BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

HAZİN VE UTANDIRICI!..

Aşağıda Peyami Safa’nın 16 Ocak 1956’da "Türkiye'de din düşmanları" başlığı ile Milliyet gazetesinde çıkan bir makalesi mevcuttur. O yazıyı olduğu gibi buraya almayı bir hazırcılık, kolaycılık olarak düşünmemeli. Elinde kalem olan bir insan, 60 küsur yıl evvel yine bu topraklarda neyi, ne zaman nasıl görmüş, ıstırabı neymiş… gibi suallere, kapı aralamak için bunu yaptık.
Zira; gündem öylesine çer-çöple dolu ki esas kaybedilmekte. Milletlerin hayatında bir asrı bir ay gibi farz etmeli. Miladi 20. asrı geride bırakırken bizde bir kısım çevreler, Batı’ya özenerek “milenyum kutlamaları” yapmışlardı. Hâlbuki, Batı dünyası, Hıristiyan olarak “3. Bin Yıl”a girmelerinin neş’esini yaşamaktaydılar. Bizde ise bundan habersiz bir gafletle rüzgârlara kapılıp gidilmişti. Bu gaflet, yeni değildir. Aşağıdaki yazıda yer alan tesbit ve ikrar, onu isbatlamaktadır. 19 ve 20. Asrın milletçe muhakeme ve muhasebesini yapsaydık, bugünkü birtakım kayıplarla karşılaşmayabilirdik. Bu bakımdan dün kaleme alınmış bu görüşle benzerlerinden haberdar olmakta fayda var.
İşte “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” muharririnin dedikleri:
“Evvelki gece evimde telefon çaldı. Eski, Güreş Federasyonu üyesi Doktor Sâib Ali Toygarlı’nın sesi:
-Size bir hâtıramı anlatacağım. 1952 Olimpiyatları Helsinki’de idi. Bütün Amerikan spor ekipleri oraya gelir-gelmez, yanımda bulunan Eşref Şefik’i de, beni de hayrete düşüren şu manzarayı gördük. Otelimizin bahçesine çarçabuk bir portatif kilise kuruldu. Biz, pencereden seyrediyorduk. İstisnasız bütün Amerikan sporcuları, bu kilisede dantelli siyah kisvesini giymiş Amerikan rahibi ve zangoçla birlikte, dualarını okudular, dinî törenlerini yaptılar. Sonra, birer birer rahibin önünden geçerek mukaddes suya batırılmış sakızı ondan aldılar ve önünde rükûa vardılar. Eşref Şefik ve ben, Amerikan milletinin Olimpiyatlara seyyar bir kilise, rahip ve zangoç gönderecek ve bütün sporcuları duaya sevk edecek kadar dindar olmasının bu canlı tablosunu gözlerimizle gördük, şaştık ve kendi hesabımıza utandık.
Bu hâtırasını bana nakletmek lütfunda bulunan Sayın Toygarlı’ya teşekkür ederim. Dedi ki:
-Bir de kendim için çok hazin ve utandırıcı bir hatıramı anlatayım. Oğlum Almanya’ya gidecekti. Alman Konsoloshanesinde vizesini yaptırıyordu. Oradaki Alman kızı, bir fiş doldurmak için, oğluma lüzumlu bazı sualler sorduktan sonra:
-Dininiz nedir? diye sorar.
Oğlum:
-Müslümanım! cevabını verir.
-Mezhebiniz nedir? diye sorar.
Kemâl-i hicabla arz edeyim ki, oğlum bunun cevabını veremez. Okulların hiçbirinde din dersi almadığı için mezheb hakkında ve kendi mezhebi hakkında hiçbir fikri ve bilgisi yoktu. Ben de işlerimin çokluğundan ona lâzım geldiği kadar bu bilgiyi veremedim.
Alman kızı, oğlumun yüzüne dikkatle baktıktan sonra:
-Herhâlde “Hanefi” olacaksınız, der ve öylece kaydeder.
Sayın Toygarlı’nın bu iki hâtırası, bizdeki birçok din düşmanlarını hak yoluna getirmez. Çünkü onların hedefi lâiklik ve Atatürkçülük maskesi altında bu memleketi Sovyetleştirmektir. Fakat onların tesiri altında kalan bir sürü gaafil için, bu hâtıralar, uyandırıcı ve düşündürücü bir tesire sahiptir. Dindar Amerika ile çocuklarını din bilgi ve terbiyesinden mahrum eden Türkiye’nin bugünkü durumlarını karşılaştırsınlar, kâfi.”
Yukarıda belirttiğimiz gibi Peyami Safa’nın bu yazısı 1956 senesinde Milliyet gazetesinde intişar etmiştir. Hakikaten ibretlik. Papaz, sporcu, zangoç hikâyesi zaten açık ve net. Üstüne bir şey söylemek fazladan olur.
Bir babanın oğluna ve kendine dair hatıra ve ikrarı ise O’nun da dediği gibi “hazin ve utandırıcı.” Baba, 1956’da 50’li yaşlarda olmalı. Demek oluyor ki 1910’lar doğumlu. Oğlu ise 1935’lerde doğmalı. Bu bilgiler, kalem sahibinin ne demek istediğini anlatmaya yardımcı olur. Yerli-yersiz “Atatürk” diyerek bu isme “ahmak dost”luk yapanlara şunu hatırlatmadan geçemeyeceğiz: Peyami Safa, Atatürk’ün değil, Abdülhamid Hân’ın muhalifiydi. Ancak şiddetli bir antikomünisttir. “Lâiklik ve Atatürkçülük maskesi altında bu memleketi, Sovyetleştirme’’ tehlikesine dair verdiği haberin gerçekleşmesine 1960-1980 arası ramak kalmıştı. Bir neslin elden kayıp gitmesine dair dedikleri, basiretini göstermektedir.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
611331 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/611331.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT