BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

BİN YILIN DERSİ!..

 
Tıp mütehassıslarının dediğine nazaran ‘’korona’’ adı verilen bu virüs, insan bedeninin 50 milyonda 1 büyüklüğündeymiş. İnsan, koronanın 50 milyon katı. Küçüklüğünü anlatmak için ‘’mini-minnacık’’ demek bile yetmez. Bir zerrecik büyüklüğündeki bir varlığın insanlığa nasıl bir ders verdiğini görmezden gelmek olmaz. Bu salgın, dünya tarihinde bir ilk olarak 7 kıta, 4 iklimde dünya nüfusunun tamamını etkiledi…
Başka memleketleri bir kenara bırakıp kendi memleketimiz üzerinden konuşalım:
Bu afet, bu millete ihmal ettiği, terk ettiği, unuttuğu ve fakat aslında milletimizi asırlara hükümran kılan, hâkim kılan haslet ve kıymetleri her birimize tek tek yeniden hatırlattı, onlara yeniden sarılma ihtiyacını duyurdu…
Akrabalık bağları can çekişiyordu; bir virüs darbesiyle insanlar, kendilerine gelerek kim olduklarını, yerden bitmediklerini, gökten düşmediklerini hatırlayarak akrabalarını aramaya başladılar. Komşuluk ise artık kabristan yolunda sapmıştı. Bu virüs çarpmasıyla insanlar “komşu komşunun külüne muhtaçtır’’ ata sözünün laf olsun diye söylenmediğini, anlayarak, kapı-bir komşuya bir ihtiyaçları olup olmadığını sormaya başladılar. Dostluk, çoktan menfaate mağlup olmuştu. Virüs, bu yüz kızartıcı hâli akla getirdi, dostlar aranmaya başlandı. İşçi ve işveren, neredeyse iki hasım cepheydi. Bu virüsün ikazıyla akıllar başa devşirildi “el, eli yıkar, el de döner yüzü yıkar’’ deyimini hatırlattı.
Vefa, nankörlük, bencillik, cimrilik, kibir, müsriflik, sözünde durmamak… gibi insana zarar veren kötülükler, geçmiş hiçbir asırda olmadığı kadar bu cemiyetin kanseri hâline gelmiş, her aidiyetten hemen herkes bunlara yakalanmıştı. Corona-19 onları âdeta kâbustan uyandırdı, sarstı ve nefs muhasebesine, kendini sorgulamaya mecbur bıraktı. Aydınlığı kendinden menkul bazıları, devleti âdeta zalim bir güç olarak telakki ediyor ve devlet olmasa hayatın daha güzel olacağını ya doğrudan veya dolaylı olarak yazıp konuşabiliyorlardı. Çaresizlik içinde görüldü ki devlet lazımmış, devlet paha biçilmez bir mirasmış, ‘’Allah, kimseyi devletsiz bırakmasın’’ sözü boşa söylenmemiş, “Allah, devlete-millete zeval vermesin sözü’’ yok yere edilmemiş.
Saydıklarımız misal kabilindendir.
Daha çoğaltılabilir.
Herkes ders almış mıdır?
Eğer; herkes ders alsaydı, şu kadar ikaza rağmen bir evde toplanıp kumar oynayan cahiller görülmezdi. Ancak büyük çoğunluk ders almıştır hüsni zannındayız. Elverir ki alınan ders kalıcı olsun. Âdet, üslup hayat tarzı, yaşama biçimi hâline gelsin, insanda merhamet, tevazu, cömertlik, fedakârlık, diğerkamlık, temiz ahlak….. gibi seçkin hasletler ağır bassın. .
Kısacası…
Selamı bile terk etmiştik,
Sevgi yanımız su almaya başlamıştı.
Teşekkür angarya olmuştu.
Hatır sorma sanki bir bağış yapmaydı.
Haramlara meydan okunuyordu.
Kısacası…
Yüksek duvarlarla çevrili olsalar da yanından geçtiğimiz kabristanlardan ibret almıyor, fâni dünyanın fâni misafiri olduğumuzu laf olsun kabilinden dile getiriyorduk. Ölüm unutulduğu gibi Allah ve Peygamber, işe geldiği kadar hatırlanıyor, namazlar, cumalar, oruçlar, elektrik, su faturası ödeme alışkanlığıyla yerine getiriliyordu.
Şimdi hatalardan dönülmeye başlandığını düşünüyoruz. Eğer; şu kadar vak’a ve haber de insana eşref-i mahlukat olduğunu hatırlatamıyorsa zaten diyecek bir şey kalmamış demektir.
Covid-19, bin yılın dersi oldu.
İnşallah, ilahi takdir, tekrarına hükmetmez.
Tekrarına hükmedilmemesi,
bize,
insana
bağlı…
 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
613176 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/613176.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT