BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

DELİ BALTA

İsveç’te yaşayan Gülüşken ailesinin kızı Leyla, ekrandan duygularını paylaşırken eminiz ki çok yüksek bir ekseriyet devletiyle iftihar, etmiştir…
Leyla’nın pazar günkü o konuşması, TRT Haber üzerinden gündüz olmuştu. Hâdiseyi, o sırada ailece içine düştükleri çâresizliği ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ânında devreye girmesini anlatıyordu. "İşlerin bu kadar sür’atle gelişeceğini tahmin etmemiştim" dedikten sonra devletiyle övünüyor ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya "Allah bin kere râzı olsun!" diye dua ediyordu.
Babası Ankara’ya geldikten sonra ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, Leyla’yı aradı. Cumhurbaşkanı’nın hadiseyi ele alış şeklini ekrandan takip edenlerden birçok kimse, bu defa yalnızca devletiyle iftihar etmemiş, gayriihtiyari olarak gözleri de buğulanmıştır diye düşünüyoruz. Sn. Erdoğan, genç kızın teşekkür ve duaları için "estağfirullah, vazifemizi yaptık, buna mecburuz!" diye cevap veriyordu. Bu konuşmalardan önce de Sn. Koca, Leyla Gülüşken’e sosyal medyadan mesaj göndererek "yettik!" gözü pekliği ile O’nu ve ailesini ayakta tutma mâneviyatını kazandırma peşindeydi.
Artık mes’eleyi bilmeye kalmamıştır belki ama iki cümleyle tekrarlarsak şudur:
Emrullah Gülüşken, ailesiyle beraber İsveç’te ikamet etmektedir. Yüksek ihtimalle, bu aile aynı zamanda İsveç vatandaşıdır. Öyle de olsa belli ki "öteki"dir. 47 yaşındaki baba Gülüşken kalb hastasıyken Covid-19’dan da şüphelenerek hastaneye gider, evet şüphe doğrudur, teşhis "pozitif" çıkmıştır. Bunun üzerine yapılması gereken nedir? Hastayı derhâl yatırarak tecrit etmek. Fakat hayır, kişi başına gelir seviyesi zirvede olan, edebiyattan kimyaya… vs. kadar birçok dalda ödül dağıtan bu devlette çifte hastalık taşıyan o "insan" hiçbir müdahale yapılmayarak evlerine yollanır. Aile şaşkındır! Bunun üzerine Emrullah Gülüşken’in kızları Samira ve Leyla, sosyal medyadan imdat isterler. Bu medyanın iyi yürekli insanları, ses verirler. Koca gönüllü Bakan, hemen aileye sahip çıkar ve bahsettiğimiz mesajı yazar. Uçağımız sabah 06.00’da hareket etmiştir. İşte bu yapılan, o seçkin eseri Güzelce Hisar kalesi, Boğaz’ın kenarında kötü bir Menderes mirası olarak hâlâ yıkık ve hâlâ içinden yol geçen Yıldırım Bâyezıd Han’ın Niğbolu önünde gecenin sessizliği delen "yettim Bre Doğan" haykırışının yiğitlik mirasıdır.
Sonrası malum, ambulans uçağımız; bir vatandaşımızı ecdadın deyişiyle "elin gâvurunun insafına terk etmeyerek" Emrullah Bey’i dört çocuğuyla birlikte alıp getirmiş ve hekimlerimizin ihtimamına teslim edilmiştir.
Başbakan Olef Palme’yi öldürmüş olmalarına rağmen PKK’ya sahip çıkma ayıbı hep üstlerindeydi. Demek ki o ayıp yetmedi İsveç, bu ayıbı da işledi. Artık medenilikten dem vurmaya hakkı yoktur. İhmal yoluyla cinayete teşebbüs suçu sanığı bu devletin vermiş olduğu ödülü, bakalım iki ödül sahibi Türk’ten hangisi iade eder?
Bize yani bizim cemiyetimize gelince iki hakikati düşündük. Biri çocuğu büyüdüğünde "Amerikan vatandaşı olmanın nimetlerini yaşasın" diye bazı zengin Türk vatandaşı karı-kocaların doğuma yakın kalkıp ABD’ye gitmeleri ve çuval dolusu dolar harcayarak doğumu orada gerçekleştirmelerdir. Bu bir ayıp, milletine hakaret ve görgüsüzlüktür. Ancak bir taraf daha var. Amerika, birine vatandaşlık verdiğinde şunu demektedir:
-Bundan böyle Amerikan devletinin teminatı altındasın. Dünyanın neresinde olursa olsun başına bir hâl geldiğinde sefaret veya konsolosluğumuzu aradığında sana derhâl sahip çıkılacaktır?
Şimdiden sonra dünyanın neresinde olursa olsun hiçbir Türk vatandaşı, kendini sahipsiz hissetmeyecektir. Nitekim bulundukları ülkeyi terk ederek buraya gelmek isteyen 60 binin üzerinde vatandaşımız alınıp getirildi. Bu çalışma devam etmekte. Bunun adı büyük devlet olmaktır. Bir bu taraf var. Bir de kök gerçeği, maya hakikati:
Bu milletin özünde elbette atalarından gelen azim, cömertlik ve yiğitlik hasletleri vardır. Cennetmekân Yıldırım Bayezid Han hatırlatmasını boşa yapmadık. Fakat o kadar değil. Şimdi sözünü edeceğimiz vak’a, bugün niçin böyle hareket ettiğimizi aydınlatan sebeptir. Hafızalarda olmalı. On yıl kadar evvel Endonezya’da çok şiddetli sel ve tayfun felaketi olmuştu. Bu kardeş devlete yardım etmiştik. Fakat Açe muhtar/özerk bölgesiyle daha fazla meşgul olmuştuk.
Niçin?
Sebebini 80’li Yıllarda Türkiye Çocuk dergisinin ilâvesi "Deli Balta"da şu sıralar geçirdiği mide kanamasıyla hasta yatağında olan Gürbüz Azak ağabey yazıp-çizmişti. Hollandalılar, Avrupa’dan kalkıp Açe’ye kadar giderek bu naif insanlara zulme başlarlar. Bunun üzerine Açe Sultanı, Halife-i Müslimin’e bir elçi yollar. Muhteşem Hükümdar cennet mekân Kanuni Sultan Süleyman Hân, elçinin getirdiği mektubu dinleyince hiddetlenir ve derhâl emir verir:
-Tiz Açe Sultanlığı’ndaki karındaşlarımıza imdad edile!
Bugün, o yüksek ruhun geri dönüşü söz konusudur.
İyi ki delilerimiz, ‘Deli Balta’larımzı var:
15 Temmuz ihanet gecesinde torunlarına varıncaya kadar ailesini yanına alıp Marmaris’te uçağa binerek bombalara rağmen Yeşilköy’e inmeye akıllı olmak engel olurdu. Akıllı olan gidip belediye başkanının evinde kahve içip televizyonda maç seyreder gibi darbe seyrederdi!..
Sevgili Peygamberimiz -aleyhisselam- şöyle buyurmaktalar:
-Mü’mine deli denmedikçe îmânı kemâle ermez!.
Bir başına gece yarısı muhasara altındaki Niğbolu kal’asına at koşturan Yıldırım’ın yaptığı delilik değil miydi? Elinde değildi; ne yapsın adı "Yıldırım"dı. Bugün uçak koşturanın da elinde değil; ne yapsın adı "Er-doğan"...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
613352 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/613352.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT