BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Ali'yi kıskandığı aşikârdı!..

Yılmaz, her biri ceviz büyüklüğündeki taşları gizlice ceplerine doldurdu!..
 
 
Yılmaz, Ali’nin lakabını “Rahmet” koymuştu artık. Sınıfta Rahmet aşağı, Rahmet yukarı diye dalga geçenler, ‘ti’ye alanlar olduğu gibi arkadaşlık kurmak isteyenler de gittikçe artıyordu. Talebeler onunla alâkalı bir mevzuyu daha kestirmeden anlatabilmek için; “hani köylü Rahmet var ya işte o” deyip söze başlıyorlardı. “Köylülük” ve “Rahmet” sakız gibi üzerine yapışmıştı şimdiden.
Sınıfın olduğu kadar Nuri öğretmenin de kısa zamanda dikkatini çeken Ali’ye Yılmaz, daha bir öfkeliydi, ondan bilemediği bir sebepten dolayı nefret ediyordu âdeta. Oysa aşikârdı kıskandığı. Öğretmenin ona biraz alâka gösterdiğini görmesin; “Bu çamur kokan çocuk” deyip nefret ettiğini söylüyordu. Kimseden çekineceği yoktu. Hele kendi gibi; onun bunun bahçesine girip meyveleri talan eden, olmadık yerde top koşturarak evlerin camlarını kıran, yaramaz mı yaramaz bir tayfası vardı ki, düşman başına. Teneffüslerde onları da çevresine toplayarak diş bilediğini anlatıyordu:
“Daha henüz geldi, ilk derste bize akıl vermeye kalkıştı! Yok efendim rahmet olup herkese yağmak istiyormuş, ayırım kayırım yapmayı sevmiyormuş. Çokbilmiş, ukalâ! Sanki belediye reisi! Paçalarındaki çamura, ayaklarındaki pisliğe bakmıyor, filozof gibi laflar ediyor. Onun yüzünden bir yığın nasihat dinledik Nuri hocadan da… Gel de hayıflanma!” diyor, öfkeyle burun kıvırıyordu.
Yılmaz, gizlice ceplerine doldurduğu her biri ceviz büyüklüğündeki taşları, kuşlara atıyormuş gibi geri geri gerinerek bütün kuvvetiyle fırlatıyordu. Nereyi hedef aldığını anlamayan arkadaşlarından; “Ne yapıyorsun Yılmaz, aklını başına topla? Birinin camını, kafasını kıracaksın…” ikazlarını duymuyordu bile. Birkaç taş daha attı, onları da tutturamadı ki anlaşılmayan küfürler etti kendi kendine. Taşları, telaşla ve acele acele atmıştı. Elindeki son iki taşı atmadan önce biraz durup dikkatini topladı, kaşlarını çatıp bütün kuvvetiyle fırlattı. Taş Ali’nin başından teğet geçerek önüne düşmüştü. “Şimdilik bu korku yeter” deyip, suç üzerine yakalanmamak için de hemen ara sokaklardan birine girip kaybolmuştu Yılmaz…
       ***
Yılmaz’ın hinliklerinden habersiz, mektepten çıkıp evlerinin yoluna girince daha bir keyiflenmişti Ali. Bunda, hani derler ya yeni yetme köy çocuğu olmasının tesiri büyüktü. Kıvrıla kıvrıla giden inişli çıkışlı toprak yolda, kendi ayak sesinden maada; kulaklarının aşina olduğu serçe cıvıltıları, karga gaklamaları, uzaktan yakından hızla geçen araba sesleri, hafif rüzgârın ıslık çalarak esintisi onu alıp alıp nerelere götürmüyordu ki? DEVAMI YARIN
 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619814 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/619814.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT