varılmaz Dost'a bil,
Âdet oldur, can ona kurbân olur.
Ümeallah mektebinde okuyan,
Kesret içre vâsıl-î Yezdan olur.
Zira ona göre Osmanlı’nın bir ferdi olarak o müjdeye, şehitlik makamına ulaşabilmek için o “cihada” iştirakten başka bir derdi, hedefi de kalmamıştı. Bu düşünceler içerisinde kalbi ilâhi aşkla yoğrulurken, ne kadar zaman geçtiğini anlayamadı.
Fakr ile fahreyleyenler bilyakîn,
Bil ki mânâda birer sultân olur.
Görmeyenler Yâr'ini bunda ayan,
Anda dahî göremez hirmân ulur!
                                 ***
                  HAYALLER HAYALLER
Ah bu duvarlar bir gelse dile!
Dertlerimi anlatamaz bile.
Düşmanın işi hep zulüm, hep hile.
Ne büyük hesap, ne çetin çile...
Boş soğuk oda, kuru tahtalar... Memleketinin içine düştüğü istila ve harp hâli... Sedirin üzerine rastgele uzanmış Osman Bedreddin Efendi, gözlerini tavana dikmiş sanki mazisini okuyor.
“Canım babacığım! Ne kibar insandı. Yürüyen ölü görmek isteyen ona bakardı” derken tahsil günlerine gitti...
İlk dersini verirken ne kadar da heyecanlanmıştı. Annesinin ballı şerbet yetiştirmesi, kardeşinin gülerek odayı terk etmesi, asil insan muhterem pederinin hiçbir şey olmamış gibi davranması... Daha dün yaşadıkları değil miydi?
“Hayat dediğin nedir ki? Bir varmış, bir yokmuş meğer...”
Bütün annelerin çocuklarına yaptığı gibi Osman Bedreddin’in annesi de onun ilk hocası olmuştu. İkincisi de Mehmet Tahir Efendi…
Sonra ciddi eğitimi başladığında; “onlar benden de beter telaşlıydılar...” diyecekti.
İlkin hafızlığa başladığında Kur’ân-ı kerîm boynuna asılı dolaşıyordu hep. Mahallenin en ihtiyarı Yusuf dede bir gün:
- Hele gel evladım; hafızlık yaptığını duydum, pek sevindim.
- He emmi yeni başladım.
- Pek iyi etmişsin. Sizin aileye de yakışan bu evlat!
- İnşallah muvaffak olurum!
- İnşallah! Baban, o mübârek insan var ya; iyi komşu, pek muhterem bir âlimdir… Kimin oğlu olduğunu ve dahi kıymetini bil oğul. Kabrini ziyarete gittiğinde ha selâmımı söylemeyi de unutma Seyyid Selmân Sukûtî hazretlerine…
- Seyyid mi dediniz?
- Seyyid dedim evlat! Baban çok iyi dostumdu. Hey gidi Seyyid Efendi hey!
İlk defa seyyid olduklarını bu komşularından duymuştu. Muhterem pederi, seyyid olduğunu hiç söylemez hep kendini setredermiş meğer. Mevzuyu anacığına açınca, meseleyi bütün detaylarıyla öğrenmiş. Ondan sonra o da pek dikkat etmiş hâl ve hareketlerine. Kendini ilme vermiş hepten. Az konuşur, çok çalışır, emsalsiz ceddine kötü söz gelmemesi için bütün sebeplere yapışır olmuş. Çevresindekiler bu yüzden rahmetli babacığına “Sukûtî” dendiği gibi ona da: “Sessiz Osman” lakabını yakıştırmışlar meğerse… DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
616308 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/616308.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT