BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

SAVAŞ, VİCDAN VE KALEM!

 
 
Muharebeler, dünya tarihinin önemli bir kısmını tutar. Kısa veya uzun sulh dönemleri olmuş, fakat savaşsız asırlar olmamıştır. Muharebeler bugün de var. Biz de esasında fiilen savaşın içindeyiz. Milletlerin kapışması, devrine göre değişik şekillerde cereyan eder. Kullanılan silahlar farklıdır. Çok eskiden yalnızca at, kılıç ve ok vardı. Sonra ateşli silahlar devri başladı. Uzunca bir zaman top, en mühim savaş silahıydı. Birinci Dünya Harbi’nde savaş sanatı tayyare ile tanıştı. Oradan jetlere geçildi. Şimdilerde İHA’lar ve SİHA’larla insansız savaş araçları devrede.
Savaşların çıkış sebepleri vardır. Her harp bir ihtilaftan çıkar. Çok kere birden fazla millet, ayrı saflarda muharebeye tutuşur. Nitekim bugün de onu yaşamaktayız. Asırlara hükmeden veya unutulup giden harpler vardır. İstanbul’un fethi, birincilerin başında gelir. Bir çağ kapanmış, bir sonraki çağ açılmıştır. Taarruz yani hücum edilen ve kazanılan ve böylece zaferle biten harpler vardır. Hücum edip mağlup olunan, harpler vardır. Zafer kadar kıymetli müdafaalar vardır. Plevne ve Çanakkale şanlı müdafaalar ve dolayısıyla zaferlerdir. Kutü’l amara, müdafaa içinde kazanılan zaferdir.
Savaşlarda orduların asker ve komutan listeleriyle silah dökümleri yazılır. Mevsimler önemlidir. Sarıkamış’ta asıl düşman kıştır. Çöllerde asıl düşman kızgın çöldür. Bazen salgın hastalıktır. Harbin sevk ve idaresi, onun en mühim tarafıdır. Üstün zekâ icap ettirir. Eratın, yani askerin başındaki komutana inanması şarttır. Erzak ve mühimmat ikmalinin aksamaması olmazsa olmaz mecburiyettir.
Bu saydıklarımız böylece uzayıp gidebilir. Cihat, dua, hücum, müdafaa, zafer, mağlubiyet, hezimet, facia, sulh, istiklal, vatan, tazminat, mütareke, komutan, şehid, kahraman, hain, gazi, yaralı, düşman, müttefik… Bu kelimelerin arkasında dağlar kadar malumat yer alır. Bundan dolayı yazımızın başlığını ‘’savaş, vicdan ve kalem’’ diye düşündük. Savaşlar, ister meydan muharebesi, isterse cephe savaşı olsun, yapılıp bitmiştir. Zamanı tersine çevirmek mümkün değildir.
Çanakkale Zaferi günlerindeyiz. Bize düşen, Bedir Harbi’nden Çanakkale’ye, oradan Bahar Kalkanı Harekâtı’na kadar bütün şehidlerimizi rahmet, gazilerimizi minnetle yâd etmek ve onlara layık olmamız için dua etmektir.
Harpler, geçmişte olmuş-bitmiş ve bugün de neticeleri değiştirilemediğine göre tarih okumanın, okutmanın, bilmenin faydası nedir? Cevabı sade. Tarih, laboratuvardır. İbretliktir. Derstir. Milletlerin hayatında dinî hayat ve tarih şuuru olmazsa yarınlara kalmaları zor olur. Din, tarih, edebiyat, güçlü hazine, büyük ordu geniş vatan, yüksek ideal ile millet ırmağı, sonsuza doğru akar. Çok önemli unsur, vicdanlı kalemlerin, tarihi namusuyla yazma mecburiyetidir. Tarihi bir yapanlar, bir de yazanlar vardır. Dalkavuklar, her alanda olduğu gibi tarihte de büyük zarar verirler.  
Çanakkale Harbi’nde “İtilaf Devletleri’’ ve “İttifak Devletleri’’ diye iki taraf vardır. Birinci tarafta, Osmanlı, Avusturya-Macaristan, İtalya, diğer tarafta Sömürgeleriyle birlikte Birleşik Krallık, Fransa, Rusya bulunuyordu. Harp, iki safhada yaşanmıştır. 19 Şubat-18 Mart arasında cereyan eden deniz harbi ve 25 Nisan 1915’den 9 Ocak 1916’ya cereyan eden kara harbidir. Her iki safhada da padişah, Sultan Reşad’dır. Padişah, başkumandandır. Başkumandan vekili, Enver Paşa’dır. Her iki safhada da o mübarek orduda bir çok komutan yer almıştır. Bunlardan bazıları paşadır. Cevad Paşa, 14. Kolordu Komutanıdır. Esad Paşa, 3. Kolordu Komutanıdır. Harbin kazanılmasında bütün bu ismi geçenlerin payları vardır. Veya şöyle denebilir. Çanakkale’de zafer değil de mağlubiyet yaşansaydı, bu mağlubiyet Sultan Reşad, Enver Paşa ile birlikte Cevad Çobanlı Paşa, Esad Paşa ve diğer kumandanlara yıkılırdı.
Vicdanlı tarihçi, herkesi yerli yerine oturtup doğruyu yazma dürüstlüğünü göstermelidir. Aksi hâlde okuyanları kandırmış olur. Düşman tarafının ölü ve yaralı sayısı da bizimkine yakın olan bir büyük ve dehşetli harbin kazanılmasını bir tek kişiye mal etmek doğru değildir. Kolağası yani “Yarbay Mustafa Kemal Bey’’, bu savaşta Eceâbâd Bölgesi komutanıdır. 57. Alaya komuta etmektedir. Alayın tamamı düşmana karşısında erimiştir. Bu harpte bizim tarafta bazıları çok yetkili Alman kumandanlar da vardır. Mustafa Kemal Bey, “Size ölmeyi vadediyorum” demiş midir? Demiş olsa bile bir alay Mehmetçiğin mahvı böylece mi olmuştur.  
1916 başında Çanakkale’den ters yüz ederek geri yolladığımız düşman, 13 Kasım 1918’de bu defa İngiltere, İtalya, Fransa, Yunanistan, İngiliz sömürgeleri Avustralya, Yeni Zelenda olarak tek kurşun atmadan aynı yoldan gelip payitahtı işgal etmiştir. Artık albay olan Mustafa Kemal, işgalden bir gün önce Suriye cephesinden İstanbul’a intikal edip sefaretler bölgesindeki Pera Palas oteline yerleşmiştir. İşgalciler, Lozan anlaşmasından sonra 6 Ekim 1923’te pazarlığın kazanan tarafı olarak yine tek kurşun atmadan İstanbul’dan ayrılmışlardır.
İlim adamı haysiyetiyle dürüstçe yazılmış tarih, yazıldığı zamana ve geleceğe hizmettir.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
612754 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/612754.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT