BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

TAKSİM, TÂÇLANDI

Taksim Camiî’nin yapılmasıyla "Pera"nın -diğer İstanbul semtleriyle kıyas edilirse- "mâbedsiz şehir" olmaktan çıkıp millîleşme süreci gerçekleşmiş olmakta…
İstanbullunun "İstanbul tarifi" şöyledir:
-Nefsi İstanbul, Eyüb, Galata, Üsküdar:
Nefsi İstanbul, suriçi yani Fatih Sultan kazasıdır. Galata, Bizans zamanında Ceneviz idaresinde muhtar; otonom idareye sahipti. Fatih Sultan Mehmed Hân, Zağanos Paşa eliyle bu bölgeyi sulhen teslim alınca gayrı müslim ahaliyle "Galata Zımmîler Ahidnamesi" akdedildi. Bu liman ve ticaret beldesine dokunulmadı. "Zımmî" İslâm idaresi altında yaşayan diğer din mensuplarına denir, "ahid" sözleşme. 
Ceddimiz Türklerin, sonradan "Beyoğlu" diyecekleri Pera ise Galata’nın şimalinde bağlık, bahçelik bir mıntıkadır. Tanzimat’tan sonra, burası yukarıdan Mecidiyeköyü, Şişli, Osmanbey, Nişantaşı, Teşvikiye, Harbiye… diye iskânlaşır. Garblılaşma, alafrangalaşma dönemidir. Bu koca iklimde Teşvikiye Camii, Topçu Kışlası Camiî ve bilâhare adına "İstiklâl Caddesi" diyeceğimiz Cadde-i Kebîr’de Ağa Camiî vardır. Kuzeyden-güneye aynı istikamet üzerinde dizilmiş olan bu üç mâbedden Topçu Kışlası Câmiî ,Tek Parti Zihniyeti tarafından yıkıldı. Yerinde şimdilerde "Gezi Parkı" denen Millet Bahçesi açıldı. Artık Peyami Safa’nın tarif ve romanlaştırmasıyla "Fatih-Harbiye" veya yerli ve oryantalist, şarkiyatçı anlayışın fazlaca hissedildiği bir zaman akışına geçilmiştir. Bu zamanda sözünü ettiğimiz yıkımla Pera bölgesi, yükselen onca kiliseye karşılık kubbe, minare ve ezan zaviyesinden iyiden iyiye fukaralaşmıştır. Bundan doyalı mıdır bilinmez ama Nazım Hikmet, Ağa Câmiî için şiir yazmaktan kendini alamaz. Şair, on beyitlik şiirinin ilk iki beytinde şöyle der:
Havsalam almıyordu bu hazin hâli önce
Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce
 
Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;
Allahımın ismini daha çok candan andım
 
Yahya Kemal Beyatlı, o muhteşem "Süleymaniye’de Bayram Sabahı" şiirini, üstad şairin Heybeliada Deniz Lisesi’nden talebesi Nazım Hikmet Ran da "Ağa Camii" şiirini yazmışlardı.
Değişen İstanbul’da Beyoğlu, değerlenmiş, Taksim önem kazanmış fakat Osman Yüksel Serdengeçti’nin erken Ankara hakkında kullandığı "Mâbedsiz Şehir" taşlaması Taksim ve çevresinde de aynen yaşanır olmuştu. Ankara, Turgut Özal döneminden başlayıp Recep Tayyip Erdoğan döneminde de devam eden telafi çalışmalarıyla o ayıptan kurtuldu. Artık Taksim de kavuştuğu câmiî şerifle bu ayıptan kurtulmuştur. Bu anlamda Ankara ile İstanbul arasında şu fark yaşandı. Başkentte câmi eksikliği tespit edilen yere o ihtiyaç bina edildi. Kimseden bir itiraz sesi gelmedi.
Taksim’e gelince…
Taksim’de cami yapılması fikri ilk defa 1980 başlarında tarafımızdan ortaya atıldı. Fikrimize Türkiye gazetesi sahip çıkıp çokça ve ısrarla haber yaptı. Biz, mevzua dair bir hayli yazı kaleme aldık, radyo ve TV konuşmaları yaptık. Bu konuda yazdığımız makaleler, âdeta Taksim Câmiî’nin tarihçesidir. Biz "Taksim Camiî" teklifini yaparken 1950 başlarında bu maksatla bir dernek kurulmuş olduğunu bilmiyorduk. Daha sonra o dosyayı bulacaktık. Dernek kurulmuş fakat cami gerçekleşememiş, zamanla da kapanıp gitmişti. Vaki Taksim Camiî teklifimiz, dinî hisleri sağlam iktidarlar tarafından benimsendi. Kemalistler, laikçiler, oryantalist anlayışlılar tarafındansa şiddet ötesi bir şiddetle muhalefet gördü. "Taksim’e atom bombası atalım" deseydik ancak bu kadar öfkeye yol açardı. İşin garibi bu muhalefet edenlerin içinde devrin ANAP’lı İBB Başkanı da vardı. Taksim Camiî’ne dair yazdığımız yazılardan ikisi mezkûr başkanın dediğine dairdir.
Tek Parti Zihniyeti, bu ülkede asra yakındır yapılan her kalıcı, hayrlı ve faydalı teklif ve teşebbüse karşı çıktı. Ezanın asli hâline çevrilmesi, Vatan Caddesi, Şehidler Köprüsü, Fatih Sultan Mehmed Köprüsü, Taksim Camiî, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, İstanbul Havalimanı, Kanal İstanbul… hatırlayabildiklerimiz.
ANAP’lı başkan gibi bugünkü CHP’li İBB Başkanı da "ya kanal, ya İstanbul!" diye sert bir söylemle İstanbul kanalının yapılmasına karşı gelmekte, o zihniyetin bazı mensupları da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sonunun Menderes’e benzeyeceğini söylemekte veya iktidar olduklarında O’nu vatana ihanetten yargılayacaklarını söylemekteler. Eğer CHP tarihiyle yüzleşip, bu mantık ve bu zihniyet taassubundan kurtulmazsa ancak balık kavağa çıktığında iktidar olur.
Politikacısı, medyacısı vs. ile mezkûr zihniyetin en son muhalefeti, MHP’nin Anayasa taslağında teklif ettiği bir cümleye dairdir. Taslak dibâcesine, girişine şu düsturla başlanmakta:
-Allah’ın lütfu, kardeşlik ruhu ve vatan sevgisiyle varlık bulmuş biz Türk Milleti…
Şimdi köpür köpür köpürülmekte; laiklik ilkesi olan bir anayasada nasıl olur da "Allah" denir? gibi lakırdılar edilmekte. Niçin denmesin? Yeniden mi "Allah" demeyi yasaklayacaksınız? Cumhur İttifakı, bu berceste cümleden asla taviz vermemelidir…
Taksim Camiî Şerîfi, İstanbul’a, milletimize ve Müslümanlara hayrlı olsun. Taksim’de şimdi sanki billurdan bir bir âbide yahut avize yükselmekte. Üstelik bu eser İranî veya modernlik adına absürd mimari de değil, Sinanî Mimarimizde…
Açılışın fazla tehir edilmeden sembolik bir hey’et ve cemaatle 29 Mayıs’ın bir öncesi 28 Mayıs Cuma günü ve 29 Mayıs Cumartesi günü ve her hal-ü kârda saat 14.53’te yapılmasını tavsiye ederiz…
Ayasofya ve Taksim Câmii’lerinden sonra sırada şunlar var:
-Taksim Topçu Kışlası ve Camiî,
-Karaköy’ün merkezinde iken yok edilen tarihî Karaköy Camiî,
-Anadolu Hisarı’nın ortasından geçen taşıt trafiğinin kaldırılması. "Güzelce Hisar" da denen Yıldırım Bayezıd Han hatırası bu güzide eser, aslına döndürülmelidir.
-Kötü bir restorasyonla özünden koparılmış Ağa Camiî’nin eski minber, mihrab ve vaaz kürsüsünün tekrar yerlerine konması ve bu sakil hâlin ortadan kaldırılarak mabedin eski şekline döndürülmesi…
Ve…
Fatih’teki eski Darüşşafaka Lisesinin SULTAN ABDÜLAZİZ HAN ÜNİVERSİTESİ yapılması.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
618822 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/618822.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT