BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

TARAFSIZ BAŞKAN

Şu gün itibarıyla siyasi tezler ikiye ayrılmış bulunmaktadır:
Muktedir görüş, yeni bir sisteme geçildiğini; "Cumhurbaşkanlığı Sistemi" denen bu nizâmın, yapılması kat’i şekilde zaruret olan yeni anayasada müesseseleşeceğini dile getirmektedir. Muhalif görüşse, anlaşma imkânı olmadığından darbe ürünü bile olsa mevcut anayasada kalınmasını fakat "iyileştirme" ve "güçlendirme" yapılarak "Parlamenter Sistem"e rücû edilmesini -ısrarla- ifade etmektedir.
Bu ikinci teze dair tek müşahhas teklifi İYİ Parti yaptı. Burada "kuvvetler ayrılığı" gibi kayıtsız kalınmayacak daha başka görüşler olsa da asıl nirengi noktası "tarafsız cumhurbaşkanı" konusudur. Bu, diğer muhalif partilerin de ana fikridir.
1876’dan bu yana gündemimizde olan bu tarafsızlık mes’elesi üzerine "îmâl-i fikr" edelim; görüş geliştirelim:
Malûmdur ki 1876, "Kanun-ı Esâsi" adlı ilk anayasamızın kabul ve ilân edildiği ve ilk meclisin açıldığı tarihtir. Hakan, Abdülhamid Han’dır. Anayasa, bîtaraf yani tarafsız hükümdar nizamını getirmiştir. Bundan dolayıdır ki eli kolu bağlı Sultan, ilk bir buçuk sene devletin felakete gidişini içi kan ağlayarak yalnızca seyredebilmiştir. Cuntadan güç alan Hükûmet, devleti 877/78 Türk-Rus Harbine sürükleyerek binlerce yıllık tarihimizin en büyük felaketine yol açmıştır. Bunun üzerine Padişah, anayasayı mer’îyette bırakmış ve Meclisi feshederek dizginleri eline almıştır. Ancak dışarıdan ve içeriden gelen yıkıcı faaliyetler durmamıştır. Bu faaliyetlerle 1908’de meşruti idare ikinci defa ilân edildi. Padişah, tekrar tarafsız konuma mecbur bırakıldı. Bu hâl de 9 aya yakın sürdü.
Ancak; Sultan Hamid gibi diplomasi dehâsı bir hükümdarın bîtaraf mevkide de olsa işbaşında bulunması İttihad ü Terakki Fırkası, Hükûmet ve ecnebi sevk ve idaresindeki münevverleri rahatsız ediyordu. Bu sebeple devrin Gezi Olayları, devrin 6-7 Eylül Olaylarından başka bir şey olmayan 31 Mart Vak’ası tezgâhı sahnelendi ve Abdülhamîd-i sâni, hal edilerek nezarete alındı. Yerine biraderi Sultan Mehmed Reşâd Han getirildi. V. Mehmed Reşâd, tam mânâsıyla tarafsızdı. Şekil tamamdı. Çok partili hayata geçilmiş, demokrasi, sandık vs. işlemeye başlamıştı. Ne var ki devletin I. Dünya Harbi’ne girmesini, Padişah da Meclis-i Meb’usan da sonradan öğrendi.
Eğer;
Sultan Abdülhamid Han’ın eli-kolu bağlı kalmasaydı imparatorluk, iki kanadında Kafkaslar ve Balkanlarda ve bilhassa Balkanlarda çökmeyecekti. Bunun gibi; meşrutî nizâm sebebiyle tarafsız ve iradesiz olan Sultan Reşâd Han, irade, salahiyet ve müeyyide tatbik edebilme kudretine malik olsaydı devlet I. Dünya Harbi’ne girmeyecek; felaket, 37 yıl sonra kaldığı yerden işe başlayarak memleketi bitiremeyecekti…
Belki de şu yaşananlardan dolayıdır 1924 Anayasası, tarafsız reis-i cumhurluğu terk ederek bugünkü söyleyişle "partili cumhurbaşkanlığı"nı getirdi. 1923-1961 arası, Partili Cumhurbaşkanlığı dönemidir. Tarafsız cumhurbaşkanlığı sistemini, 27 Mayıs darbecilerinin hazırlattığı 1961 Anayasası getirmiştir. O kadar ki Hukuk Fakültesinin birinci sınıfında bize "Cumhurbaşkanı da bayrak gibi semboliktir" cümlesini öğretmişlerdi.
Yakın tarihimizde tarafsızlıklarıyla şöhret bulmuş iki devlet başkanı vardır. Sultan Mehmed Reşad ve Cumhurbaşkanı Fahrî Sâbit Korutürk. Bunlar çâresiz tarafsızlıklardır. Abdülhamid Han’ın vazifesinin bidâyet ve nihâyetindeki dönemleri de ihmal etmeden Sultan Reşâd’la alâkalı tespitimizi yukarıda resmettik.
Cumhurbaşkanı Korutürk’e gelince:
1973-80 arasında devletin başında oldu. Çok netameli günlerdi. Az arkada bir kanlı darbe ve bir muhtıra vardı. Terör ve kaos, sokağa hâkimdi. Günde 20-25 genç ölüyor, 3 ayda bir hükûmet değişiyordu. Bunlar olurken Çankaya’nın sakini sadece seyrediyordu. Sultan Reşad, hiç olmazsa Çanakkale muharebeleri döneminde "asker evlâdları" için şiir yazıyordu. CB Korutürk bunu da yapamıyordu. Bu gidişatın sonu, 12 Eylül Darbesine çıktı.
Sultan Reşad’ın I. Cihan Harbi’ni, Cumhurbaşkanı Korutürk’ün de terör ve darbeyi önleme güçleri var mıydı? En azından "hayır yoktu!" denemez. Böyle bir hüküm, salahiyet vermeden itham etmek olur.
Yetkisiz ve tarafsız devlet başkanlığı sistemi, bir imparatorluğu elimizden aldığı gibi 1960-2010 yılı arasındaki yarım asrımızı da çalmıştır…
Bugün muhalefet, bir Cumhurbaşkanının partisi olmayınca onu tarafsız saymaktadır. O zaman 1923-1960 arası CHP ve DP’li 3 reis-i cumhur için ne denecektir? Bir insanın yahut devlet başkanının tarafsız olması için, partisiz olması şart değildir. Cemal Gürsel, partili değildi, Ahmet Necdet Sezer de partili değildi. Ama bu isimlerin dünya görüşleri belliydi. Kurduğu ANAP’tan istifa ederek Meclis’te usulen and içip Çankaya’ya çıkan Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafsız mıydı?
İnsanları tarafsız yapan, aidiyetleri değil, vicdanları, hakkaniyetleri, adalet anlayışları, dürüstlükleri ve fikir ve hukuk namuslarıdır.
Atalarımız ne kadar veciz söylemişler:
-Bîtaraf olan, bertaraf olur.
"Tarafsız kalan yok olur!" demek. Kim bilir bedeli ne kadar pahalıya ödenmiş ki dudaktan bu söz dökülmüş…
Meşrutî dönemde de Cumhuriyet döneminde de devlet başkanlarına "Sen, burada otur, çay-kahve iç, misafirlerinle hoşça vakit geçir" der gibi onların elini kolunu bağlamanın nelere mal olduğunu düşünüp öylece "tarafsız cumhurbaşkanı" demeli. Bugünkü bir hatayı gelecek birkaç asrın nesilleri çekmekteler. 1293 yani 1877/78 Felaketi yaşanmasaydı sonraki felâketler sökün etmez, I. Dünya Harbi’ne girmesek zirveden tabana düşmezdik.
Millî ve yerli olmak, tarafsızlıktan kıymetlidir…
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619196 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/619196.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT