BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Elazığ 1. Ekonomi Kurultayı -1-

120 sayfalık hacmiyle bir Elazığ Salnamesi gibi hazırlanmış olan Fırat'ın Sesi gazetesinin 'Elazığ 1. Ekonomi Kurultayı Özel Sayısı'nı incelerken bir de şiire rastladık. Mithat Yılmaz'ın mısraları Elazığ'a dair çok şey söylüyor. Zaten şiirler, az sözle çok mânâ ifade ederler. O yüzden 'şairlerin dilinde hikmet saklıdır' denir. 'Şimdi Harput' şöyle: "Anadolu dedikleyin akla/Her şey çığ çığ gelir./Arkasından bire bin irfanıyla/Elazığ gelir./Bir yol, Harput'a çıkar döne dolana./Hey Harput! Koca Harput!/N'oldu sana böyle yüce Harput?/Şimdi Harput viran olmuş/Şehir, ev-bark, ova yurt değil/Harput'u Harputken görmeliydin/Şimdi Harput Harput değil." Şiirde hüsranla yüzyüze gelmiş psikolojik sebepler bütün çıplaklığı ile mevcut. Küçücük şiirde Elazığ kelimesinin bir kere geçmesine mukabil tam 10 defa 'Harput' denmiş. Daüssıla/nostalji, derinden hissediliyor. Şiir, bir mersiye, bir ağıt. İshak Sunguroğlu'nun 'Elazığ soykütüğü' diyebileceğimiz Harput Yollarında ismindeki 5 cildlik eseri de öğle değil mi? 5 Cildin hülasası iki harf, tek heceden ibaret tek kelime değil mi? "Ah!.." Harput, bölgenin muhteşem bir merkezi iken I. Meşrutiyet yıllarında aşağıya, ovaya inmeye başlamıştır. Bu iniş aynı zamanda bir düşüştür. Cemiyet topyekûn değişmektedir. Daha evvel Tanzimat Fermanı ilân edilmiş, meşrutiyetle beraber şehir yer değiştirme zaruretini hissetmiştir. Tabiî ki şehirden ziyade münevverler. En önce de kışla aşağıya iner. Bir zaman sonra göçler de başlar. Belki bütün Türkiye'de yurt dışına ilk hicret, Harput'tandır. Tâ Amerika bulunur. Bunlar sonradan tiyatrolaştırılır da... 1839 Tanzimat, 1856 Islahat Fermanları, 1876 Meşrutiyeti ve Kanun-u Esasi'nin ilanıyla birlikte çıkagelen yeni bir üslûp; demokratik hayat. O ara Harput'un bir kartalın yuvasından süzülerek ovaya konması gibi yerinden oynaması. Her ne kadar Anadolu'nun fethinden itibaren bir kere dahi düşman girmemiş olsa bile devletin Kafkaslar ve Balkanlarda Ruslarla muharebeye tutuşması, tarihteki en hazin mağlubiyetleri tatmamız. Düşmanın doğuda Erzurum, batıda Yeşilköy önlerine kadar gelmesi. Derken Balkan Harbi, Birinci Dünya ve İstiklal Harpleriyle birlikte yaşanan hazin vak'alar. Şehidler, yaralılar, kayıplar, çöken yuvalar. Ve devrimlerle birlikte kıyafetten sosyal hayata kadar a'dan z'ye her şeyin değişmesi. Bir ân için bir Harputlu gibi düşününüz. Bir ulu şehirken yavaş yavaş onu kaybetmişsiniz. İmparatorluktan mütevazı bir devlete razı olmuşsunuz. Bin yıllık yazınızdan günlük alışkanlıklarınıza kadar neniz varsa bir bir elden çıkmış. Harputlu bu sendromu atlatamadığı için sıkı sıkıya folkloruna yapışmış, onunla tutunmaya çalışmıştır. Sanki folklora kaçmış, ona sığınmıştır. Keban'ın yüksek gerilimi bile onu kendine döndürememiştir. O hep Harput rüyası görmüştür. Hep o günlerin ihtişamını yüreğinde hissetmiştir. Hep onu konuşmuştur. Çünkü her yeni nesil bir mübarek miras gibi hep o hayal günleri dinlemiştir. Harputlu için Harputlu olmak yüksek şereftir. Zamanla yoksul düşmüş, fakat gittiği şehirlerde Harput'un itibarına zerrece ziyan getirmemek için hürmete layık bir dikkat göstermiştir. Sanki daima üzerinde bir emanet ve imtiyaz taşımıştır. Harputlu bir türlü Elazığlı olamazken zaman hızla akıp gitmiş; o, içinde Harput'a vefasını büyütürken diğer vilayetler gelişmiş Elazığ kaybetmiştir. Elazığ'ın hak ettiği kalkınmışlık seviyesinde olamaması maddiden öte psikolojiktir. Halbuki Elazığ, haritadaki şekliyle batıya doğru uçan bir uçak gibidir. Artık, Harput bir ruh, Elazığ bedendir. Bu denge yerine oturmuştur. Ovaya konmuş kartal yeniden havalanmak için kanat çırpmaktadır.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
110089 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/110089.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT