BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

BİLDİRİ DEĞİL MUHTIRA!..

Silahlı askerlerin İstanbul ve Ankara radyolarını kuşatıp darbecilerin içeride mikrofondan bildiri okuduğu, caddelerde tankların dolaştığı ve Hasan Mutlucan’ın "Yine de şahlanıyor amman kolbaşının kıır atı!!!" diye gürlediği darbe günlerinde değiliz. TV’lere hâkim olarak darbe yapılma günleri bile arkada kaldı. O yolla darbe yapmanın son denemesi 15 Temmuz’du. Görülüyor ki darbecilikte Sosyal Medya Dönemine geçilmiş bulunuyor. "Matbuat-ı içtimaiyye" ile ilk darbe teşebbüsünü 4 Nisan 2021 gecesi saat 03’te 104 Amiral başlattı. Örtülü bir dil kullanılan fakat satır aralarında tehdit unsurları taşıyan metinde "bildiri" ifadesi geçmediği hâlde mahiyetinden dolayı ona "Montrö Bildirisi" denir oldu.
"Yüce Türk Milletine" Başlığı taşıyan metin, Genelkurmay Başkanı, Millî Savunma Bakanı, TBMM Başkanı veya Cumhurbaşkanı’nı muhatap alsaydı "bildiri değil" "muhtıra" denirdi. Buna rağmen yapılan, doğrudan millî iradeyi muhatap alıp zikrettiğimiz mercileri yok saymakla, nâmevcut addetmekle aslında bir beyanname, bildiri değil, ihtardır; darbeye dâvetiye çıkaran "muhtıra"dır. 1960’tan bu yana her türlü darbe dönemini görmüş, hukuk tahsil etmiş, 1970 ortalarından beri basında, 1990’ların başından beri ekranda olan bir insan tecrübesiyle bu tespitleri yapmaktayız…
Diğer vatandaşlar gibi 4 yahut 14 veya 104 emekli asker, gündemdeki bir veya daha fazla mevzua dair görüşlerini yazılı veya sözlü olarak açıklama hakkına sahiptirler. Şu var ki bir hak kullanılırken onun zamanlaması ve bilhassa muhtevası çok dikkate değerdir. Ülke menfaatine olarak söylenecek bir söz, pekâlâ makul bir saatte dile getirilirdi. Burada ise Sosyal Medya gece 03’te yeni bir darbe mecraı olarak kullanılmıştır. Bilindiği gibi 03 suları darbecilerin vaktidir. 15 Temmuz da bu saate kurgulanmıştı. Fakat mecbur kaldıkları için erkene çektiler ve kaybettiler.
Muhtevaya gelince burada bazı iddialar vardır:
Kanal İstanbul ile birlikte Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden çıkılmasının tartışıldığı ve Anayasanın başlangıcında yer alan değişmez maddelerin tehlikede olduğu, TSK’ya personel alımında esastan kopulduğu iddia edilmektedir…
İddia sahibi mütekait zevata göre Karadeniz bir "barış gölü"dür. Bu sulhü, Montrö’ye borçluyuz. Bu sebeple "Montreux"den ayrılmak felâkete yol açar.
Evvela şunu ifade edelim:
Kırım, Rus işgali altındayken, Ukrayna, her ân Rus işgali tehdidi yaşarken, Rusya canının istediği vakit Gürcistan’ı şekillendirirken, ABD ve NATO, Bulgaristan’ın Karadeniz kıyılarına hükmederken, daha kısa bir süre önce bu denizde Rusya’ya gözdağı için NATO tatbikatı yapılmışken barış gölünden söz etmek neyin nesidir?
İkinci husus:
Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 1936 yılında 20 yıl müddetle akdedilmişti. Taraf devletler, bu müddet dolduktan sonra diğer imzacı devletlere fesih ihbarnamesi gönderme hakkına sahiptirler. Şu gün Türkiye Cumhuriyetinin böyle bir niyeti yok ama olsa bile bu niyet ve amel öbür devletler gibi bizim için de gayrimeşru olmaz, bir hakkını kullanmış oluruz. Kaldı ki gündemde bir Montrö tartışması da mevcut değildir. Olan şundan ibarettir: Ankara, Avrupa Konseyi Sözleşmesinden çekilip de bu konu konuşulmaya başlandığında Meclis Başkanı Sn. Mustafa Şentop verdiği mülakatta kendisine yöneltilen "Türkiye Montrö’den de çıkar mı?" sualine yukarıda izah ettiğimiz çerçevede hukuken mümkün olduğunu söylemiş fakat bahsi geçen mukavelenin ismini bile telaffuz etmemiştir.
Anayasanın değiştirilemez maddelerine dair de gündemde bir mesele yoktur. Karadeniz’in barış gölü olduğu iddiası gibi bu da hayal mahsulüdür. Ancak bunlar, metne belli ki bir maksatla ve gözdağı verme kastıyla yazılmıştır. Bilindiği gibi Cumhur İttifakı, 2023’e giderken nihayet 1982 Darbe Anayasasını topyekûn ortadan kaldırarak millete dayalı yeni ve sivil bir anayasa yapma yoluna koyulmuştur. Anlaşılıyor ki yapılmak istenen, sivil anayasayı engellemektir!..
Diğer konu ise "Harp Akademileri’ne Giriş Yönetmeliği"nde gerçekleştirilen düzeltmeye karşı gelinmesidir. Düne kadar "irtica" diye soyut bir kavram üzerinden hareketle bu akademilere girmeyi hak eden adayların kaydına mâni olunuyordu. Vaki değişiklikle böylesi-tutar yanı olmayan bir kelime üzerinden değil, güvenlik tahkikatı esas alınarak aday, kabul edilecek veya edilmeyecektir.
Görüldüğü gibi bu çirkin çıkış, 2013’teki Gezi Hareketini hatırlatmaktadır. O gün çevrecilik denmiş fakat bir süre sonra “Yavuz Sultan Selim Köprüsü, İstanbul Havalimanı, Taksim Camii’ni yapmaktan vazgeçin!" gibi taleplere dönmüştü. Zaten çevrecilik kılıf, maksat ise buydu. O hareket, 15 Temmuz’la noktalandı. Bugün de İstanbul Kanalı yapılmasın, Montrö ağza alınmasın, sivil anayasa gelmesin, asker sadece Tek Parti Zihniyetinde yetişsin isteniyor.
Türkiye’de yarım asırdır Amerikan düşmanlığı bahanesiyle Rus ve Çin dostluğu yaşayanlar vardır. Onlara göre istikbal Avrasya’dadır. Bundan dolayı Moskova ve Pekin’in tercihlerini esas alırlar. Bugün Moskova, yalnızca "İstanbul Kanalı"ndan değil, Ankara’nın Rusya’nın Kırım’ı ilhak ve işgal etmesini kabul etmemesinden ve Ukrayna ile yakın dostluk içinde bulunmasından da rahatsızdır. Pekin de Ankara’nın Şarki Türkistan için arada bir bile olsa Çin’i insafa dâvet eden sözlerini hazmedemiyor.
Bu 104 amiralin bazısı saf olabilir. Bazısı ise muhakkak bu merkezlerle şu veya bu şekilde fikir birliği içindedir. Ortada sıradan bir düşünce hürriyeti kullanımı yoktur. Bir plan vardır. Bir kısım muhalefetin bunu görmemeleri kendi adlarına hayıflanılacak bir neticedir.
TSK, FETÖ’den temizlenirken başka yerlere saha açılmasına fırsat vermemelidir.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
618345 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/618345.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT