BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

ANKARA NE DER!..

 
 II. Cihan Harbi sonrasında 1945-1980 arası, insanlık tarihinin en yoğun düşmanlık, kin ve öfke dönemini teşkil eder. Vahşi Batı, en ileri silah sanayiine ulaşmıştı. Bu döneme "Soğuk Savaş" dendi.
"Harb-i Umumî" adlı I. Cihan Harbi’nden kalan hesaplar, II. Cihan Harbi’yle görülmek istenmiş, yaşanan zafer ve mağlubiyetlerle bu harbe son verilince de devreye, bencilleştirilmiş BM, Avrupa Konseyi, NATO, AB gibi kurumlar, ideolojiler ve ideoloji ihraç eden devletler girmişti. Soğuk Savaş döneminde daha evvel hiç şahit olunmadığı ölçüde casuslar, ajanlar, istihbaratlar faaliyeti yaşandı. I. Dünya Harbi, imparatorluklarla Hanedanlıkların tasfiye dönemidir. Büyük Britanya yahut gerçek ismiyle İngiltere bu tasfiyenin dışında kalmıştı. Şundan ki Hindistan’dan başlayarak yıka yıka gelen kasırganın üst aklı, uygulayıcısı ve yeniden kurucusu Londra’dır. İngiltere, istisnaydı; diğer istisna ise Japonya’dır. Japon İmparatorluğu ilk dünya savaşında yerini muhafaza edebilmiş, fakat II. Dünya Harbi’nde aldığı atom darbeleri belini kırmıştı.
Rusya, I. Cihan Harbi ile Çarlık İmparatorluğunu kaybederken eş zamanlı olarak kapitalizme karşı komünist rejime geçmiş ve Çarlık İmparatorluğunun kıyafetini yenileyerek göğsünde orak-çekiçle yoluna devam etmişti. Süratle çevreye ideoloji yayıyordu. Bu ideolojik yayılmacılık, Batı başkentleri için Moskova’yı düşman hâline getirdi.
Türkiye, müttefiki Almanya mağlup olduğu için I. Dünya Harbi’nin mağlup devletlerinden sayılmıştı. Hem I. ve hem de II. Dünya Harbi’nde âdeta felç olan ve üstelik II. Dünya Harbi’nde işgal yaşayan ve Nazi lekesi alan Almanya, sadece çeyrek asır sonra derlenip toparlandı ve yeniden dünya liginde yerini aldı. Japonya da yine çeyrek asır sonra aynı başarıyı göstererek dünya ligine çıktı. Hatta bir Japon efsanesi doğdu.
Osmanlı İmparatorluğunu kaybeden Türkiye’nin yeniden toparlanıp dünya ligine çıkabilmesi, Cihan Devleti’ni yitirmesinin üzerinden bir asır geçtikten sonra mümkün olabilecektir. Türkiye’nin kendine geç gelmesiyle Sovyet İmparatorluğunun kısa ömürlü olmasının birçok sebeplerinden biri şudur. Rusya ideolojik iddiasını silah yatırımı ve ordu ile ayakta tutmaya çalışmıştı. Türkiye ise Sovyet tehdidine karşı kıt imkânlarını birinci kalem bütçe harcaması olarak savunmaya dolayısıyla asker ve silaha yatırmış bu da ister istemez yürüyüşünü ağırlaştırmıştır. Almaya ve Japonya ise cezalı oldukları için ordu kuramıyorlardı.
Devlet-i Âli Osman’ın kendi asrında geriye düşmesinin esas sebeplerinden biri sanayi inkılabını yakalayamamasıdır. Bu hatayı SSCB de tekrarladı. Sovyet Rusya, elindeki hantal silahları yenileyemedi. İdeolojik katılıklardan kurtulamadı. 1989/90’larda dağılarak süper güç tahtını tamamen ABD’ye bıraktı. Çin ise ideolojide komünizmi muhafaza ederken ticarette pazar ekonomisine geçerek kendini aşabilmişti. Buna mukabil rakipsiz kalan Washington, Afganistan’da SSCB işgal hatasını tekrarladı. Orada da kalmadı; hatalarını, Irak ve Suriye’de devam ettirdi. Bunların yanı sıra bir de arka arkaya zayıf başkanlar seçti. Bu hatalarla Beyaz Saray, Kremlin’e yeniden süper güç olma fırsatını sundu. ABD, tek kutuplu dünyayı taşıyamamıştı. Yavuz Sultan Selim Han, haritaya bakarken "Dünya, iki padişaha az gelir!" derken aynı dünya, Amerikan Başkanlarına çok gelmişti.
Müesseseler ve ideolojiler kısmında da yeni şeyler oluyordu. Kızıl komünizm bitmişti. Çin’deki sarı komünizm ise mutasyona uğramıştı. Beri yanda vahşi kapitalizm, demokrasi perdesi, insan hakları cilası ve liberalizm aşısı ile milyarları meşgul ederken vahşetinden bir şey kaybetmiyordu. Buna mukabil BM adaletsizliğin sembolü olmuş ve eskimişti, AK, AB ile ikinci plana düşmüş, NATO’nun varlık sebebi, soğuk savaştan sonra sorgulanır olmuştu. Bir farkla ki Kızılordu, değişik ülkelerde sahneye çıkıp müzik icra ederken NATO da ucundan kıyısından Türkiye ve Mısır gibi ülkelerde darbe destekçisi oluyordu. Şimdilerde eskiyen sadece BM değildir; AB de eskime, hatta uzun vadede dağılma yolundadır. İngiltere, AB’yi terk etti. Onun terkiyle Paris ve Berlin, birlik liderliği sürtüşmesindedir. Bunları BM’deki kırılmalar takip edebilir.
Şu resmettiğimiz manzarada güç odakları farklılaşmıştır. Washington, Moskova, Pekin, Berlin, Paris ve Londra… için artık göz ardı edilmesi gayrı mümkün olan bir merkez daha vardır. Bu merkez Ankara’dır, Türkiye’dir. Türkiye, vaktiyle harplerden başını kaldırıp sanayi inkılabını yapamamıştı. Fakat o inkılaptan iki asır kadar sonra elektronik, dijital, internet devrimini yakaladı. Başkalarının ardından da gitmiyor. Öncülük yapıyor.
Bundan böyle Ankara, güç merkezidir.
AB liderler toplantısında alınan kararlarda, liderlerin millî meclislerinde yaptıkları konuşmalarda Türkiye’nin önemine dair konuşmaları, bazıları için şaşırtıcı gelmiştir. Kimse şaşırmasın. Kendi şahsiyetli siyasetimizi icra edeceğiz.
Medeniyet Nöbetini Devralma Hazırlığındayız.
Dünya devlet ve liderleri bunun farkındadır.
Büyük Türkiye’nin yerini almasıyla adalet geri gelecektir.
Seneler ve senesi insafı olan dünya ne demişti:
-Osmanlı gitti, adalet bitti!..
Bizim olduğumuz yerde zulüm olmayacaktır.
Bunu yapmaya mecbur ve mahkûmuz…
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
618199 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/618199.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT