BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Durmalı ve düşünmeli

Teslimiyet kurtuluştur. Bunu halk kendine has ifadelerle billurlaştırır. "O'ndan gelene boynumuz eğik." gibi. Veya Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerinin "Hak şerleri hayr eyler/Zannetme ki gayr eyler/Arif ânı seyr eyler/Mevlam, görelim neyler/Neylerse güzel eyler" diye tevekkülü mısralaştırma misalinde olduğu gibi. Bunların daha bir çok örnekleri var. Bu misaller, ayettir, hadistir, kelamı kibardır, ata sözüdür, şiirdir. Kıssa ve menkıbeleriyle onlar, halk dağarcığının zenginlikleri. Ne sanılıyor? Krize tahammül bu zenginlikle mümkün olmakta. Dikkat edilirse ekonomik krizin hep maddi cephesi üzerinde duruluyor. Bu kilitlenmeler, çare arayışları hep tavanda cereyan etmekte. Halktan kopuk. Yerli ve milli bağları zayıf. Bir Arjantin'le bir Türkiye aynı değildir. Bir gün AB'ye girilse de aynı olmayacaktır. Hekim bütün hastalarına aynı ilacı mı verir? Hatta aynı hastalıkta bile bunu yapmaz. Devlet millet kaynaşması bir tarafa, tam tersine devlet aydın uzaklığı içindeyiz. Bu millet gibi duyabilmek... Onun gibi duyan, onun gibi düşünür, güler ağlar, sabreder, tahammül eder, tevekkül eder. Yöneticilerimiz, sabır kelimesinden öte dini terminolojiden bir başka kavramı kullanamıyortlar. Sabrı dahi zar-zor dile almaktalar. Sadece kullanma alışkanlıkları olmadığı için değil. Aynı zamanda korkuları da olduğundan. Mesela Kemal Derviş, bir basın toplantısında "..yaşadıklarınızı biraz da tevekkülle karşılayınız" dese... sabah erkenden taksi durağına gittiği gibi camiye de uğrasa kim bilir başına neler gelir. Laikliği çarpıtarak sunmak bu millete en büyük kötülük. Her insan duaya muhtaçtır. Dua eder ve dua ister. En inançsız gibi görünen bile duadan kendini alamaz. İnsan hilkaten buna mecbur. Onun gibi toplumun da mânevî dayanakları vardır. Onlar günü geldiğinde kullanılır. Sabır, tevekkül, teslimiyetle benzerleri. Bir de diğer tarafta olanlar. İsrafın yasak kılınmış olması gibi. Bu zenginliklerden istifade edilemiyor. Bugünkü insan siyasal İslamla laikçilik arasına sıkışmış durumda. Oysa toplumun ruh sağlığı tehlikede. Sosyal barış tehlikede. Böylece ferdler, aileler ve milletin geleceği tehlikede. Maziden tevarüs edilen zenginlikler fark edilemeyip de harcanınca istikbal elden kaçmaktadır. Şu krizin açtığı maddi-mânevî ziyan ne ile ölçülebilir? İntihar, fuhuş, boşanma, cinayet,... gibi krizin yol açacağı sonuçları erkenden haber vermiştik. Onların çoğalmaması derinleşmemesi lazım. Onun için devletin cami unsurundan istifade etmesi gerekir. Bir cuma günü camilere milyonlarca kişi koşmaktadır. Bunun gibi radyo ve televizyonların dini yayınları da faydalı olur. Mesele sadece dış yardım ve yeni kanunlar çıkartmakla çözülemeyecektir. Eğer çimento yapıyorsanız ona lazım olan her malzemenin kullanılması gerekir. Mânevî unsur ihmal edilemez. Edilirse bulunacak her çare ömürsüz olur. Millet, ferdlerden meydana gelir. Tek tek vatandaşları sağlam olan milletler muhkemdir. Sokaklar, uykusuz, dertli, çaresiz, işsiz ve ümidsiz insanlarla dolu. Bu bir tehlikedir. Buna sonderecede duyarlı olmak lazım. Reçete cepte. En ümidsiz kişiye bile "Allah'tan ümid kesilmez!" hakîkati hatırlatıldığında o insan, sanki yeniden dünyaya gelmektedir. Ya "her akşamın bir sabahı vardır..." dediğinizde veya "her şerde bir hayır vardır..." dediğinizde. Veya "...iktisat eden fakir olmaz" dediğinizde. Ekonomik kriz siyasi krize dönüşüyor yahut dönüştü. Bir de mânevî krize dönüşürse... İşte o zaman felaket kapıyı çalar. Onun için durmalı ve düşünmeli. Bu milletle mânevi dünyasını da Amerika kadar tanımadıktan sonra havanda su döversiniz. Millete rağmen değil milletle birlikte hareket ediniz. O zaman size inanır ve sabreder ve tahammül eder ve tevekkül eder.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
108788 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/108788.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT