BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

STRATEJİK ORTAK OYALAMASI!..

Bayramdan önce MGK-Millî Güvenlik Kurulu, bir toplantı yapmıştı. Toplantı, mutad, fakat gündemi fevkalâde idi. Biz, o gün buna “ortak devlet aklı toplantısı” demiştik.
Hakikaten öyleydi; belki de en azından son beş yılın en mühim MGK’sı olmuştu. O gün alınan kararlar açıklandığında gördük ki daha önce “güvenli bölge” denilen Doğu Fırat Kuşağı’na “Barış Koridoru” deniyordu. Bu isim aynı zamanda 40 yıl önceki Kıbrıs Barış Harekâtı’na da bir îmâ ve atıftı. Bunun üzerine ağustos ayının bizi sevdiğinden bahisle harekâtın 26 Ağustos’ta yapılmasını ve isminin de “Sultan Alparslan Barış Harekâtı” olmasını teklif etmiştik. Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan da ağustosun zaferler ayımız olduğunu dile getirerek bu ayda zaferlerimize bir halka daha ilave edeceğimiz müjdesini vermişti. Aynı şekilde Cumhur İttifakı’nın diğer ortağı Sn. Bahçeli de ağustos ayı ile gönül bağımızı hatırlattıktan başka harekâtın zarureti üzerinde durmuştu.
Muhalefetin ağırlıklı cephesi de bu tavrın fazlaca uzağında değildi. Bütün bunlardan dolayıdır ki Fırat’ın doğusuna askerî bir harekâtın yapılması ve Süleymanşah Türbesi’nin de Caber Kal’ası bölgesindeki aslî yerine nakline muhakkak nazarıyla bakılmaktaydı.
Nitekim; MGK toplantısından sonra yapılan açıklamada yalnızca harekât bölgesinin ismi söylenmiyordu. Metinde 4 husus daha vardı. Bunlardan birincisi 35-40 km’lik bir derinlik, ikincisi Amerika’nın terör örgütüne verdiği silahların toplanması, üçüncüsü bu örgütün, adını verdiğimiz bölgeden çıkarılması ve dördüncü şart olarak da buralara yaptığı yer altı ve yer üstü inşaatların tahrip edilmesiydi.
Hükûmet yetkililerimiz, bunları diyor fakat hemen ardından müttefikimize, stratejik ortağımıza öteden beri yaptığımız bir çağrıyı da tekrar ediyorlardı. O çağrı şuydu:
-Ya gel harekâtı birlikte yapalım veya biz ne yapacağımızı biliyoruz!..
Washington, en nihâyet işin bu defa çok daha fazla ciddi olduğunu görerek Ankara’ya bir hey’et gönderdi. Günler süren müzakereler oldu. Hemen herkesin görüşü bu müzakerelerden hiçbir şey çıkmayacağıydı. Ne var ki Amerikan tarafı garip bir şekilde taviz veren hatta geri adım atan bir görüntüyle sanki o olmazsa olmaz 4 şartımızı kabul etmişti. Konuya dair olarak Amerikalı komutan ve karma hey’et Urfa ve hududa gitti. İHA’larımız tasavvur edilen bölge üzerinde devriye ve istihbarat uçuşları yapmaya başladı. MHM kurulacağı açıklandı. Epeydir bekleyen Amerikan sefiri, Cumhurbaşkanımıza itimadnamesini sunmak için randevu talep etti.
Bunlar olur yani iki devlet hey’etleri, müzakerelerde bulunurken şunlar da oluyor veya olmuyordu. Dışişleri Bakanımız Mevlût Çavuşoğlu, hiç de sözünü sakınmadan aynen şunu diyordu:
-Bu müzakereler yapılırken bile muhatabımız Amerika, terör örgütüne silah yardımı yapmaya devam ediyor!..
Müzakerelerin son celsesindeyse Millî Savunma Bakanımız Hulûsi Akar, yukarıdaki 4 şartımızı müttefikimizin kabul ettiğini haber veriyordu. Yani; bir bölge kurulacak, teröristler o bölgeden çıkarılacak ve yaptıkları da yıkılacaktı. Ancak Sn. Akar, bir hinliğe göz yummayacağımızı da “bunlar olmazsa B ve C planlarımız devreye girer!” İkazını da yapıyordu. Aynı ikazı AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de tekrar edecekti.
Olmayansa bölge derinliğinin ne kadar olacağı kesinleşmemişti. Karşı taraf 5 km ile başlamış, 15 km’ye kadar gelmişti. Ankara ise 35-40 km’den söz ediyor, 32 km’ye rıza gösterilebileceğini dolaylı şekilde de olsa beyan ediyordu. Yadırganansa şuydu; Ankara, 32 km’yi Donald Trump’ın vaki geçmiş açıklamasına dayandırmaktaydı. O beyanı, bu şarta gerekçe yapıyordu. Doğrudur; söz bağlayıcıdır ama faraza Sn. Trump, 32 km karşılığı 20 kara mili değil de daha azını söyleseydi biz bunu kabul mü edecektik? Kim ne derse desin Hükûmetimiz, 40 km’de ısrarcı olmalıdır.
Sürecin sonunda ayrıca grilikler veya muğlaklıklar yaşanır olduğunu da görüyoruz. Az yukarıda ifade ettiğiniz gibi MGK’dan “Barış Koridoru”, hey’etler arası müzakeredense “Müşterek Harekât Merkezi” isimleri çıkmıştı.
Şimdi “Barış Koridoru” artık neredeyse söylenmiyor, diğeri ise daha çok “Ortak Harekât Merkezi” diye zikrediliyor. “Barış Koridoru” isminden vaz mı geçildi, bilmiyoruz. Hâlbuki vazgeçmek bir tarafa “Barış Kuşağı” denmeliydi.
Ortak ve müşterek farkına gelince; bu kelimeler aynı anlama gelebilir. Lakin lügatteki kelimeler, mesleklerde farklılaşır. Müşterek harekâtta “beraberce hareket etmek” söz konusu iken esasen şirketi hatırlatan ortaklıkta küçük ortak, büyük ortak olabilir.
Kelimeler, psikolojik harbin mermileridir.
Türkiye, bir kere daha tam harekâta yönelmişken apar-topar gelen bir Amerikan hey’eti, nabza göre şerbet vererek ateşi düşürmüştür.
Hâlbuki demir tavında dövülür.
Ankara, mavi boncuklara, serin şerbetlere çabucak dönülecek ambalajlı vaadlere kanmamalı. Stratejik müttefikimiz yine malum ve meşhur oyalamasına devam ediyor.
Şartlarımızın hiçbiri sahada hayat bulmayacaktır. Müşterek harekât yapacağız da ne olacak? Amerika, “yerel ortağım” dediği yetiştirmeleriyle mi savaşacak?
Buna inanmak saflık olur!
İsrail’i kurmak için Osmanlıyı yıkanlar, bugün de ikinci İsrail için Türkiye’nin kolunu koparmak istiyorlar. 15 Temmuz da bu maksatla yapılmıştı.
Ân bu ân, dem bu demdir. 26 Ağustos 1071, 24 Ağustos 1514 ve 30 Ağustos 1922 Zaferlerinden sonra ordumuzun yeni bir zafer ve destan yazma vaktidir!
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
609375 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/609375.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT