BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

AYM

Anayasa Mahkemesi, hemen bütün ileri devletlerde mevcuttur. Bizim mevzuatımıza girmesi ise talihsiz bir vesileyle oldu. AYM’nin Türk hukuk hayatında yer alması 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra cuntanın yaptırdığı ’61 Anayasası ile olmuştur…
Bu mahkemenin hayatımıza katılması vatandaşa verilen değerden dolayı değildi. ‘Tek Parti Zihniyeti’nin çok yönlü uzantılarıyla darbe yapılmış, 10 yıllık DP-Demokrat Parti iktidarı devrilmiş, DP feshedilmiş, Başvekil Adnan Menderes ve iki bakan idam edilmişti ama onlara göre bu millete itimat edilemezdi. DP’nin devamı olarak gördükleri bir partiye yarın yine rey vererek onu iktidar yapabilirlerdi. Bu tehlikenin yok olması lâzımdı. Bunu yapacak AYM idi. Adı geçen mahkemeye bu memuriyet yüklenmişti.
O yıllarda kaç iktidar devrinde AYM sanki ‘Tek Parti Zihniyeti’nin sadık kadrosu gibi çalışmıştı. Bundan dolayıdır ki devrin bu yüksek mahkemesi arkası kesilmedik şekilde çok tartışıldı. O AYM ile bugünkü Anayasa Mahkemesinin alâkası yoktur. Benzerlik, aynı kurum ve aynı isim sahibi olmaktadır. Müessese, geçen zaman içinde Anayasa tadilatlarında çok değişikliklere uğradı. Ama buna rağmen AYM sık sık gündem konusu olmaktadır. İçinde bulunduğumuz günlerde yeniden gündemin üst sıralarındadır:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, HDP’nin Kapatılması için AYM’ye dâvâ açtı. Mahkeme, Başsavcılığın iddianamesini kabul ettikten sonra bir raportöre havale etti. Raportör, Anayasanın, bir siyasi partinin kapatılması için 68 ve 69. Maddelerinde aradığı "suç odağı olma" şartını yeterince işlemediği ve bazı maddî hataların bulunduğu yönünde mütalaa vererek iddianameyi AYM Başkanlığına arz etti. Ortalık da bundan sonra alevlendi.
Maddî hatalara diyecek bir şey yoktur. Ancak "suç odağı olma hâli"nin tam işlenmediği indi bir görüştür. Hacminden de bellidir ki iddianame, çok uzun bir zamanda tanzim edilmiştir. Her yazılı metinde olduğu gibi iddianamelerde de maddi hatalar işlenebilir. Bunu ya tashih etmesi için mahkeme savcıya iade eder veya savcı yanlışını fark edince iddianamesini geri çekip düzeltmeyi yapar.
Burada da esas bu olmakla birlikte bize göre usul cihetinden yanlış yapılmıştır. İddianame AYM üyeleri tarafından okunabilirdi. Bunun yerine raportöre verilmiştir. Muhakkak ki böyle bir uygulamanın dayanak veya geleneği vardır. Lakin ortaya çıkan manzara kargaşaya yol açmıştır. Parti kapatmak gibi çok ağırlaştırılmış bir davaya dair kalın bir kitap çapındaki bir iddianame raportör tarafından kısa sürede nasıl inceden inceye okunup hata ve eksikler bulunmuştur?
Bir diğer husus; raportörün mütalaası neden aleniyet kazanmıştır. Ortaya çıkan manzarada raportör, savcıdan daha üst bir mevkie yükselmiş ve onun itham ve hükümleri, doğru kabul edilmiş veya bu intiba doğmuştur. Mahkeme üyeleri iddianame kendilerine gelince pekâlâ okuyup hakikaten raportör gibi düşünüyorlarsa iddianame Başsavcıya bir yazıyla iade edilebilir, o da gereğini yapardı.
Başsavcının ve Savcılık makamının bu olayda rencide olmadığı söylenemez. İadenin davanın tamamını gölgelemeyeceği de söylenemez. Suç odağı olma noktasındaki raportör iddiası, davalı tarafa destek kazandırmıştır.
Bugün böyle bir vak’a yaşandı. Yarın da yaşanabilir. Sadece AYM’nin değil bütün mahkemelerin bu raportör ve bilirkişi kolaylığından çıkarılması gerekir. Elbette teknik ve yalnızca ehlinin bildiği konularda raportör yahut bilirkişiden istifade edilecektir. Aksi mümkün olamaz. Ancak burada öyle bir teknik mecburiyet yoktu. AYM mevzuatı, izin verse bile kullanılmayıp savcılıkla mahkemenin çok farklı iklimlerde olamamaları daha yerinde olurdu. Yeni bir anayasa yapılabilirse bu mes’ele ve mes’elelerin de yeniden kurulması isabetli olacaktır. AYM’nin lağvı vs. olmaz. Bu yüksek mahkeme hukuk devleti için çok ehemmiyetlidir. Kuvvetler ayrılığının önemli bir unsurudur. Son hukuk kaynağından faydalanarak yeniden îmâl ve inşâ edilmelidir.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
618299 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/618299.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT