BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"Şoförlüğü kolay sanıyorlar, yaşayan bilir ağabey!.."

Liskâv’ın dar ve çok meyilli eğrilerini âdeta dura kalka indiler ama Dursun'dan çok Lütfü Hoca yorulmuştu!

 

 

Anacığının elini öptü, evdekilerle vedalaştıktan sonra hiç tanımadığı, bilmediği bir iş ve yine tanımadığı bilmediği insanlarla muhatap olmak için sefere çıktı. “Bekle Erzurum...” dedi. Kutumar’ın rampayı tırmanıp zirveye çıktıklarında kesif bir duman içine girdiler, âdeta göz gözü görmüyordu. Burada böyleydi acaba şehirde nasıldı? Onu neler bekliyordu?

- Dursun, ben bir şey göremiyorum, sen nasıl makinayı öyle kolay sürüyorsun?

- Hafız Dadaşım, bu şoförlük sırrıdır. Yolcuların göremediğini görmen lazım, yoksa bir uçurumdan yuvarlanır, ya da bir kayaya toslarsın, ikisi de felaket demektir.

- Allah muhafaza!

- Millet sanıyor ki şoförlük kolay meslek. Yaşayan bilir Hafız Ağabeyim!

- Bence de kolay değil.

Liskâv’ın dar ve çok meyilli eğrilerini âdeta dura kalka indiler. İndiler ama Dursun Dadaştan çok Lütfü Hoca yorulmuştu.

- Ağabey aman imamlığın kıymetini bil! Ona buna kızarak işini terk etme!

- Dursun, ben öyle mi yapıyorum ki?

- Ne bileyim, işte içimden geldi, söyledim. Verintap’tan ayrıldığını anlatınca babam, çok üzüldüm. Sana hak versem de bazen sağır, bazen âmâ olmak lazım gelir. Biz bile makine ağzına kadar dolu olduğunda bir köyde durmazsak galiz küfürlerine muhatap oluyoruz. Bazen duymazlıktan geliyoruz, yoksa kavga etmediğimiz gün olmaz. Anlayacağın insan işi değil ağabey! Vara yoğa hırgür hayatı zindan eder! Herhâlde ona da yaşamak denmez. Sonra o küfredenleri bir punduna getirince rezil rüsva da ediyorum, o başka. Tükürdüğünü yalatıyorum ama ben üzüldükten sonra neye yarar ki! Bir de sana bir şey daha söyleyeyim mi? İnsanımızın içinde bir kötülük yok, o beni rahatlatıyor. Anlık öfke konuşturuyor, sonra hiçbir şey kalmıyor. Geçenlerde gelinin Gülpaşa, inekleri sağmayı uzatmış, nahıra da geç kavuşturmuş, ancak köyün çıkışında yetiştirmiş. Birkaç gün sonra çoban bana ne dese iyi? “Dursun Dadaş! Anam bilmem ne olsun, bir daha böyle geç kalırsanız ineklerinizi nahıra katmam!” Ona dedim ki; “Söylediğinin ne manaya geldiğini biliyor musun? Anam (…..) ne olsun! da ne demek?” Durdu, bön bön baktı. “Yine iş çıkarma, lafımı sağa sola çekme!” dedi, geçti. Hakikaten saflıkla beraber, işin derinlemesini bilmeden konuşuyoruz. O Verintaplı da pek pişmandır. Hele köyün baskısı onu kahretmiştir eminim ki, asıl o cezalanmış oldu senin ayrılmanla.

- Bence de öyle Dursun! Şekerliler duymuş; “Hele bizim köyden geçsin o görür gününü!” diyorlarmış. Ben çok yalvardım, “Sakın kimseyi incitmeyin! Beni dövün daha iyi…”

- Hep böyleyiz Hafız Ağabey! Önce ağzımızla, sonra yumruklarımızla dövüyoruz. Bu, şoförlükte de böyle, oturup iki laf edemiyoruz, levyeyi çeken, meydana davet ediyor.

- İtler de öyle değil mi? Birbirlerini görünce hırlaşır, sonra boğuşurlar. İlim, tahsil olmazsa olacağı bu.

Tortum’un eğrilerini de böyle memleket meselelerini konuşarak geçtiler. Bar’ın Tuzlalarına geldiklerinde kırmızı bir kamyonun yuvarlandığını gördü, fena üzüldüler. Kerestelik tomruk dolu kamyon, birkaç takla atıp bir arkın üzerinde kalakaldı. DEVAMI YARIN

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
630639 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/630639.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT