BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"Maşallah Ali! Tam da senin mizacına münasip bir şiirdi"

Yılmazın duruşuna mı, yoksa okumak için seçtiği şiirin ismine mi ne sınıfta hem alkış hem de gülüşme oldu...
 
 
Ali, bir çırpıda hatırlatmasını yapmış, mahcup yerine oturmuştu. Nuri öğretmen, ona hitaben, “Bu mevzuda diyeceğin bir şey var mı Ali?” sualini duyunca da hemen ayağa kalkmıştı:
- Bir şiir okusam olur mu öğretmenim?
- Hadi bakalım oku.
- Peki efendim!
Çalış yavrum durmadan,
Niçin, neden sormadan.
Bak çalıyor zil; dan dan.
Hadi çekil yolumdan!

Sevilir çalışanlar,
Düşmandır, şöhret, şanlar,
Düşenin dostu olmaz;
Tek bunu düşen anlar.
 
Çoban sürüyü güder,
Her daim önde gider.
Çalışmaya gayret et,
Allah da yardım eder.

Asla gözün olmasın,
Kalbin de kırılmasın.
Çünkü tamir zor olur,
Dostların darılmasın.
 
Kazanca kazanç koyun,
Kimseye eğme boyun.
Her şey helâl olursa,
Bozulur sinsi oyun.
- Maşallah Ali! Tam da senin mizacına münasip bir şiirdi. Çalışmak şart! Muvaffak olmak için birinci öncelik tembelliği yenmek çocuklar. Tembellik dünyanın hiçbir yerinde sevilmiyor. Onu kafanızın bir kenarına yazın.
- Öğretmenim bir şiir de ben okuyayım mı?
- Oku bakayım Yılmaz.
- Benim okuyacağım şiirimin adı: “Tembel Teneke…”
 Yılmazın duruşuna mı, yoksa okumak için seçtiği şiirin ismine mi ne sınıfta hem alkış hem de gülüşme olunca; Nuri öğretmen:
- Çocuklar siz de maşallah zembereği bozuk saat gibisiniz, her şeye gülüyorsunuz! Gülmek kötü bir şey değil elbette ama…
- Hocam hep böyleler! Ben ne yapsam ya kızıyorlar, ya da gülüyorlar.
- Oluyor böyle Yılmaz! Aldırma sen şiirini oku bakalım.
- Peki öğretmenim.

Hep uyudu bıkmadan usanmadan, 
Okumayı böyle öğrenecekmiş.
Defterini, kitabını almadan,
Sınıfını da böyle geçecekmiş.

Böyleyiz maalesef hepimiz de
Hiç oynanır mı bizim ipimizde?
Çantalar kaydıraktır elimizde,
Okulunu da öyle sevecekmiş.

Beylik laflarla çekilir köşeye,
Yan gelir uzanır pamuk döşeye,
Nedense isyan ederler her şeye. 
Tembelliği de böyle ezecekmiş.
 
Şiir biter bitmez sınıfta alkış ve gülüşme birbirine karıştı yeniden. Nuri öğretmen söze şöyle başladı:
 - Çocuk ve sevgi; ikiz kardeş gibiler değil mi çocuklar? Birbirini besleyip büyüten iki varlık. Çok yakışıyorlar da. Tembellik ve çocuk ise hiç yakışmıyor. Yılmaz arkadaşınız yakışmadığını vurgulamak için okudu siz de gayriihtiyari güldünüz.
 - Evet öğretmenim!
 - Çocuk bir fidansa, sevgi bir toprak; muhabbet onun can damarı, besin kaynağıdır. Çocuk bir çiçekse, sevgi bir yağmur; ona hayat veren, can veren rahmettir. 
 Sınıf yine gülüp alkışlayınca Ali ayağa kalktı:
 - Hocam müsaadenizle bir şey söyleyeceğim!
 - Söyle bakalım Ali.
 - Arkadaşlarım sanıyor ki “RAHMET” denilince ben alınıyorum. Asla öyle bir şey yok, bunu bir kere bilsinler. Böyle bir kelimenin taşıdığı yüksek manaya layık olabilirsem ne âlâ. Yolda sokakta yürüdüğümde de sağdan soldan “rahmet” diye bağırıp laf atanları duyuyorum. Sadece gülüp geçiyorum. Bunu arz etmek istiyorum öğretmenim. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621154 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/621154.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT